1. HABERLER

  2. KİTAP KRİTİK

  3. Yarım Yüzyıllık Gezinin Hâsılası
Yarım Yüzyıllık Gezinin Hâsılası

Yarım Yüzyıllık Gezinin Hâsılası

Ebû Hâmid Muhammed el-Gırnâtî'nin Yeditepe Yayınları’ndan çıkan “Gırnâtî Seyahatnamesi”ni Asım Öz, Haksöz-Haber okuyucuları için değerlendirdi.

A+A-

YARIM YÜZYILLIK GEZİNİN HÂSILASI

ASIM ÖZ / HAKSÖZ-HABER

Gırnâtî Seyahatnamesi, 1080-81 yılında Gırnata'da dünyaya gelen Ebû Hâmid Muhammed el-Gırnâtî'nin 1114 yılında Gırnata şehrinden yola çıkması ile başlayıp, yarım yüzyıldan fazla süren gezisi sırasında görüp duyduklarını yazdıkların içeren bir kitap. Otuzlu yaşlarında hem ilmi birikimini arttırmak hem de dünyanın farklı yerlerini görme isteği onun uzun yıllar alan bu yolculuklarının temel sebebi. İskenderiye ve Kahire ile sınırlı olan ilk yolculuğunun ardından Gırnataya dönen Ebû Hamid bu sırada Afrika'yı da gezmiştir. Onun esas yolculuğu 117-18 yılında başlayan yolculuğudur. O bu yolculuğundan sonra tekrar Gırnataya dönmemiştir. Yazarın yolculuklarını ilginç kılan bir husus da şu: Bazı yapıları son görenlerden biri olması: 1145 yılında yıkılan Hırak Sütunlarını, Aynu'ş-Şems şehrinde 1160 yılında yıkılan ünlü Dikili Taş ile İskenderiye Fenerini bozulmadan önce görmek ona nasip olmuştur.

İskenderiye Fenerine defalarca girdiğini ifade eden Ebû Hamid feneri şöyle anlatır: "İnsan eğer çıkarsa çıkış yolundan fenere girer ve fenerin katında yürür.Bu yapının etrafında iki kez dönünce ilk odaya benzer büyük bir oda ve odanın her köşesinde büyük bir oda bulunur ki, daha önce bunu zikrettim. Bu da dünyanın harikalarından biridir."

İlk durağı Sardunya ve Sicilya adaları olan bu yolculuklarında yazar, bu süre içerisinde Kuzey Afrika, Arap Yarımadası, İran Coğrafyası, Kafkaslar ve Doğu Avrupa'ya kadar olan Karadeniz'in kuzeyindeki toprakları gezmiştir. Gırnataya geri döndüğü ilk yolculuklarından birinde ayrıldığı şehrin hükümdarının rahatça yolculuk yapabilmesi için Ebu Hamid ve yanındakilere rehberler ve azık vermesi yolculuklar ve himaye ilişkisini düşünmek için anılabilir. Öte yandan bir süre Bağdat'ta ilmi değer veren Abbasi veziri Avnüddin İbn Hübeyre ve oğlunun himayesinde bulunan yazarın seyahatlerinin tamamını himaye ile gerçekleştirmediği bilinmekte. Bu vezirin isteği üzerine bir gezi kitabı da kaleme almıştır Ebû Hamid. 1159 yılında yazılan el-Muğrib adlı bu ilk eser hatalarla doludur.

 

Müellifin Derlemesi

Yarım yüzyılı aşan yolculuklarında gördüğü ilginç olayları, yapıları, insanları ve zaman zaman buralardaki insanların kültür hayatına dair özellikleri ömrünün son yıllarında daha az hatalı bir kitap halinde getirmiştir. Ebû Hamid, 1161-62 yılında Musul'a gittiğinde Şeyh Zaid Muğniynedddin Ömer b. el- Hadi el-Erdebili'nin ricası üzerine Gırnâtî Seyahatnamesi olarak bilinen Tuhfetu'l-elbâb ve nuhbet'ul-a'câb'ı yazmıştır. Fazla uzun olmaması için eseri kısa tuttuğunu özellikle belirtir.

Eserin derleme mi yazma olduğu noktasında ise sonu gelmeyen tartışmalar vardır. Bazıları bu eserin ömrün son yıllarında kaleme alındığını ifade ederken bazıları eserin yolculuklarda yazılan notların bir araya getirilmesi ile oluştuğunu ifade etmektedirler. Ebû Hamid de eserinin bir yerinde konu hakkında şunu söyler: "Eğer bana sorular soran o yüce imamlar bu cümleleri toplu bir hale getirmemi istemeselerdi ben bu mecmuayı hazırlamaya kalkışmazdım. Zira ben kendimi telif ehli görmüyorum." Her iki halde de eserin yazarının kaleminden çıkmasından dolayı yazıldığını ifade etmek daha doğru. Öte yandan yazdıklarının tümünün gördüklerinden oluşmadığını duyduklarının daha baskın olduğunu da özellikle vurgulamak gerekir. Seyahatnamede kişisellik diyebileceğimiz hususlar yok denecek kadar az. Bundan dolayı seyahatname biraz asık suratlı bir seyahatname olarak nitelenebilir. Çin ve Hint'ten söz ettiği bölümler farklı kültürlerin karşılaşmalarını görmek bakımından önemli.

XII. yüzyıla ait olan Gırnâtî Seyahatnamesi sanat tarihi, kültür tarihi ve Karadeniz'in kuzeyinde yaşayan Türklerin tarihi hakkında bilgiler vermesi, onu önemli kılan özellikleri arasındadır. Fasıllarda bölgelerin özelliklerine ilişkin zikrettikleri de önemlidir. Bir diğer özelliği de eserde geçen bazı bilgilerin mitolojik diyebileceğimiz rivayetlerden oluşmasıdır. Bundan dolayı bazı oryantalistler eseri ilginç kitapların üslubunu canlandırmasından dolayı önemserler: Fransız oryantalist Joseph Reno ve Rus araştırmacı Ignati Y.Krachkovski bunlardan ikisidir. Eser Gabriel Ferrand tarafından Fransızcaya tercüme edilmiş ilk kez bütün olarak 1923 yılında Journal Asiatique'de Arapça aslı ile birlikte yayınlanmıştır. Aynı eser Anna Ramos tarafından 1990 yılında İspanyolca olarak Madrid'de yayımlanmıştır. 2003 yılında yazma nüshalar arasında büyük farklar olduğunu düşünen Kâsım Vehb Gabriel Ferrand'ın yaptığı çalışmayı farklı nüshaları esas alarak gözden geçirmiş ve Arapça olarak Rıhletu'l Gırnâtî adıyla yayınlamıştır. Ebû Hamid kitabın ilme delalet ettiğini ama onunla sınırlanmaması gerektiğini düşünür. İlmin kişiliğin bir parçası olması gerekir ona göre. İlmi anlayıp yanlıştan sakınmak önceliklidir. Bilgiyi ezberlemek onu yazıp bir sepete atmaktan daha önceliklidir. Bu yönüyle Gazali'nin çocukluğunda yaşandığı söylenen kitapların çalınması hadisesi ile benzer bir düşüncesi var Ebû Hamid'in yaklaşımının.

 

Görülen ve Duyulan Karmaşıklığı

Dünyanın ilginçlikleri, garip olayları anlatımlarında dikkat çekici bir yoğunluktadır. İlginç yazım tarzını şiirle süslemesinden ötürü takdir toplayan yazar görmediklerini görmüş gibi anlatmasından hatta bunları birinci kişi zamirini kullanmasından dolayı yalancılıkla da suçlanmıştır. Bu konuda İbn Asâkir şunları ifade eder: "Kendi gözü ile gördüğü bazı şeyleri doğru olarak kabul edebiliriz; ama duyduğu şeyler ancak destanlar arasına girebilir." Geçmişe ilişkin anlatımlarında kaynak belirtmemesi de onun anlatımları üzerindeki kuşkuları arttırır.

Mukaddime ve dört bölümden oluşan eserin girişinin son kısmında yazar insanların kendisini yalancılıkla suçlayacağını ve eserine inanmayacaklarını öngörmekte ve şunları yazmaktadır: "İnsanların çoğunun aklında noksanlık olduğu için hakikatlerin inkarı da bu farklılık nispetince olur. Çünkü mümkünü ve imkansızı bilen kimse, her değer biçilen şeyin Allah'ın kudreti karşısında az olduğunu da bilir. Mesela akıllı olan bir kimse olması mümkün garip bir şey işitse bunu hoş karşılar, ne söyleneni yalanlar ne de onu ayıplar. Cahil ise şahit olmadığı bir şey işittiğinde onu nakledeni kesin bir şekilde yalancılık ve sahtekarlıkla yaftalar. Bu, cahillerin aklının azlığından ve ahlaki meziyetlerinin kıtlığından ileri gelir. (…) İnsanların hiç karşılaşmadıkları şeyi yalanlamada acele edip, anlayışsızlığından dolayı azarlanması korkusuyla bu açıklamaları sunmak istedik". Olağanüstülüklerle bezeli anlatımın Müslümanların tarihinde nasıl bir seyir izlediğinin ipuçlarını da sunar aslında eser bu yönüyle. Hatta bu eserdeki olağanüstülüklerden Evliya Çelebi'deki olağanüstülüklere uzanılabilir. İki eser arasında bu açıdan bir karşılaştırma yapılabilir. Kanaatimce olağanüstü anlatımlar hicri ilk asırdan sonra kademeli olarak artıyor. Yaşanan siyasi, sosyal değişmeler yanında başka kültürlerle de karşılaşmalar bu durum üzerinde etkili oluyor. İbn Asâkir gibi bir göz yazıldığı dönemde Evliya Çelebi'nin yazdıklarını değerlendirseydi nasıl olurdu acaba? Sanırım metin hakkında daha sağlıklı değerlendirmelere yol açabilirdi böyle bir değerlendirme. Bu değerlendirmeye yakın bir değerlendirme oldukça gecikmeli biçimde Sıratı Müstakim dergisinde Mehmet Akif tarafından yapılmış ve Evliya Çelebi hakkında "meczup" hükmü verilmiştir.

Ebû Hamid'in eleştiriler almadan önce bu eleştirilere ilişkin olarak mümkünlük üzerinden geliştirdiği kabul ettirme düşüncesi dönemin şartları içerisinden de okunabilir. Dönemin şartları denildiğinde eserin birinci bölümünde Çinli yöneticilerin adaletli oluşundan hareketle Müslüman yöneticilere dönük çıkarımlarda bulunulması da üzerinde durulması gereken bir husustur. Çinli hükümdarların adaletinden söz ederken ticaret öne çıkmaktadır: "Eğer onların arasında yabancı bir tâcir ölürse, yanında taşıdığı ticari yüke ve mirasa müdahale etmezler. Kadınına, çocuklarına ve mallarına hiçbir şey almaz. Müslüman bir tüccara saygılarından dolayı hürmet ederler. Alım ve satımda onlardan vergi ve öşür almazlar. Keşke Müslüman melikler de böyle güzel siyaseti kendilerine rehber edinseler. Aslında bunu yapmak onlar için daha gereklidir. Fakat, bu ilahi hikmettendir."

Hem Müslüman yöneticilerin adaletli olmasını talep eden hem de var olan adaletsizlikleri dünyanın mümin zindanı kafirin cenneti oluşu üzerinden açıklamaya çalışan Ebû Hamid'in bilinci çöküş dönemi bilincini yansıtır niteliktedir. Şam halkının katıksız itaatini Şamlıların bir hastalığı olarak zikreden yazarın aktardığı bu hususları birbiriyle bütünleştirmek oldukça güç.

Özellikle dördüncü bölümde zalim hükümdarlar meselesi daha çok gündeme gelmektedir. Zalim yöneticilerin kabirlerinden duman çıktığını anlatır. Gırnatada yaşadığını ifade ettiği bir olayı anlatır ve dünyada bunun birçok örneğinin olduğunu da ekler. Zalim hükümdarların ilginç ve korkutucu mezarları hakkında bilgiler sunan yazar Ashab-ı Kehf'ten bahsederken onları yatış pozisyonlarına varıncaya kadar canlı biçimde anlatmıştır. Şehirler ve burada yaşayanlar hakkında da ilginç tespitleri var: "Şamlılar yaratılana en iyi itaat eden, yaratana ise en fazla isyan edenlerdir" " Kufe halkı için söylenilen en doğru şey sözlerini yerine getirmedikleridir." "Kim Musul'da bir yıl yaşarsa ve gücünü yoklarsa kuvvetinin arttığını görür." "Halkına selam olsun ki, Medine'de diğer şehirlerde bulunan mis ve tütsü gibi güzel kokuların kat kata fazlası vardır." "Mısırlılar bütün bölgelerden daha çok kendi kendilerine yetebilen bir halktır." "Gazne'de yaşamlar uzun olur ve hastalıklar azdır." "Nişabur halkı, yabancıya hürmet etmez, yakınlarına da yardımcı olmaz."

Dünya'daki önemli sayılabilecek denizler hakkında bilgiler vermesi de eserin özelliklerinden biridir. Bununla birlikte deniz ve karadaki hayvanlar hakkında da bilgiler sunmaktadır. Bu seyahatnamenin, bilinmeyenlere dair ortaya yeni bilgiler koyarken, bilinenlere dair bilgileri de destekleyici olması, eserin bütün olarak tarih araştırmaları için önemli olduğunun bir kanıtıdır. Diğer taraftan eserin geniş bir şekilde Türklerden bahsediyor olması Türk tarihi için başlı başına bir önem arz etmektedir. Öyle ki yazar Başkırt bölgesinde yaşayanların henüz Cuma namazını ve hutbe okumayı bilmediklerini onlara bunları kendisinin öğrettiğini anlatır.

Özetle anlattıklarımız seyahatnamede yer alan birçok şeyin içinden sadece bir kaçıdır. Cahız, İbn Hazm gibi Müslüman yazarlardan da alıntılar yapan eserin bir zihin tarihi olarak okunması da mümkün.

Başkırt'ta Kuranın kopyasını çıkartmayı ve onu başkalarına öğretmeyi isteyen kişiye söylediklerini okuyarak bitirelim: Ezberlediğinde ondan aklında kalanı yaz, o zaman kitaptan olan ilmini yazmış olacaksın. Eğer kitaptan direk yazacak olursan o vakit bir nüsha yazmış olacaksın ve o ilim olmayacaktır. İlim budur işte."


Ebû Hâmid Muhammed el-Gırnâtî
Gırnâtî Seyahatnamesi
Yeditepe Yayınları
242 sayfa
2011

HABERE YORUM KAT

3 Yorum