Allah’a nasıl yaklaşırız? -5

Allah’a nasıl yaklaşırız? -5

Haşr Suresi’ndeki Allah’ın isimlerinin kendine özgü eşleşmeleri ve sıralamasının amacı nedir? Bu, Allah hakkındaki bilgimizi nasıl artırabilir ve bizi O’na nasıl yaklaştırabilir?

Jinan Yousef / Yaqeen Institute
Çeviri: Barış Hoyraz - Haksöz Haber


5. Bölüm

9. “Yüce Olan”

Önceki isimler kalplerimize güven verirken, el-Muhaymin hem bize güven verir hem de Allah’ın kudretine karşı bizi uyarır. Bunu izleyen “el-Aziz”, O’nun her şeyi kapsayan kudretini daha da vurgulamak ve açıklamak için gelir. Gerçekten de bu dünyada güç aranır ve insanlar bazen bu dünyanın güçlülerinin gözüne girmek için onur kırıcı davranışlarda bulunurlar. Yalan söyleyebilir, hile yapabilir ve hatta kendilerini küçük düşürebilirler. Kendi değerlerine ve ahlak kurallarına aykırı davranabilirler; tüm bunlar “izza”yı —güç, şan ve şeref— elde etme çabasıdır.88

Ancak, Allah’ın bu dizide bahsedilen bir sonraki isminde bize bildirdiği gibi, Yüce (el-Aziz) olan Allah’tır. O, boyun eğdirilemeyen, her şeyi fetheden ve her şeyi Kendisine boyun eğdiren O’dur.89 İnsanların bu kadar arzuladığı ‘izza’yı ancak O verebilir. Allah şöyle buyurur: “Onların sözleri seni üzmesin. Şüphesiz şeref (ʿizza) tamamen Allah’a aittir. O, Her Şeyi Duyan, Her Şeyi Bilen’dir.”90

Şüphesiz, Allah’ın kanunlarını hiçe sayan ve kendilerini cezasız hissedecek kadar küstah olanlara Allah şöyle der: “Onlar Allah’ı hak ettiği şekilde takdir etmemişlerdir. Şüphesiz Allah, Güçlü ve Kudret Sahibi’dir (ʿAzīz).”91

Kişi ne kadar güç ya da kudret (quwwa) sergilerse sergilesin, haysiyet içermiyorsa bu gerçek ‘izza değildir. Bu bize, güç ve haysiyet için Allah’a yönelmemizi, O’nun emirlerine uymamızı ve O’nun hoşnut olmadığı her şeyden kaçınmamızı öğretir.

Gerçekten de, el-ʿAzīz’in gerçek kulları, haysiyetlerini O’ndan alan, kendilerine saygı duyan ve içsel bir güce sahip olanlardır. İnsanlar genellikle güçlerini ve önem hissettiklerini otorite, servet, popülerlik, sosyal statü, etnik köken veya milliyet gibi dünyevi kaynaklardan alırlar. Oysa gerçekte güç veren ve şeref bahşeden Allah’tır; gerçek haysiyet ise O’na kulluk etmekten ve O’na itaat etmekten gelir. Çabalarımız O’nun adına ve O’nun için olduğunda, dünyevi meselelerin üzerimizdeki etkisinden kurtuluruz. Ömer ibn el-Hattab (ra) şu meşhur sözü söylemiştir: “Şüphesiz biz utanç verici bir kavimdik ve Allah bizi İslam ile onurlandırdı (aʿazzanā). Eğer Allah’ın bizi onurlandırdığı şeyin dışında başka bir şeyden şeref ararsak, Allah bizi rezil edecektir.”92

Peki, Allah’tan bu ‘izza’yı nasıl elde edebiliriz? Allah, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “Kim şeref ararsa, şerefin tamamı Allah’a aittir.”93

Allah’tan gelecek bu şeref ve güce ulaşmanın yolu, O’nu hatırlamak ve salih olmaktır; özellikle de bu, nefsimizin arzularıyla çeliştiği zamanlarda. Allah şöyle buyurur: “… Şüphesiz, Allah katında sizden en üstün olan, sizden en salih (atqākum) olandır.94

Şüphesiz Allah, her şeyi bilen ve her şeyin farkında olandır.”95

Aslında, “Ey Allah, beni (aʿizzanī) sana itaat etmekle onurlandır ve itaatsizlikle küçük düşürme” demek, erdemli kimsenin duasıydı.96

İbn Kayyim, imanımız ve bu imanın Allah’a itaat olarak tezahür etmesiyle onurlandırıldığımızı hatırlatır.97

10. “Mutlak güç sahibi” (el-Cebbar)

El-Aziz üzerine derinlemesine düşündükten sonra, Allah dikkatimizi “Zorlayan/Mutlak güç sahibi” (el-Cebbar) ismine yöneltir. İzza, bize Allah’ın kudretini ve adaletini hatırlatırken, O’na karşı hürmet ve itaat temelinde güçlenmemizi öğretir; sıradaki isim ise hem yaratıklar üzerindeki kudretini vurgular hem de haksızlığa uğradığımızda bize teselli verir. Belki de bir sonraki ismin el-Cebbar olması, bu hikmetin bir parçasıdır; bu ismin iki ana anlamı vardır:

1) tüm kullarını zorlayıp boyun eğdirebilen, tüm yaratılmışların O’na boyun eğdiği

2) kırılanları onaran ve yoksulları zenginleştiren.98

El-Cebbar, gerçek anlamda zorlayabilen tek O’dur ve bunun örnekleri bolca mevcuttur. Sihirbazlar yalnızca illüzyonlar yapabilirken, El-Cebbar Musa’nın asasını gerçek bir yılan haline getirdi.99 O, hepimizi türümüzün sınırları içinde tutar ve bizi, kuşlar gibi kanatlara sahip olamayan insanlar olmaya mecbur kılar.100 El-Cebbâr, zorbaları da kendi iradesine göre zorlar; onların zulümlerinin hesabını, bazen bu dünyada, kesinlikle de ahirette sorar.101

Peygamberimiz’in ﷺ şöyle dediği rivayet edilir: “Kibirli ve zalimler, Kıyamet Günü’nde minik zerrecikler halinde toplanacaklar. İnsanlar, Yüce Allah katındaki rezillikleri nedeniyle onları ayakları altında ezecekler.”102 El-Cebbar, aynı zamanda kırılanı onaran ve kalpleri teselli eden O’dur.103

Kırık bir kemiği sabitlemek için kullanılan atelin Arapça karşılığı “cebira”dır ve bu kelime, “cebbar” kelimesiyle aynı kökten gelir. Bu nedenle, kırılmış ve haksızlığa uğramış olan bizler için bu isim çok değerli bir anlam taşır. Kur’an’da, Musa’nın (as) annesinin oğlunu nehirde bıraktığı an şöyle anlatılır:

“Musa’nın annesinin kalbi o kadar sızladı ki, [Allah’ın vaadine] iman etmesi için onun kalbini yatıştırmasaydık, neredeyse oğlunun kimliğini ele verecekti.”104

Bebeğinden ayrılmanın verdiği ıstırap ve bebeğinin içinde bulunduğu tehlike arasında, onu teselli eden el-Cebbar’dı: “Böylece onu annesine geri verdik ki, gözü rahatlasın, kederlenmesin ve Allah’ın vaadinin doğru olduğunu bilsin; ancak çoğu bunu bilmez.”105

Bu durumda, el-Cebbar bebeği annesine geri verdi ve kadın teselli bulup rahatladı. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, kalplerimiz her zaman istediğimizin verilmesiyle iyileşmez; çoğu durumda bize tamamen başka bir şey verilir. Peygamberimiz ﷺ, sevgili yuvasını terk etmek zorunda kalana kadar kendisine zulmeden kavmi tarafından haksızlığa uğradı. Mekke hakkında şöyle dedi: “Allah’a yemin ederim ki, en iyi ve en sevilen beldesiniz. Sizden kovulmasaydım, sizden ayrılmazdım.”106

Peygamberimiz’in ﷺ kalbi kırılmıştı. Mekke’den ayrılmak istemiyordu ve Medine’deki hayat da kolay değildi. Sahabeler de çok hastalandılar ve Mekke’ye geri dönebilmeyi dilediler. Peygamberimiz ﷺ, Allah’a şöyle dua etti: “Ey Allah’ım! Mekke’yi sevdiğimiz kadar, hatta ondan daha fazla Medine’yi sevmemizi sağla.”107

Ve gerçekten de Medine, zamanla onların sevdiği yer haline geldi ve gerçek yuvaları oldu.

Allah, bize çeşitli şekillerde teselli verir ve kırık kalplerimizi iyileştirir. Bazen bu, sevgili bir dostun yüreklendirici bir sözüyle ya da Allah’a dua edip ağlamaya ilham bulmakla gerçekleşebilir. Peygamberimiz ﷺ şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz, Yüce Allah uğruna bir şeyden vazgeçtiğinizde, Allah onu daha hayırlı bir şeyle değiştirir.”108

Şüphesiz, bir şey elimizden alındığında Allah’ın bize verebileceği en güzel şey, Kendisidir.

Bu isim, Allah’ın azametine hayranlık uyandırır, haksızlık yapmaktan korkmamızı sağlar ve yine de her şeyi iyileştirebilen O’nda teselli bulmamızı mümkün kılar.

Dipnotlar:

88. Hans Wehr, 713.

89. Tafsīr al-Saʿdī, https://tafsir.app/saadi/59/23; İbn ʿʿĀşur, al-Taḥrīr, https://tafsir.app/ibn-aashoor/59/23.

90. Kur’an-ı Kerim 10:65.

91. Kur’an-ı Kerim 22:74.

92. El-Ḥākim el-Naysapūrī, el-Mustadrak ʿalā el-Ṣaḥīḥayn, 207.

93. Kur’an-ı Kerim 35:10.

94. İbn el-Kayyim şöyle demiştir: “Takva üç seviyeden oluşur: Birincisi, kalbi ve uzuvları günahtan ve haram eylemlerden korumaktır. İkincisi, onları istenmeyen şeylerden korumaktır. Üçüncüsü ise, başkalarının işlerine karışmaktan ve kişinin ilgilenmesi gerekmeyen konulardan uzak durmaktır. Birincisi kuluna hayat verir, ikincisi ona sağlık ve güç verir, üçüncüsü ise ona mutluluk ve sevinç verir.” İbn el-Kayyim, Badāiʿ el-Fawāʾid, 45

95. Kur’an-ı Kerim 49:13.

96. İbn el-Kayyim el-Cevziyye, el-Cevâb el-kâfî (Kazablanka: Dâr el-Ma’rifa, 1418 H./1997 M.), 59.

97. İbn el-Kayyim el-Cevziyye, İghāhat el-lahafān min maṣāyid el-şeytan (Riyad: Maktabat el-Maʿārif, tarihsiz), 181.

98. Tafsīr al-Saʿdī, https://tafsir.app/saadi/59/23.

99. Kur’an-ı Kerim’de şöyle denmektedir: “Birdenbire, sihirleri yüzünden ipleri ve asaları ona hareket ediyor gibi göründü.” Kur’an-ı Kerim 20:66.

100. İbn Aşur, el-Tahrir, https://tafsir.app/ibn-aashoor/59/23.

101. Muqaddim, Asmāʾ Allāh al-ḥusnā, 141.

102. İbn Abî el-Dunya, el-Tawāḍuʿ wal-khumūl, 224.

103. A.g.e., 140.

104. Kur’an-ı Kerim 28:10.

105. Kur’an-ı Kerim 28:13.

106. Sunan el-Tirmidhi, no. 3925.

107. Sahih el-Buhari, cilt 3, kitap 30, no. 113.

108. Musnad Ahmed, no. 23074.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir