1. HABERLER

  2. İSLAM

  3. KUR'AN

  4. Biz göğü, yeri ve ikisi arasındakileri bir oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.
Biz göğü, yeri ve ikisi arasındakileri bir oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.

Biz göğü, yeri ve ikisi arasındakileri bir oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.

"Biz göğü, yeri ve ikisi arasındakileri bir oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık. Eğer bir eğlence (edinmek) isteseydik, onu kendi katımızdan edinirdik; yapacak olsaydık böyle yapardık."

11 Haziran 2026 Perşembe 10:51A+A-

enbiya-16.jpg

enbiya-17.jpg

"Biz göğü, yeri ve ikisi arasındakileri bir oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık. Eğer bir eğlence (edinmek) isteseydik, onu kendi katımızdan edinirdik; yapacak olsaydık böyle yapardık." (Enbiya: 16-17)

Evet gökler, yer ve ikisi arasında bulunanların tamamı kuldur ve bu varlıklar âleminin yaratılış sebebi de yaratıcılarına kulluktur. Değilse bu varlıklar oyun ve eğlence olsun diye yaratılmamıştır. Eğer biz eğlence yapacak olsaydık -ki bu bizim şanımıza asla yakışmaz- o zaman bu mahlukâtı yaratmadan onu kendi katımızdan edinirdik. Bunun için hayatı, ölümü, dünyayı, âhireti, cenneti, cehennemi yaratmamıza gerek kalmazdı. Ama kâfirler, önceki âyetlerde de ifade edildiği gibi kalpleri hep oyunda eğlencede olanlar elbette bu âlemin boş olduğunu iddia edecekler. Çünkü hesabın Kitabın gündeme gelmesi rahatlarını kaçırıyor.

Hayır hayır bu yaratıklar birer oyun olmadığı gibi, yaratıcı da bir oyuncu değildir. Bu hayatın sebebi imtihandır. Gökler ve yer hak üzerine, sağlam temeller üzerine kurulmuş ve belli bir hikmetle yaratılmıştır. Yaratılan her şey üzerinde belli bir kanun işlemektedir.

BASAİRUL KUR’AN

1. Fahreddin Râzî’ye göre bu iki ayet, surenin başından beri işlenen "peygamberliği ispat" konusunun zirve noktasıdır. Râzî, bu bağı şu mantıksal silsileyle açıklar:

Evren Boş Yere Yaratılmadı: Allah gökleri, yeri ve içindekileri abes (boş, amaçsız, bir oyun gibi) yaratmamıştır. Yaratılışın arkasında mutlak bir hikmet ve gaye vardır.

En Büyük Gaye Marifetullahtır: Evrenin yaratılışındaki asıl hikmet, akıl sahibi varlıkların (insanların ve cinlerin) Allah’ı tanıması (marifet), O'na kulluk etmesi ve bu imtihanın sonucunda bir müfâkat (cennet) veya ceza (cehennem) almasıdır.

Peygamberler Olmadan Sistem İşlemez: Eğer ödül ve ceza varsa, insanların neyin doğru neyin yanlış olduğunu, Allah’ın rızasını neyle kazanacaklarını bilmeleri gerekir. Bu da ancak kitap indirmekle ve peygamberler göndermekle mümkündür.

Râzî’nin Temel Tezi: "Peygamberliği inkâr eden bir kimse, dolaylı olarak yerin ve göğün bir oyun ve eğlence (oyuncak) olarak yaratıldığını kabul ediyor demektir. Çünkü peygamber yoksa, din yoktur; din yoksa, yaratılışın insan için bir hesabı ve gayesi kalmaz. Cenâb-ı Hak ise böyle bir anlamsızlıktan ve noksanlıktan münezzehtir."

2. "Lehv" (Eğlence/Oyun) Kavramının Reddi

Râzî, 17. ayette geçen ve "eğlence, oyun, vakit geçirme" anlamına gelen "lehv" kelimesi üzerinde durur. Allah’ın kendisi için bir "lehv" edinmesinin aklen ve naklen imkânsız olduğunu kelâmî delillerle açıklar:

İhtiyaçsızlık (Gınâ) Sıfatı: Eğlence ve oyun, ancak canı sıkılan, hüzünlenen, yalnızlık çeken veya bir eksikliğini gidermek isteyen varlıklar (beşer) için söz konusudur. Allah ise her türlü eksiklikten uzaktır (münezzehtir), hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Dolayısıyla O'nun hakkında "eğlence edinmek" düşünülemez.

Ayetin Hipotezi ("Eğer yapsaydık..."): Ayetteki "Eğer bir eğlence edinmek isteseydik..." ifadesi, Arap dilindeki lev (şart edatı) ile kurulmuştur. Râzî, buradaki amacın "imkânsızı beyan etmek" olduğunu söyler. Yani, "Böyle bir şey zatımız için zaten imkânsızdır, farz-ı muhal bir an için mümkün olduğunu düşünseydiniz bile, bu sizin zannettiğiniz gibi mülk aleminde (dünyada) olmaz, şanımıza yakışacak şekilde kendi katımızda olurdu" demektir.

3. Râzî, 17. ayetteki "onu kendi katımızdan edinirdik" ifadesine yönelik olarak, Râzî’nin tercih yoruma göre; Allah bu ifadeyle insanoğlunun idrak sınırlarını aşan aşkınlığını (yüceliğini) vurgulamaktadır. Yani yaratılış, mülk ve melekût alemleri, insanların sığ bir bakışla "rastgele veya eğlencesine kurulmuş" diyebileceği bir yapı değildir; her zerre doğrudan doğruya ilâhî irade ve hikmetin emrindedir.

TEFSİRİ KEBİR

HABERE YORUM KAT