1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. BAE 'Bağımsız ve İstikrarlı' Libya Çabalarını Baltalıyor
BAE 'Bağımsız ve İstikrarlı' Libya Çabalarını Baltalıyor

BAE 'Bağımsız ve İstikrarlı' Libya Çabalarını Baltalıyor

“BAE Hafter’in Trablus'u ele geçirmesine yardım ediyor gibi görünse de, asıl amacı bağımsız ve istikrarlı bir petrol zengini Libya’nın ortaya çıkmasını önlemek.”

01 Nisan 2020 Çarşamba 15:27A+A-

Analiz: Jonathan Fenton-Harvey  / AA

Yakıcı ideolojik ve tamahkar güdülerle hareket eden Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) kendisiyle sınır dahi paylaşmadığı Libya’ya senelerdir müdahale etmekte. Fakat bu uzaklığına rağmen, petrol zengini Kuzey Afrika ülkesinin siyasi geleceği, BAE'nin genel jeopolitik hırsları adına bir “ya batarsın ya çıkarsın” durumu sunuyor.

Nisan 2019’da Tobruk merkezli darbeci General Halife Hafter, ismi kendinden menkul “Libya Ulusal Ordusunu” seferber etti ve Birleşmiş Milletler (BM) destekli Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni (UMH) devirmeye ve tüm ülkeyi ele geçirmeye ahdederek Libya'nın başkenti Trablus’un üstüne yürüdü. Hafter’in çeşitli devletler tarafından desteklenen hareketi, daha önce gerçekleşen umut verici barış görüşmelerini çökertmişti.

Hafter diplomatik bir haçlı seferi başlattı ve “teröre karşı” ve istikrar adına mücadele eden bir güç olduğuna dair anlatıları, zaman içinde kendisine çeşitli uluslararası güçlerden destek kazandırdı. Eski lider Muammer Kaddafi’nin 1987 yılında sürgün hayatına zorladığı Hafter, 2011 devrimi sırasında Libya'ya geri döndü. Hafter, o zamandan beri kendisini Doğu Libya'nın baskın gücü olarak ikame etti ve Libya’nın diplomasiye dair umutlarını parçalamaya ve ülkede bir askeri yönetim kurmaya çalışıyor.

Rusya, Fransa, Mısır ve Suudi Arabistan Hafter’i kendi ekonomik ve jeostratejik kaygıları nedeniyle desteklerken, BAE, Hafter’i güçlendirmek ve doğu Libya üzerindeki kontrolünü kolaylaştırmak için -bu tartışılır olsa da- diğer tüm devletlerden daha büyük, daha proaktif bir rol üstlendi. Ayrıca Hafter’in süregiden saldırılarına çok mühim destek verdi.

Abu Dabi Hafter’i “Sisi 2.0” olarak görüyor

Türkiye'nin UMH’ye askeri desteği ve Rusya'nın müzakerelere katılmaya istekli olması, başlangıçta Hafter’i Ocak ayında Moskova'da düzenlenen ateşkes anlaşmasında müzakere masasına oturmaya zorlamış olsa da Hafter görüşmelerden hışımla ayrıldı ve saldırısına derhal kaldığı yerden devam etti. Hafter halihazırda Libya'nın başkentini ele geçirme mücadelesine devam ediyor ve son haftalarda -saldırılarına havan topları da destek olarak- Trablus'u kesintisiz bir şekilde bombalıyor [1].

BAE’nin Hafter’e sağladığı kesintisiz destek, Ocak ayındaki barış görüşmelerini terk etme konusunda kendisini güvende hissetmesini sağlarken diğer yandan Hafter güçlerinin uluslararası desteğe ne derecede bağımlı olduğunu da gösterdi. Bu destek olmasaydı, Hafter saldırılarına devam edemezdi.

Abu Dabi demokratik hareketleri ve İslamcı güçleri, özellikle de Müslüman Kardeşler'i ezerken, kendi bölgesel imparatorluğunu kurmak için tamamen gözünü karartmış durumda. Bölge çapında protestoların ve hareketlerin geleneksel otoriter rejimlere karşı reform çağrısı yaptığı 2011 Arap Baharı ayaklanmasından bu yana BAE, kendi otokratik siyasi sistemi içinden reforma yönelik baskılar gelmesine sebebiyet verebileceği düşüncesiyle, bu tür reform çağrılarıyla mücadelede gizli fakat önemli bir rol oynamıştır. BAE ayrıca kendi nüfuzunu yürütme yolunda otoriter liderleri manipüle etmeyi daha kolay bir yöntem olarak görüyor.

BAE benzer şekilde, çeşitli ülkelere müdahalesini haklı göstermek için Hafter’in “istikrardan yana olma” söylemini paylaşıyor; böylece Hafter’le tamamen aynı yaklaşımı sergilerken onu BAE'nin Libya’ya dair arzuları için yararlı bir ortak olarak sunuyor. Abu Dabi Hafter’i “Sisi 2.0” olarak görüyor, zira, tıpkı Mısır'da Suudi Arabistan’la birlikte Temmuz 2013’deki askeri darbeyi fonlaması gibi, Libya’da da Emirlikler desteğine bağımlı anti-demokratik bir askeri rejim kurmanın peşinde.

Attığı adımlar sadece Hafter’in askeri operasyonlarını güçlendirmesine rağmen BAE, Libya’daki rolünü motive eden unsurların sadece “insani yardım” ve “güvenlik” olduğunu söylüyor ve hatta bu istikrarsızlaştırılmış ülkeye yaptığı yardımlarla sık sık da övünüyor. Bununla birlikte, bu tür anlatıların tasarlanma sebebi, kendisine, bölgede ama özellikle de Yemen çatışmasında yaptığı gibi, müdahalelerini ve jeopolitik isteklerini uluslararası toplumdan gizlemek için daha büyük bir diplomatik örtbas imkânı sağlayabilmektir.

BM’nin silah ambargosunu doğrudan ihlal edecek şekilde Abu Dabi, Hafter’e askeri destek sağladı [4] ve bunu bizzat Hafter ve Libya Ulusal Ordusuyla müttefik olan siyasetçiler ikrar etmiş durumdalar. BAE Hava Kuvvetleri Hafter güçlerinin, Trablus’a yapılan daha yakın zamandaki saldırılar da dahil olmak üzere [5], doğu Libya üzerindeki kontrolünü sağlamlaştırmasında önemli rol oynayarak Hafter’in ilerlemesine büyük destek sağlamış oldu. BAE ayrıca doğu Libya'da askeri üsler [6] kurdu ve ülkedeki yerini nasıl da güç kullanarak güvence altına almaya çalıştığını gösterdi.

BAE aynı zamanda Hafter güçleriyle birlikte savaşmaları için paralı askerler kullandı; bu ise ona apaçık, bir askeri desteğin sağladığından daha büyük bir diplomatik kılıf sağlıyor. Sudan medyasında Ocak ayında [7] BAE’nin, kendilerine Emirliklerde kazançlı güvenlik işleri sağlanacağı söylenerek kandırılan ve fakat daha sonra savaşmak için Libya’ya gönderilen Sudanlıları devşirdiğini bildiren haberler yayınlandı.

Libya'nın petrol kaynakları sömürülüyor

BAE, Ulusal Libya Ordusunun ilerlemesine yardımcı olmanın yanı sıra Libya’nın muazzam doğal kaynaklarını Hafter’in kontrolü altına almaya ve bunları kendi çıkarları için sömürmeye çalışıyor. Libya’nın Ulusal Petrol Şirketi 16 Mart'ta BAE’yi uluslararası hukukun hilafına ülkenin doğusuna yakıt ihraç etmekle suçladı ve bunun Abu Dabi’nin Libya’yı kendi ihracatına bağımlı hale getirme isteğini gösterdiğini belirtti. Geçen Haziran ayında ise, BAE ve Hafter, petrol sevkiyatını BM’nin yönlendirdiği kanallardan yasadışı bir şekilde çekerek Emirliklerin petrol şirketleri aracılığıyla yeniden yönlendirme konusunda anlaştılar; bu da BAE’nin Ulusal Petrol Şirketini (NOC) yok etmek ve UMH’nin Libya’nın kaynakları üstündeki kontrolünü sonlandırmaya yönelik teşebbüslerini gösteriyor.

Abu Dabi, daha önce, eski cumhurbaşkanı adayı ve Libya’nın eski BAE büyükelçisi Arif en-Nayid’in de [10] aralarında bulunduğu BAE yanlısı siyasileri destekleyerek Libya hükümeti içinde daha büyük nüfuz elde etmeye çalışmıştı. Bu tür girişimler başarısız kalmakla birlikte, Abu Dabi’nin kolayca manipüle edebileceği bir Libya hükümeti kurmaya çalıştığını gösteriyor.

BAE Hafter’in Trablus’u ele geçirmesine yardım ediyor gibi görünse de, birincil hedefi bağımsız ve istikrarlı bir petrol zengini Libya'nın ortaya çıkmasını önlemektir. Zira bağımsız ve istikrarlı bir petrol zengini Libya’nın ortaya çıktığı bir senaryo, Libya’nın, BAE ile rekabet etmesini ve Abu Dabi’nin bölgesel egemen bir güç olma arzusunu tehdit etmesini sağlayacak şekilde Avrupa’dan ve uluslararası arenadan daha fazla yatırım celbetmesi anlamına gelecektir.

Bu nedenle BAE, Ulusal Libya Ordusunun Libya’nın doğusu ve petrol sahaları üzerindeki kontrolünü desteklerken, Libya’daki bölünmeleri daha uzun ömürlü kılmak için Hafter’a destek vermeyi sürdürecektir. Yemen ve Somali’deki manipüle edilemeyen merkezi hükümetleri zayıflatmak, böylece kendi nüfuzunu artırmak için bölücü grupları desteklemek suretiyle uyguladığı böl ve yönet politikaları BAE’nin bölgede genel olarak uyguladığı taktiklerinin bir göstergesi.

BAE’nin Hafter’in Trablus'u ele geçirmesine yardım etme çabalarının akamete uğrama emareleri gösterdiği bu sıralarda ortaya parçalanmış bir Libya’nın çıkması giderek daha muhtemel hale geliyor. Ne de olsa, Türkiye'nin UMH’ye verdiği askeri destek onu Hafter’in ilerlemelerine karşı güçlendirirken, UMH diğer yandan Hafter’in Trablus'u çevreleyen güçlerini püskürtmek için 25 Mart’ta yeni bir saldırı başlattı [11]. Ancak yine de UMH’nin Hafter'i yenmek için yapabileceği pek bir şey yok.

Abu Dabi ve diğerlerinin desteği, Hafter'i kısa vadede ortadan kaldırılamayacağı bir konuma getirdi ve varlığının Libya’nın siyasi geleceği içinde kabul edilmesi gerekiyor. Hafter Trablus’u ele geçiremese bile, güç şehvetiyle şekillenen emelleri onu kurulacak herhangi bir hükümetteki siyasi nüfuzunu azami dereceye çıkarmaya çalışmaya itiyor.

Öte yandan, Başbakan Fayiz el-Serrac da dahil olmak üzere UMH politikacıları BAE’nin ülkeye müdahalesini [12] yerden yere vururken Abu Dabi’nin Libya'daki zararlı rolüne yönelik eleştiriler yapılıyor. Bu tür kınamalar BAE’nin eylemlerine dair farkındalığın artırılmasına yardımcı oluyor.

Yine de BAE’nin, Abu Dabi üzerinde gerçek bir tasarruf gücüne sahip olan Batılı müttefiklerinin ya Hafter’in savaşını desteklediği ya da -tıpkı ABD ve İngiltere’nin durumunda olduğu gibi- Libya’daki kaosa kayıtsız kaldığı bir ortamda BAE, Libya’ya müdahalesiyle ilgili olarak cezasız kalmaya devam edecektir. Bu arada, Birleşik Arap Emirlikleri'ne daha büyük bir paravan sağlama ihtimali bulunan mevcut Kovid-19 pandemisi, küresel dikkati bu bölgesel müdahalenin siyasi ve insani sonuçlarından daha da uzaklara yönlendirecektir.

(Mütercim: Ömer Çolakoğlu)

HABERE YORUM KAT