
“ABD, Latin Amerika’yı yeniden tasarlıyor”
"Ortaya çıkan tablo, petrol merkezli bir müdahale anlatısından çok daha geniş bir jeopolitik tasarımı yansıtıyor. Rejim tamamen yıkılmadan, yönlendirilebilir bir yapı oluşturulması hedefleniyor; Venezuela bu yaklaşımın en güncel uygulama alanı..."
Petrolün Ötesinde: ABD, Latin Amerika’yı Yeniden Tasarlıyor
Enes Kılıç / Fokus+
Venezuela’daki gelişmeler uzun süredir petrol merkezli bir kriz olarak sunuluyor. Ancak sahadaki askeri, diplomatik ve siyasi hamleler bu çerçevenin dar kaldığını gösteriyor. Washington’un attığı adımlar ve resmi ağızdan verilen mesajlar, Venezuela’yı aşan ve Latin Amerika genelini hedefleyen daha kapsamlı bir stratejiye işaret ediyor.
Birleşik Devletler yönetimi kamuoyuna dönük söyleminde müdahalesizlik ve egemenlik vurgusunu koruyor. Buna karşın Karayipler’den And bölgesine uzanan hatta baskı araçları eş zamanlı biçimde devreye giriyor. Venezuela bu sürecin başlangıç noktası olarak öne çıkıyor, ancak ABD’nin Latin Amerika’ya şu ana kadar askeri olmayan müdahaleleri de hesaba katıldığında karşımıza çıkan resim henüz tamamlanmış gibi durmuyor.
Venezuela’da rejim içi geçiş ve kontrol mekanizması
Nicolas Maduro’nun görevden alınmasının ardından Delcy Rodriguez’in geçici devlet başkanı olarak göreve başlaması, ani bir rejim çöküşü yerine kontrollü bir geçiş modeli tercihini ortaya koydu. Süreç anayasal çerçeve içinde ilerledi ve iktidar bloğunun kurumsal çekirdeği korundu. Ordu, yargı ve güvenlik bürokrasisi yeni yönetime bağlılığını sürdürdü.
Rodriguez’in göreve gelir gelmez ABD’ye yönelik diyalog çağrısı yapması dikkat çekti. Bu mesajlar, ideolojik kopuştan çok pragmatik bir yeniden konumlanmayı gösteriyor. Washington açısından operasyon Maduro’nun bu yol ile doğrudan müdahale olmadan etki üretme imkânı sunduğu ortaya çıkmış oldu.
Bu model, ABD’nin son yıllarda İran gibi ülkelere yönelik de tercih ettiği düşük maliyetli etki stratejisiyle örtüşüyor. Rejim tamamen yıkılmadan, yönlendirilebilir bir yapı oluşturulması hedefleniyor. Venezuela bu yaklaşımın en güncel uygulama alanı haline geldi.
Birleşik Devletler Deniz Harp Okulu Siyaset Bilimi Profesörü John Polga-Hecimovich
Birleşik Devletler Deniz Harp Okulu Siyaset Bilimi Profesörü John Polga-Hecimovich, Fokus+’a yaptığı özel açıklamada, Washington'ın bölgedeki yeni rolüne şöyle dikkat çekti:
"ABD perspektifinden bakıldığında bu kesinlikle bir son değil, yeni bir doğrudan katılım düzeyinin başlangıcıdır. ABD artık Venezuela'da ortaya çıkacak sonuçların sorumluluğunu üstleniyor."
Petrol argümanının stratejik sınırları
Venezuela’nın büyük petrol rezervleri krizin ilk bakışta enerji eksenli yorumlanmasına yol açıyor. Ancak ABD’nin mevcut enerji üretim kapasitesi ve küresel arz dengeleri, bu ihtiyacı acil olmaktan çıkarıyor. Washington açısından Venezuela petrolü vazgeçilmez bir kaynak konumunda bulunmuyor.
ABD’li şirketler halihazırda sınırlı lisanslarla Caracas’ta faaliyet yürütüyor. Petrol erişiminin genişlemesi askeri baskıdan ziyade siyasi ve teknik kararlarla sağlanabilecek bir alan oluşturuyor. Bu durum, sert müdahaleyi rasyonel olmaktan uzaklaştırıyor.
Enerji başlığı, stratejik anlatının tamamını açıklamıyor. Petrol, baskı politikasını meşrulaştıran bir unsur olarak öne çıkıyor, ancak belirleyici eksen olma niteliği taşımıyor. Asıl hedef, siyasi ve jeopolitik denge üzerinde yoğunlaşıyor.
Güvenlik ve narkotik söyleminin kullanımı
Washington, Venezuela’yı uyuşturucu kaçakçılığıyla ilişkilendirerek güvenlik temelli bir çerçeve kuruyor. Ülkenin narkotik geçiş hattı olduğu iddiası uzun süredir dile getiriliyor. Bu söylem, müdahaleye hukuki ve ahlaki zemin kazandırma işlevi görüyor.
Ancak bölgedeki ana uyuşturucu rotaları Kolombiya, Meksika ve Orta Amerika üzerinden ilerliyor. Bu ülkeler, hacim ve örgütlenme düzeyi açısından Venezuela’ya nispetle çok daha kritik bir konumda bulunuyor.
Bu sebeplerden, uyuşturucu meselesinin de enerji gibi tali bir gerekçe olarak öne çıktığı görülüyor. Politikanın merkezinde bölgesel kontrol ve siyasi hizalanma yer alırken, güvenlik söylemi bu ana hattı destekleyen bir araç olarak kullanılıyor.
Washington iç siyaseti ve Venezuela dosyası
Venezuela politikası, ABD iç siyasetinden bağımsız ilerlemiyor. Yönetim içindeki etkili aktörler, Caracas’ı Batı Yarımküre’de güç gösterisi için uygun bir alan olarak değerlendiriyor. Bu yaklaşım, özellikle sol eğilimli yönetimlere karşı sert çizgiyle birleşiyor.
İç siyasette Latin Amerika kökenli seçmenlere verilen mesajlar bu denklemde önemli yer tutuyor. Küba ve Venezuela karşıtı tutum, iç politikada özellikle yönetimdeki bazı isimler için sembolik değer taşıyor. Aynı zamanda Çin’le yakın ilişkiler kuran hükümetlerin zayıflatılması hedefleniyor.
Bu çerçevede Venezuela, müdahalesizlik doktrinine rağmen istisna değil, fırsat alanı olarak görülüyor. İç siyaset ile dış politika burada birbirini besleyen bir yapı kuruyor. Washington, bu dosya üzerinden hem iç hem dış mesaj üretiyor.
Karayipler’de baskı kuşağının inşası
Venezuela’ya yönelik baskı, ABD’ye Karayip havzasında yeni manevra alanları açtı. Washington, askeri ve lojistik erişimini genişleterek fiili bir etki kuşağı oluşturdu. Bu süreç, doğrudan çatışma olmadan ilerliyor.
Süreç esnasında, örneğin, Dominik Cumhuriyeti bu stratejinin merkez ülkelerinden biri haline getirilmiş durumda. ABD, ülkedeki hava üsleri ve havalimanlarını lojistik ve ikmal amaçlı kullanma yetkisi elde etmiş bulunuyor. Bu durum, bölgedeki hava projeksiyon kapasitesini belirgin biçimde artırmasına yardımcı oluyor.
Karşılığında Santo Domingo yönetimi siyasi destek ve güvenlik iş birliği kazanıyor. Haiti kaynaklı göç baskısı da bu pazarlığın önemli başlıkları arasında yer alıyor. Venezuela dosyası, bölgesel ittifak ağını genişleten bir kaldıraç işlevi görüyor.
Küba, Kolombiya ve zincirleme etki
Washington’un hamleleri Venezuela ile sınırlı kalmıyor. Küba üzerindeki baskının yeniden artması, aynı stratejik hattın devamı olarak görülüyor. Havana, sembolik ve ideolojik önemi nedeniyle bu denklemde özel bir yere sahip.
Kolombiya ile yaşanan diplomatik gerilimler de benzer bir çerçevede okunuyor. Liderlere yönelik vize iptalleri ve siyasi mesajlar, doğrudan müdahale olmadan baskı üretme yöntemini yansıtıyor. ABD, müttefiklerini yeniden hizalamaya çalışıyor. Ancak ağustos ayında yapılacak Kolombiya başkanlık seçimlerinde Gustavo Petro’nun halefi İvan Cepeda anketleri önde götürüyor.
Bu adımlar, Latin Amerika genelinde zincirleme bir etki yaratıyor. Ülkeler tek tek ele alınıyor, ancak ortaya çıkan sonuç bölgesel bir yeniden dizayn oluyor. Venezuela bu zincirin ilk fiziki müdahale içeren halkalarından biri olarak öne çıkıyor.
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump
Latin Amerika’da düşük maliyetli güç stratejisi
ABD’nin güncel yaklaşımı, geniş çaplı askeri müdahalelerden kaçınmayı esas alıyor. Bunun yerine siyasi baskı, ekonomik araçlar ve sınırlı askeri erişim tercih ediliyor. Bu yöntem, maliyeti düşük ama etkisi yüksek bir çerçeve sunuyor.
Venezuela örneği, bu stratejinin nasıl işlediğini açık biçimde gösteriyor. Rejim tamamen yıkılmadan, yönlendirilebilir bir yapı ortaya çıkıyor. Aynı anda bölgesel erişim ve nüfuz artışı sağlanıyor.
Ortaya çıkan tablo, petrol merkezli bir müdahale anlatısından çok daha geniş bir jeopolitik tasarımı yansıtıyor.



HABERE YORUM KAT