Ramona Wadi / Middle East Monitor
AB ve Avrupa’daki bazı ülkeler, İsrail’in Kalandiya Mesleki Eğitim Merkezi’ne zorla girmesini ve Doğu Kudüs’teki UNRWA tesislerine el koymasını eleştirdi. Diğerleri kadar etkisiz kalan bir açıklamada, İsrail’e “yükümlülüklerini yerine getirmesi ve UNRWA’nın faaliyetlerine ve operasyonlarına yönelik tüm engellemeleri gecikmeden durdurması” çağrısında bulunuldu.
İsrail’in yanıtı her zamanki gibiydi – Dışişleri Bakanlığı’na göre, AB ve Avrupa ülkeleri “terörizmin üreme alanı olan bir örgütü” destekliyor. İsrail’e göre, UNRWA’nın işgal altındaki Filistin topraklarında faaliyet göstermesinin yasaklanmasının nedeni terörizmdi. Bakanlık, 7 Ekim’de İsrail’e yapılan saldırıya 100’den fazla mevcut veya eski UNRWA personelinin katıldığını belirten, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı’nın (USAID) yakın tarihli bir raporuna atıfta bulundu.
Sonuç olarak, İsrail UNRWA’yı ortadan kaldırmak istediğini hiç gizlemezken, AB ise uluslararası toplumun geri kalanı gibi, Filistin halkının siyasi haklarını ele almama amacına hizmet ettiği için insani yardım paradigmasını sürdürmek istemektedir.
Ancak, UNRWA adına konuşarak diplomatik bir amaca hizmet etse de, bu destek Filistin halkına uzanmamaktadır. Geçici bir kuruluş, kalıcı bir amaca hizmet edemez. AB ve uluslararası toplum, UNRWA’nın karşı karşıya olduğu sınırlamaların farkındadır; her ikisi de, mali açıdan bile UNRWA’nın Filistin halkının özerkliği ve bağımsızlığı için gerekli standardı asla sağlayamayacağını bilmektedir. Siyasi açıdan UNRWA, uluslararası toplumun dekolonizasyonu tamamen reddetmesi nedeniyle Filistin halkının mülteci statüsünü sürdürme politikasının içine çekilmiştir.
AB, uluslararası toplum gibi, UNRWA ve Filistin halkı söz konusu olduğunda ikiyüzlü bir rol oynamaktadır. İsrail’den “yükümlülüklerini yerine getirmesi” istendi. Oysa yakın tarihi göz önünde bulundurursak, Filistinliler İsrail’in Gazze’deki soykırımında katledilirken AB neredeydi?
AB, İsrail’e mutlak dokunulmazlık tanıyarak daha fazla zorla yerinden edilme döngüsü yaratmaya çalışmak yerine, yükümlülüklerini yerine getirmek ve soykırımın sona ermesi için çaba göstermekle yükümlü değil miydi?
AB, uluslararası toplumla birlikte İsrail’in soykırımını sürdürmesine izin verdiğine göre, UNRWA’nın hangi yönünü gerçekten destekliyor? Örgütün varlığını mı, yoksa uluslararası toplumun zorla yerinden edilme politikasını tanımayı reddetmesi nedeniyle UNRWA’nın Filistinli mülteciler için gerçekleştirdiği sınırlı çalışmaları mı?
Eğer UNRWA ve faaliyetleri gerçekten bir öncelik olarak görülseydi, AB bu kuruma karşı çalışmaz ve yalnızca İsrail’in diplomatik olarak görmezden gelinemeyecek bir ihlal işlediği zamanlarda onu destekliyormuş gibi davranmazdı. AB’nin UNRWA’ya verdiği destek, bloğun İsrail’in güvenlik söylemini savunarak katliamları onaylamak yerine, soykırım ve zorla yerinden edilmeye karşı tavır almasını da içermeliydi. UNRWA’yı ortadan kaldırmak ya da faaliyetlerini durdurmak, mültecileri ortadan kaldırmayacaktır. Oysa AB, soykırım ve zorla yerinden edilme sorunlarını hem insani hem de siyasi açıdan ele alsaydı, UNRWA’ya biraz olsun yardım edilebilir ve daha fazla Filistinli kurtarılabilirdi.
Elbette İsrail yükümlülüklerini yerine getirmeyecektir. Ancak AB de getirmiyor. UNRWA’yı ve Filistinli mültecileri kurtarmak gerçekten bir öncelik olsaydı, AB Gazze’deki soykırıma suç ortağı olmaktan kaçınırdı. Dolayısıyla, yükümlülüklerin tanımlanması gerekiyor; zira AB, Filistinli mültecilerin sürekli yerinden edilmesinin sürdürülmesine işbirliği yaparken İsrail’den uluslararası hukuka uymasını istediğinde, bu yükümlülükler belirsiz parametreler içinde kalıyor.
* RamonaWadi, bağımsız bir araştırmacı, serbest gazeteci, kitap eleştirmeni ve blog yazarıdır. Yazıları, Filistin, Şili ve Latin Amerika ile ilgili çeşitli konuları kapsamaktadır.

