1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. "BM artık sadece sembolik bir tarihi kurum haline geldi"
"BM artık sadece sembolik bir tarihi kurum haline geldi"

"BM artık sadece sembolik bir tarihi kurum haline geldi"

"Bir zamanlar uluslararası saygınlığa sahip bir kurum olan BM, otoritesi, güvenilirliği ve eylemlerindeki ivmeyi kaybetti, yalnızca sembolik bir tarihi kurum haline geldi."

31 Mart 2026 Salı 00:32A+A-

İran Savaşı BM’yi Etkisizleştiriyor mu?

Abbas Kabbari / Fokus+


 

Dünya, uluslararası kurumlarını savaşların gölgesinde kurdu. Milletler Cemiyeti, Birinci Dünya Savaşı’nın doğrudan sonucu olarak ortaya çıkarken, Birleşmiş Milletler (BM) İkinci Dünya Savaşı’nın ardından kuruldu. Her iki örgüt de “barış ve güvenliğin” hakim olduğu bir dünya inşa etmeyi hedefledi. 

Ancak bu hedef, özellikle BM Şartı tarafından veto yetkisi verilen ve bu yetkiyi sonuna kadar kötüye kullanan büyük güçlerin tek taraflı eylemleri nedeniyle sayısız zorlukla karşılaştı.  

Bir zamanlar uluslararası saygınlığa sahip bir kurum olan BM, otoritesi, güvenilirliği ve eylemlerindeki ivmeyi kaybetti, yalnızca sembolik bir tarihi kurum haline geldi. 

Son on yılda dünya, uluslararası etkileri olan savaşlara sahne oldu. Şubat 2022’den bu yana süren Rusya-Ukrayna savaşıyla başlayan süreç, bugün ABD ve müttefiki İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşla devam ediyor.  

Bu dönemde ayrıca, Mayıs 2021’deki “Kudüs’ün Kılıcı Operasyonu” ve Ekim 2023’teki “Aksa Tufanı” gibi Filistin direnişi ile İsrail ordusu arasında birden fazla savaş yaşandı. 

Bunun yanı sıra Hindistan ile Pakistan, Pakistan ile Afganistan arasında kısa süreli savaşlar patlak verdi.  

Suriye’de ise muhalif grupların Esed rejimine karşı yürüttüğü operasyonlar, ülkenin rejimden kurtarılmasıyla sonuçlandı.  

BM, bu devam eden savaşlar ve çatışmalar sırasında en uzun süreli hareketsizlik dönemini yaşadı. 

Tüm bu uzun soluklu savaşlar ve ani çatışmalar sırasında BM organları, tarihinin en uzun etkisizlik dönemlerinden birini yaşadı.  

Aynı zamanda ülkelerin, çatışmaları yönetmek ya da barışı tesis etmek için BM dışında alternatif yollar aradığı gözlemlendi. Oysa bu görevler BM Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) temel sorumlulukları arasında yer alıyor. 

Trump ve BM 

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl Ocak ayında başlayan ikinci görev döneminden bu yana, sekiz çatışmayı sona erdirdiği gerekçesiyle Nobel Barış Ödülü’nü hak ettiğini defalarca iddia etti. 

Ancak müdahil olduğu tüm çatışmalarda gerilim daha da arttı ve bu krizlerin temel nedenleri çözümsüz kalmaya devam etti. Dahası, doğrudan ABD desteğiyle yeni çatışma alanları ortaya çıktı. Bunların ilki Venezuela, son örneği ise İran oldu. 

Kısa süre önce Gazze “Barış Kurulu”nu kuran Trump, 2026 yılına BM ilkelerine açıkça aykırı bir adımla başladı.  

BM üyesi bir ülke olan Venezuela’nın devlet başkanını yatak odasından kaçırdı. 

Ardından kendisini ülke yönetimi üzerinde “vesayet makamı” ilan etti ve herhangi bir BMGK kararı olmaksızın, açık bir işgal eylemiyle Venezuela’nın petrol üretimini yönetme hakkına sahip olduğunu açıkladı. 

Ardından, bir ay sonra İran’a savaş açarak, Körfez müttefiklerinde çatışmalara yol açtı ve onları yakın zamanda sona ermeyebilecek derin siyasi, ekonomik ve sosyal tehditlerle baş başa bıraktı! 

Uluslararası meşruiyet ve ABD savaşı 

İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ABD, Vietnam’dan Somali’ye, Irak’tan Afganistan’a kadar yürüttüğü tüm savaşlarda, bir yandan ahlaki bir çerçeve, diğer yandan da yasal bir çerçeveye dayandı. 

Bunlar, BM’nin himayesinde, BMGK’nın 7. bölümü kapsamındaki kararlarıyla veya daha sonra BM tarafından tanınan fiili bir uluslararası koalisyon aracılığıyla yürütülen savaşlardı.  

Belirtilen ahlaki gerekçeleri, dünyayı terörizmin kötülüklerinden arındırmak, kendilerini veya müttefiklerini savunmak veya uluslararası barış ve güvenliği korumaktı. 

Buna karşılık, ABD’nin yakın müttefiki İsrail ile birlikte İran’a karşı yürüttüğü mevcut savaşta, ABD’nin önceki savaşlarında kurmaya hevesli olduğu ahlaki gerekçe yoktu.  

Aynı şekilde, bu savaş için uluslararası bir yetkilendirme de söz konusu olmadı. BM Şartı’na veya bir BM kararına uygun olarak başlatılmadı.  

Jeopolitik olarak en yakın ittifak olan NATO bile, Genel Sekreteri Mark Rutte aracılığıyla "NATO'nun bu meseleye karışma veya bunun bir parçası olma konusunda kesinlikle hiçbir planı olmadığını" açıkladı. 

ABD’nin bazı müttefikleri de savaşa katılmayı açıkça reddetti. Örneğin İspanya buna net şekilde karşı çıkarken, İngiltere dolaylı olarak reddetti. Diğer Avrupa ülkeleri ise sürece mesafeli kaldı. Böylece ABD ve İsrail, uluslararası bir koalisyon olmaksızın saldırıları tek başlarına yürüttü. 

İran ise, ABD’nin hava saldırıları sonrasında, özellikle savaşın başlarında Tahran ve diğer bölgelerde yaygın yıkıma yol açması nedeniyle, bu savaştaki eylemleri için ahlaki bir gerekçe, yani “meşru müdafaa” gerekçesi sundu. 

Söz konusu saldırılar, yoğun nüfuslu yerleşim alanları ve okullar gibi hassas tesisleri, özellikle de İran’a göre 165’ten fazla öğrencinin ölümüne yol açan ve BM’nin soruşturma başlatmasına neden olan Şecere Tayyibe” Kız Okulu’nu hedef aldı. 

ABD’nin hava saldırıları, İran’ın siyasi ve askeri figürlerini, özellikle de savaşta suikast listesinin başında yer alan Dini Lİder Ayetullah Hameney’i hedef aldı.  

Bu, İsrail’in Hameney’i Aksa Tufanı Savaşı’ndaki tutumu nedeniyle intikam alma arzusunu tatmin etmek ve Trump’ın Hameney’i öldürmese bile bunu başarabileceği iddiası nedeniyle yapıldı! 

İran’ın ahlaki anlatısını güçlendiren bir diğer nokta ise, ABD’nin Umman’da düzenlenen diplomatik görüşmeler sürerken İran’ı hedef almasıdır. 

Bu durum, ABD’nin sponsorluğunda savaşı sona erdirmeyi amaçlayan müzakerelerin hemen öncesinde, İsrail’in Katar’ın başkenti Doha’da Filistinli müzakere heyetini hedef alan ancak başarısız olan saldırı girişimini hatırlattı.  

Mevcut durum da, Trump’ın ABD’sinin, Netanyahu’nun İsrail ile işbirliği içinde benimsediği, müzakere ve diplomasinin etkinliği ve güvenilirliğini baltalayan tekrarlayan bir yaklaşımı temsil ediyor. 

Ayrıca Doha ve Amman’daki Körfez arabuluculuk çabalarına büyük bir darbe vuruyor ve arabulucu ülkelerin rolünü azaltarak diğer konuları da potansiyel olarak etkiliyor. 

İran’ın konumunu güçlendiren bir diğer faktör ise, ABD ve İsrail tarafından yürütülen bu savaşın uluslararası forumlardan yasal bir dayanağı olmaması ve BMGK veya BM tarafından herhangi bir karar alınmamış olmasıdır. 

Milletler Cemiyeti: Tarih tekerrür mü ediyor? 

Milletler Cemiyeti, bazı devletlerin attığı adımlar ve örgütten çekilmeleriyle sarsıldı. Ancak bu sürecin öncesinde, Milletler Cemiyeti’nin asli görevlerini yerine getirememesi söz konusuydu. 

1931 yılında Japonya’nın Mançurya’ya yönelik askeri saldırısını durduramayan Milletler Cemiyeti, yalnızca Japonya’yı oy birliğiyle üyelikten çıkardı. 

Benzer bir tablo, İkinci Dünya Savaşı’nın öncesinde de tekrarlandı. 1939’da Nazi Almanyası’nın Polonya’yı işgal etmesi ve İngiltere ile Fransa’nın savaş ilan etmesiyle tekrar yaşandı. 

Bu süreçten önce İtalya, 1937’nin sonlarında Etiyopya’yı işgal etmesinin ardından Milletler Cemiyeti’nden ayrılmış, İspanya’da faşist yönetimin iktidara gelmesiyle 1939’da örgütten çekilme kararı alınmıştı.  

Kısa bir süre sonra Milletle Cemiyeti, Finlandiya’ya karşı savaşı nedeniyle Sovyetler Birliği’ni ihraç etti.  

Tüm bu gelişmeler, Milletler Cemiyeti’nin ağır bir başarısızlık yaşamasına ve hem Cemiyetin üyesi olarak kalan hem de ayrılan büyük dünya güçlerinin İkinci Dünya Savaşı’nı başlatmaya karar vermesiyle fiilen çökmesine neden oldu.  

Bu durum şimdi de varoluş nedenini kaybetmeye başlayan BM’de tekrarlanıyor. Ne savaşı önlemek için müdahale ediyor, ne de devletlerin –dolaylı da olsa– sistem dışına çıkma eğilimlerine karşı koyabiliyor. Ayrıca çatışma bölgelerinde barışı tesis etmeye çalışan kurumlarını da yeterince koruyamıyor. 

Filistin’de UNRWA’nın varlığını sürdürememesi ve Lübnan’ın güneyindeki UNIFIL güçlerinin 2024’ten bu yana artan İsrail saldırılarına karşı korunamaması, bu zafiyetin örnekleri arasında gösteriliyor.  

Bunlar, Milletler Cemiyeti’nin son günlerinde karşılaştığı sorunlara benzer sorunlar. "Rolünün aşırıya kaçması ve sembolik gücünün azalması", Milletler Cemiyeti’nin çöküşünün en önemli nedenleri olarak kabul ediliyor. Bu olgu, BM örneğinde de güçlü bir şekilde yankı buluyor. 

Körfez bıçak sırtında! 

İran’a yönelik savaş, karmaşık bir tablo ortaya koyuyor. İki taraf arasında süren savaşın etkisi, doğrudan taraf olmayan üçüncü aktörlere de yansıyor.  

Körfez ülkeleri, dahil olmadıkları ve devam edip etmeyeceği konusunda söz sahibi olmadıkları bir savaştan etkileniyor.  

Bu durum, bölge ülkelerini zor bir denklemin içine itiyor. Kendi topraklarına yönelik saldırıları kınayan Körfez ülkeleri, İsrail ve ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşı kınamaktan kaçınıyor. 

ABD savaş uçaklarının Körfez’deki üslerden kalkması ise İran tarafından, bu ülkelerin saldırılara dahil olduğu yönünde bir kanıt olarak gösteriliyor.  

Tahran yönetimi bu belirsiz duruşu, ABD askeri hedeflerine yönelik saldırılarını meşrulaştırmak için kullanıyor.  

Körfez’deki petrol tesisleri ile sivil yerleşim ve ticari alanlara yönelik saldırılar ise herhangi bir gerekçeyle açıklanamaz nitelikte değerlendiriliyor. 

Körfez ülkelerinin içinde bulunduğu bu durum, BM’nin temel görevlerinden biri olan üye ülkelerin barış ve güvenliğini sağlama konusundaki en önemli rolünü yerine getirememesinin açık ve pratik bir örneğidir. 

Ancak BM, enerji, uluslararası denizcilik ve uluslararası ticaret gibi çalışmaları için son derece önemli olan birçok alanda dünyayı etkileyen açık etkisine rağmen, bu gelişmeler karşısında dikkat çekici bir şekilde varlık göstermedi. 

Bu koşullar, dünya savaşlarından önce yaşanan ve şu anda yaşananlara benzer motivasyonlarla başlayan anları hatırlatıyor. Bu savaşlar, meydan okuma ve gereklilikten doğan iki karşıt kampa hızla dönüştü. 

Ancak kesin olan şu ki, üçüncü bir dünya savaşı durumunda, bölgedeki birçok ülke, haritasında ortaya çıkacak yeni dünya düzeninde yer bulamayabilir. 

Belki de böyle bir savaştan sonra İran, egemen bir devlet olarak kendi topraklarında varlığını sürdürecektir, ancak çatışma nedeniyle zayıflamış bir devlet olacaktır. 

İsrail devleti sonsuza dek çökebilir ve hatalarıyla kendine zarar veren birinin kaderini anlatan bir atasözü olan "kendi etti, kendi buldu" durumuna düşebilir. 

Fakat büyük bir dünya savaşının patlak vermesinden en çok etkilenecek olanın BM olacağı kesin. 

Zira ya kalıntıları üzerine yeni bir örgüt kurulacak ya da gücünün büyük bir kısmını kaybederek avının peşinden koşamayan, kükremesiyle de peşindekileri korkutamayan bir "kağıttan kaplan" haline gelecektir! 

 

HABERE YORUM KAT

1 Yorum