1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. ABD'nin Venezuela müdahalesi: Chavez'den Maduro'ya uzanan süreç
ABD'nin Venezuela müdahalesi: Chavez'den Maduro'ya uzanan süreç

ABD'nin Venezuela müdahalesi: Chavez'den Maduro'ya uzanan süreç

“ABD’nin Venezuela’ya müdahalesinin nedenleri incelendiğinde, olayın tarihsel, jeopolitik ve stratejik yönlerine de değinmek gerekmektedir. Amerikan iç politikasıyla küresel politikası arasındaki bağlantılar da değerlendirilmelidir.”

05 Ocak 2026 Pazartesi 15:29A+A-

ABD'nin Venezuela müdahalesi: Chavez'den Maduro'ya uzanan süreç

Kürşat Korkmaz / AA Analiz


 

2026’nın ilk günlerinde dünya ABD’nin Venezuela’ya askeri müdahalesi ve sonrasında Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in yakalanarak ABD’de yargılanmak üzere ülke dışına çıkarıldığı haberiyle karşılaştı. Bu askeri müdahaleden saatler sonra ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela’nın yönetimine el koyduklarını söyledi ve Venezuela’nın yönetiminin belli bir süre ABD tarafından sağlanacağı açıklamalarında bulundu.

Uluslararası politika literatüründe ve karar alıcıların söylemlerinde içinde bulunduğumuz zaman "Belirsizlikler Çağı" olarak nitelendirilmektedir. Belirsizlik kavramıyla olayların ne zaman ve nerede gerçekleşme olasılığının bilinmediği durumlar ifade edilmektedir. Uluslararası sistemde yaşanan olaylar ve durumlar da bu nitelemenin karşılığını vermektedir. Bu kapsamda, ABD’nin Venezuela’ya yaptığı müdahale aslında yıllardır değişmeyen bir motto olan güçlülerin her türlü uluslararası hukuk ve teamülleri hiçe sayarak yaptığı hareketlere bir örnektir.

ABD ve Venezuela arasındaki ilişkilerin bu aşamaya nasıl geldiği incelendiğinde, Trump’ın başkanlığının ikinci döneminin başından itibaren Venezuela rejimine karşı baskı politikasını tekrar gündeme getirdiği görülmektedir. Trump, Maduro'yu Amerika'yı istikrarsızlaştırmakla suçlayarak ABD'ye yasa dışı göçün ve bölgedeki uyuşturucu kaçakçılığının arkasındaki isim olduğunu söylemiştir. Maduro’nun başına 50 milyon dolar ödül koymuştur. Bunun yanı sıra Trump, Venezuela'da rejim değişikliğine ilişkin açıklamalarda bulunmuş ve Maduro'ya ülkeyi terk etme çağrısı yapmıştır. Maduro ise bu teklifi reddederek, Trump’ı ülkedeki petrol rezervlerine sahip olmak istemekle suçlamış ve savaşı istemediğini ifade etmiştir. Ayrıca, Venezuela lideri yaptığı son konuşmada, ülkedeki petrol sektörüne yapılacak Amerikan yatırımlarını memnuniyetle karşılayacağını söylemiştir.

ABD’nin Venezuela’ya müdahalesinin nedenleri ve bu müdahalenin arka planına dair konular incelendiğinde; bu olayın tarihsel, jeopolitik ve stratejik yönlerine de değinmek gerekmektedir. Ayrıca ABD’nin bu müdahaleyi yaparken Amerikan iç politikasıyla küresel politikası arasındaki bağlantılar da değerlendirilmelidir.

ABD-Venezuela ilişkilerine tarihsel bir bakış

ABD’nin Venezuela’ya müdahalesinin tarihsel arka planında; ABD ile Venezuela arasındaki gergin ilişkiler yatmaktadır. Bu gerginlik Venezuela’nın Maduro’dan önceki lideri olan Hugo Chavez'in 1999’da iktidara gelmesine kadar dayanmaktadır. Sosyalist ve anti-emperyalist bir lider olan Chavez, iktidara geldikten sonra ABD'nin Irak ve Afganistan'daki operasyonlarına ilişkin karşı söylemler geliştirmiştir. Ayrıca, Venezuela’nın ABD’nin küresel güç mücadelesinde karşısında yer alan Çin ve Rusya ile yakın politik ve ekonomik ilişkiler içinde olması da ABD’yi rahatsız etmiştir.

ABD, 1826 Monroe Doktrini'nden beri arka bahçesi ve yakın kıta havzası olarak kabul ettiği Latin Amerika’da ABD karşıtı politikalara ve iktidarlara izin vermeyeceğini açıklamıştır. Bu açıdan, Chavez’in iktidara gelmesi ABD’nin Latin Amerika politikasıyla ters düşmektedir. Bu gelişmelerin ardından ABD’deki Cumhuriyetçi Parti iktidarı; Venezuela yönetimi ve Küba’yı doğal düşman olarak ilan etmiş ve 2002’de Chavez iktidarına darbe girişiminde bulunmuştur. Bu gelişme iki ülke arasındaki gerilimi artırmıştır. İlerleyen süreçte ise Chavez ülkesel ve bölgesel anlamda gücünü artırmış olup, Amerikan karşıtı politikalarını ve söylemlerini daha da sertleştirmiştir. ABD ise bu politikalara yaptırımlarla karşılık vermiştir. 2013’te Chavez'in ölmesi ve Maduro'nun iktidara gelmesi iki ülke arasındaki krizlerin derinleşmesine neden olmuştur. Bu nedenle, Trump 2019'da Maduro'yu Venezuela Devlet Başkanı olarak tanımadığını açıklamış ve Venezuela Meclis Başkanı Juan Guaido'yu yeni devlet başkanı olarak kabul ettiğini belirtmiştir.

Venezuela jeopolitiği ve ABD

ABD’nin Venezuela’ya müdahalesi jeopolitik açıdan değerlendirildiğinde; öncelikle Venezuela’nın bulunduğu coğrafi konumun ABD açısından önemi ele alınmalıdır. Bu bağlamda Venezuela, Güney Amerika kıtasının kuzey ucunda yer alan Karayip denizine sınırı olan 916 bin 445 kilometre kare yüzölçümüyle yaklaşık 34 milyon nüfusu olan bir ülkedir. Ayrıca, Venezuela zengin doğal kaynaklara sahiptir. Dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olmasının yanı sıra, zengin doğal gaz yataklarına da sahiptir. Bu enerji kaynakları bakımından dünya genelinde altıncı sırada yer almaktadır. Bu bağlamda Venezuela Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütüne (OPEC) üyedir. Latin Amerika’nın en büyük altın rezervlerine, dünyada 12’nci sırada yer alan demir yataklarına, 15’inci sıradaki boksit rezervlerine ve elmaslara sahiptir. Venezuela tüm bu yeraltı zenginlikleriyle yüksek biyolojik çeşitliliğe sahip, bol su kaynakları bulunan ve Karayip Denizi ile Atlas Okyanusu’na ayrıcalıklı erişimi olan bir coğrafya içinde yer almaktadır.

Venezuela yeraltı zenginlikleri ve doğal kaynaklarının çeşitliliği nedeniyle ABD’nin hedefinde olmuştur. 2025 Aralık'ta yayınlanan ABD Ulusal Güvenlik Raporu'nda ise Batı Yarımküre'nin siyasi, ekonomik, ticari ve askeri olarak ABD’nin kontrolünde olması gerektiği savunulmuştur. Yeni Trump doktrininin bir parçası olarak, ABD ordusunun bölgede enerji ve maden kaynaklarına erişim sağlamak amacıyla kullanılabileceği de ifade edilmiştir. Bu doğrultuda Trump, Venezuela’daki petrol kaynaklarının önemini vurgulayarak, ABD’li petrol şirketlerinin enerji imtiyazlarına Venezuela’nın yasa dışı bir şekilde el koyduğunu ifade etmiştir.

Diğer yandan, Trump ikinci başkanlık döneminde Panama Kanalı, Grönland ve Kanada ile ilgili açıklamalarda bulunmuş, bu açıklamaların temel teması Amerikan çıkarları gereği bu bölgelerde hak iddia edilmesi olmuştur. Bu açıdan, Venezuela’ya yapılan müdahalenin ardından Amerikan karar alıcılarının söylemleri, bu bölgedeki yapılara ve genel olarak ABD karşısında yer alan yapılara mesaj niteliğindedir.

ABD, Venezuela'ya neden müdahale etti?

ABD’nin Venezuela’ya müdahalesi iç politika ve küresel politika açısından stratejik hedefleri de içermektedir. Özellikle Amerikan iç siyasetinde bu yılın sonunda Kongre seçimlerinin olması, anketlerde Cumhuriyetçi Parti’nin gerileyerek oy kaybettiğinin görülmesi ve Cumhuriyetçilerin Kongre'deki avantajlı konumunu kaybetmek istememesi bu müdahalenin iç politika hedeflerinden biridir. Bu müdahalenin iç politikadaki bir diğer hedefi ise Trump'ın seçimlerde en büyük vaadi olan yasa dışı göçmen politikalarının halk nezdinde karşılık bulmuş olması ve yasa dışı göçmenlerin ülkelerine dönüşlerinin hızlandırılmasına ilişkindir. Trump bu hamleyle yasa dışı göçmenlere ilişkin politikasını bir adım daha ileri taşımıştır.

Trump müdahale sonrası yaptığı açıklamalarda bu müdahalenin yasa dışı göçmen politikasına olumlu etkisini sıklıkla vurguladı. İlerleyen zamanlarda iç politikada bu müdahaleyi propaganda aracı olarak da kullanacaktır. Ayrıca bu müdahalenin iç politika konusunda diğer bir hedefi ise Trump-Epstein arasındaki bağlantıya ilişkindir. Çünkü Trump'ın adı Jeffrey Epstein'e ait belgelerde ve e-postalarda yer almış, bu durum ABD kamuoyunda geniş yankı uyandırmış ve Trump üzerindeki tartışmaları artırmıştır. Trump ile Epstein'in geçmişte birlikte görüntülendiği fotoğrafların da yeniden dolaşıma girmesiyle bu tartışmalar daha da alevlenmiştir. Kamuoyu nezdinde popülaritesi azalan Trump için, Venezuela’ya müdahalenin zamanlaması önemli olmuştur. Bu zamanlama Trump için iç politikada mevzi kazanma hedefi olarak değerlendirilebilir.

Süreç bundan sonra nereye gider?

ABD’nin Venezuela’ya müdahalesi küresel açıdan değerlendirildiğinde ise küresel rekabette ABD’ye önemli bir avantaj sağlayacağı öngörülmektedir. Batı Yarımküre'de Rusya ve Çin’in varlığından rahatsız olan ABD, bu ülkelerle müttefiklik ilişkisindeki Venezuela’ya müdahale ederek, bu ülkelerin bağlantılarına da bir darbe vurmuştur. Çin ve Rusya’nın ABD’nin müdahalesine yönelik olarak kınamadan öteye geçemedikleri görülmüştür. ABD’nin Rusya ve Çin ile yakın ilişkileri olan İran’a yönelik hava müdahalesinde de etkisiz kalmaları, bu ülkelerin küresel rekabet pozisyonlarını zayıflatmıştır.

ABD’nin Venezuela’ya yaptığı ve resmen kabul ettiği müdahale, pek çok açıdan uluslararası hukuka aykırıdır. “Kuvvet kullanma yasağı, egemen eşitlik, devlet başkanlarının başka bir devlette yargılanamazlığı” gibi bir takım temel ilkeler açıkça ihlal edilmiştir. Bu bağlamda, müdahaleye ilişkin olarak açıklamalarında bu ilkelere atıfta bulunan Çin ve Rusya'nın, geçmişte yaşanan benzeri olaylarda şahit olunduğu gibi, bu açıklamalardan daha öteye gitmesini beklemek zordur.

Son olarak bugün yaşananları İbn Haldun’un meşhur sözlerinden biri olan "geçmiş hadiseler, gelecek olanlara, suyun suya benzemesinden daha çok benzer" sözünün yansıması olarak görmek yanlış olmayacaktır.

 

 

HABERE YORUM KAT