

Benim Rabbim Allah’tır. Açığa vurulanı da, gizlide yapılanı da bilen O’dur. Bana ve benim yolumun yolcusu müslümanlara kalplerinizde taşıdığınız düşmanlıklarınızı, gizli gizli planladığınız komplolarınızı da benim Rabbim çok iyi bilmektedir.
Sizin durumunuz her yönüyle O’na açıktır. Size azap edeceği zaman, durumunuzun gizlisini de açığını da bildiğinden dolayı azap edecektir. Azabımızı ertelerse, bu ertelemenin hikmetini de ancak O bilir.
“Bilemem; belki de azabınızın ertelenmesi sizin sınavdan geçirilmeniz ve belirli bir sürenin sonuna kadar dünya nimetlerinden yararlandırılmanız içindir.”
Bu geciktirme ile yüce Allah’ın neyi irade ettiğini bilemem. Belki de, O, bu geciktirmenin sizin için bir imtihan ve deneme aracı olmasını diliyor. Sizi bir süre oyalanasınız diye bırakıyor. Sonra o güçlü ve etkin yakalayışı ile yakalar sizi.
Bu şekilde bilmediğini ifade etmekle son derece etkileyici bir uyarı yöneltmektedir gönüllerine. Böylece her türlü ihtimali düşünmelerini, ansızın kendilerini yakalayacak dehşetin korkusunu içlerinde taşımalarını sağlıyor. Gönüllerini nimetlerle oyalanmanın getirdiği boş vermişlikten uyarıyor. Belki de bunun ötesinde bir imtihan ve deneme unsuru yatmaktadır fikrini uyandırıyor. Ne zaman geleceği ve nasıl geleceği belli olmayan bir azabı düşünmek, insan ruhunun sürekli korku içinde bulunması, sinirlerin gergin olması ve her an için perdenin kalkıp örtülü gaybın ortaya çıkacağı beklentisi içinde olması için yeterlidir.
İnsan kalbi, Allah’a özgü gaybın kapsamında kendisini bekleyen akıbetten habersiz olabilir. Dünya nimetleri, oyun eğlence insanı aldatabilir. İnsan gözü önüne çekilmiş perdenin ötesinde kendisini bekleyen bir akıbetin olduğunu ve ne zaman gerçekleşeceği bilinmeyen bu akıbeti ancak yüce Allah’ın bildiğini, ancak. O’nun bu akıbeti ortaya çıkaracağını unutabilir.
İşte bu uyarı kalpleri uyanıklığa çağırmakta ve iş işten geçmeden, henüz zaman varken kendilerine bir fırsat vermektedir.
Bu noktada Hz. Peygamber -salât ve selâm üzerine olsun- Rabb’ine yönelmektedir. Emaneti yerine getirmiş ve mesajı ulaştırmıştır. Her şeyi açıkça duyurmuş, musibetin ansızın gelip çatmasından sakındırmıştır…
FİZİLALİL KUR’AN
İlahi İlim ve Mutlak Kuşatıcılık (110. Ayet Tefsiri)
Mutlak İlim: Râzî, Allah’ın ilminin açığa vurulan sözler ile kalplerde gizlenen niyet, düşünce ve fısıltıları eşit derecede kuşattığını belirtir. İnsanlar açısından "gizli" ile "açık" arasında fark varken, Cenâb-ı Hak katında gizlilik kavramı yoktur.
Tevhid ve Nübüvvet Bağlamı: Müşriklerin Hz. Peygamber (s.a.v.) ve Müslümanlar aleyhine gizlice yürüttükleri hileler veya açıktan dile getirdikleri alaycı sözlerin tamamı ilahi denetim altındadır. Allah’ın bunları bilmesi, yapacakları her amelden dolayı onları hesaba çekeceğinin bir garantisidir.
111. Ayetteki;
cezanın Ertelenme Hikmeti: Müşriklerin "Sözünü ettiğiniz azap ne zaman gelecek?" şeklindeki aceleci taleplerine karşılık ayet, azabın hemen gelmemesinin bir imtihan (fitne) olduğunu açıklar.
Râzî’ye göre burada geçen fitne kelimesi bir deneme ve imtihandır. Allah-u Teâlâ inkar edenlere hemen azap vermeyip dünya nimetlerinden faydalanma (metâ') imkanı tanıyarak onları dener. Bu mühlet, kendilerini düzeltmeleri için bir fırsat olabileceği gibi, günahlarını artırarak azabı hak etmelerine yol açan bir "istidraç" da olabilir.
Peygamberin Bilgisinin Sınırı: Ayetteki "Bilmeyebilirim" ifadesi, Hz. Peygamber’in gaybı kendi kendine bilemeyeceğini, gaybi bilgilerin ve azabın geliş vaktinin tamamen Allah’ın takdirinde olduğunu gösterir. Hz. Peygamber’in görevi yalnızca uyarmaktır; hüküm ve zamanlama ise tamamen Allah’a aittir.
TEFSİRİ KEBİR

