
Yaklaşan Knesset seçimleri Netanyahu'yu devirecek mi?
Yaklaşan Knesset seçimlerinin Netanyahu’nun siyasi geleceğini nasıl şekillendireceğini analiz eden Dr. Ahmed El-Cendi, İsrail’deki koalisyon hesaplarını, Bennett-Lapid ittifakını, Gadi Eisenkot’un yükselişini ve anketlerdeki belirsizliği yorumladı.
Yaklaşan Knesset Seçimleri Netanyahu'yu Devirecek mi?
Dr. Ahmed El-Cendi / Fokus+
İsrail siyaseti iki belirgin özellikle öne çıkıyor. Bunlardan ilki, devletin kuruluşundan bu yana varlığını sürdüren ve siyasi yaşamın dinamizmi ile hızlı dönüşümleriyle ilgili olan kalıcı bir özelliktir. İlk bakışta yalnızca olumlu çağrışımlar yapan bu özellik, gerçekte hem olumlu hem de olumsuz yönler taşıyor.
İsrail siyasetinde partiler hızla kuruluyor, dağılıyor, birleşiyor veya ortadan kayboluyor. Dahası, hükûmetler nadiren yasal olarak belirlenmiş dört yıllık görev sürelerini tamamlıyor.
Bir parti bugün iktidarda olabilirken, ertesi gün iktidarı kaybedebiliyor veya siyasi sahneden tamamen silinebiliyor. Buna kamuoyu yoklamalarındaki hızlı değişim ve dalgalanmalar da ekleniyor.
Tüm bunlar, aşırı dinamizmin istikrara alan bırakmaması nedeniyle İsrail kamuoyunu sürekli bir belirsizlik ve endişe hâli içinde bırakıyor.
Bu çerçevede, İsrailli analistlerin büyük çoğunluğu, İsrail’in parlamenter sistemi tercih ederken bu sistemin en sorunlu biçimlerinden birini seçtiği konusunda hemfikir.
Ülke, hiçbir dönemde tek bir partinin tek başına iktidara gelmesine imkân tanımayan, “ülke çapında nispi temsil listesi” ilkesine dayalı bir seçim sistemi benimsedi.
Söz konusu sistem, hükûmetlerin daima koalisyonlar aracılığıyla kurulmasını zorunlu kılıyor.
Yasaya göre hükûmet kurulabilmesi için Knesset'te en az 61 milletvekilinin desteği gerekiyor, ancak koalisyonlar çoğu zaman bu sayıyı yalnızca az bir farkla aşabiliyor. Bu da hükûmetleri en küçük krizlerde bile dağılma tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor.
Buna ek olarak İsrail yasaları, başbakan için bir görev süresi sınırı belirlemiyor.
Zman Yisrael yazarı Anat Meir’e göre bütün bunlar, siyasi tıkanıklığı besleyen ve Netanyahu’nun iktidarda kalmasına katkı sağlayan yıkıcı bir yönetim sistemi ortaya çıkarıyor.
İsrail siyasetinin ikinci belirgin özelliği ise son 20 yıla dayanırken, Netanyahu’nun 2009 yılında ikinci kez iktidara gelişiyle de bağlantılı.
Bu tarihten itibaren İsrail iç siyaseti büyük ölçüde tek bir adamın, yani Binyamin Netanyahu’nun etrafında dönen kısır bir döngüye hapsolmuş durumda.
İsrail sağını yeniden şekillendirmeyi başaran, devlet kurumları ve parti ittifakları üzerindeki hâkimiyetini güçlendiren Netanyahu, yargılamalara, protestolara ve güvenlik ile siyaset alanındaki başarısızlıklara rağmen iktidardan düşürülemeyen bir figür hâline geldi.
Öyle ki Knesset seçimleri artık parti programları üzerinden değil, Netanyahu’dan kurtulma temelinde yapılıyor.
Bu bağlamda İsrail siyasetinde dikkat çekici gelişmeler yaşanıyor.
Bunlardan ilki, kamuoyu yoklamalarının da gösterdiği gibi, 2015-2019 yılları arasında Genelkurmay Başkanlığı yapan Gadi Eisenkot liderliğindeki Yashar partisinin artan gücüdür.
İkinci gelişme ise eski Başbakan Naftali Bennett’in siyasi sahneye dönüşüdür. Bennett artık yalnızca bir seçim rakibi olarak değil, Netanyahu karşıtlarının önemli bir bölümü tarafından İsrail seçmeninin yüzde 65 ila 70’ini oluşturan sağ seçmenin oyları için Netanyahu’ya en güçlü rakip olarak öne çıkıyor.
Hatırlanacağı üzere geçen nisan ayının sonlarında Naftali Bennett ile Yesh Atid Partisi lideri Yair Lapid, partilerini “Beyachad/Birlikte” adı altında tek bir seçim blokunda birleştirme kararı aldı ve Bennett bu bloğun liderliğini üstlendi.
Bennett’in aşırı dindar bir sağcı olarak kabul edilmesi nedeniyle birçok kişi onun dindar Siyonist seçmenlerden oy alabileceğini umuyor.
Ancak bazı analistler, merkez ve laik çizgideki Yesh Atid Partisi ile gerçekleşen bu birleşmenin, özellikle dinî milliyetçi kesimlerden oy kaybına yol açabileceğini değerlendiriyor.
Bu görüşe göre Lapid’in ittifaka katılması, sağ seçmenin bir bölümünün uzaklaşmasına neden olabilir.
Buna karşılık farklı bir görüş ortaya koyanlar da bulunuyor. Yesh Atid Partisi milletvekili Moşe Tur-Paz, söz konusu birleşmenin dinî Siyonist çevrelerde dahi daha fazla destek sağlayacağını savunuyor.
Tur-Paz’a göre laik merkezden Lapid ile dindar sağdan Bennett’in aynı çatı altında buluşması, İsrail’deki farklı Siyonist kesimler arasında köprü kurma yönündeki toplumsal talebi yansıtıyor.
Ayrıca dinî milliyetçi akımın tabanı da uzun zamandır İsrail toplumunun geri kalanıyla aradaki uçurumu kapatmaya çalışıyor.
Bu seçmen kitlesi, Dini Siyonizm Partisi lideri Bezalel Smotrich’in sert tutumunu ve kibirli tavrını ya da Otzma Yehudit (Yahudi Gücü) lideri Itamar Ben-Gvir’in aşırı görüşlerini tamamen desteklemiyor.
Bunun yanında, Lapid ve Bennett’in bir önceki hükûmette birlikte görev yaptıkları yaklaşık bir buçuk yıllık dönem de iki lider arasındaki ilişkinin, tüm zorluklara rağmen karşılıklı saygı ve profesyonellik temelinde yürüdüğünü gösteriyor.
Ancak bu değerlendirmeye karşı çıkanlar da bulunuyor. Onlara göre söz konusu birleşme, son seçimlerden bu yana parti desteğinde gerileme yaşayan Yair Lapid için bir siyasi kurtuluş yolu niteliği taşıyor.
İsrail merkezli Kanal 12 internet sitesinde yazan Dafna Liel de o dönemde yaptığı değerlendirmede bu görüşe işaret etmişti.
İsrail’deki son kamuoyu yoklamalarına hızlı bir bakış, parti güçlerinin büyüklüğüne ilişkin tahminlerde ve gelecek seçimlerde her partinin alabileceği sandalye sayısında belirgin bir istikrarsızlık olduğunu gösteriyor.
Bu durum, makalenin girişinde değinilen siyasi dinamik yapının sonuçlarından biri olarak düşünülebilir.
Örneğin Bennett ile Lapid’in, 26 Nisan’da “Birlikte” blokunu kurduklarını açıklamalarının ardından yapılan anketlerde, blokun 28 sandalyeyle birinci parti olması bekleniyordu. Bu rakam, blok için kaydedilen en yüksek tahmin olurken, sonraki anketlerde destek oranı gerilemeye başladı.
Aynı anketlerde Likud’un 26 sandalyeyle ikinci sırada, Yashar Partisi’nin ise 15 sandalyeyle üçüncü sırada yer alacağı öngörülüyordu.
Söz konusu ankete göre Netanyahu ve koalisyon ortakları olan Dini Siyonizm Partisi, Otzma Yehudit ile Haredi partiler Şas ve Yahadut HaTorah toplamda yalnızca 50 sandalye kazanacakken, rakipleri 70 sandalye elde edebilir.
Ancak bu 70 sandalyenin 9’u Arap partilerine ait görünüyor ve hiçbir Yahudi partisi, yeni “Birlikte” bloku da dâhil olmak üzere, bu partilerin hükûmetin parçası olmasını istemiyor.
Nitekim Bennett ve Lapid, kuruluş konferansında yalnızca Siyonist partilere dayanacaklarını açıklamışlardı.
Bu nedenle Yahudi muhalefet partilerinin toplamda yaklaşık 60-61 sandalyeye ulaşabileceği değerlendiriliyor.
Özetle, Bennett-Lapid birleşmesinin hemen sonrasındaki ilk günlerde ortaya çıkan beklentiler, Netanyahu ve ortaklarına hükûmet kurma konusunda neredeyse hiçbir şans tanımıyordu.
Bu senaryoda Netanyahu’nun başbakan olarak kalabilmesi ancak muhalefet güçlerinin kendi aralarında bir koalisyon hükûmeti kurma konusunda anlaşamaması hâlinde mümkün görünüyordu.
Bu tablo yaklaşık bir ay önceki siyasi görünümü yansıtıyordu. Ancak son günlerde tablo hızla değişti.
İsrail merkezli Kanal 12 Haberleri tarafından 28 Mayıs’ta yayınlanan ve bu makalenin yazıldığı sırada en güncel olan anketler, Likud partisinin 23 sandalye kazanacağını ve önceki ankete göre bir düşüşe rağmen birinci sıradaki konumunu koruyacağını gösteriyor.
Aynı dönemde “Birlikte” blokunun elde etmesi beklenen sandalye sayısı da 22’ye geriledi ve blok ikinci sıraya düştü.
Bu durum, en azından şu ana kadar, Bennett ile Lapid arasındaki birleşmenin Bennett’in sağ seçmen tabanındaki destekçilerinin bir kısmını kaybetmesine yol açacağını öngören analizleri doğrular nitelikte görülüyor.
Anketlerde dikkat çeken bir diğer gelişme ise eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki Yashar Partisi’nin yükselişi oldu. Parti, 17 sandalye ile üçüncü sıraya yerleşerek gücünü artırdı.
Ancak bütün bunlardan daha önemli olan nokta, mevcut hükûmet koalisyonunu oluşturan partiler toplamda 51 sandalye elde edebilirken, sağ, merkez ve sol eğilimlerden oluşan muhalefet partileri, Arap partilerine ait 10 sandalye de dâhil olmak üzere 69 sandalye elde edebilir.
Bu noktada şu soru gündeme geliyor: Bu tablo ne anlama geliyor?
Bu anket, İsrail’in ve özellikle muhalefet cephesindeki siyasi güçlerin yaşadığı krizin boyutunu ortaya koyuyor.
İlk bakışta anket sonuçları yanıltıcı görünebilir. Çünkü muhalefet blokunun toplamda 69 sandalye elde edeceğini gösteren tablo, teorik olarak hükûmet kurabilmesi ve Netanyahu’yu iktidardan uzaklaştırabilmesi anlamına geliyor.
Ancak gerçek şu ki anket tahminleri doğruysa, Yahudi muhalefet partileri yalnızca 59 sandalye kazanabilir.
Bu durumda muhalefetin önünde iki zorlu seçenek bulunabilir.
İlk seçenek, bir sonraki hükûmete katılmak veya tavizler karşılığında oylarını güvence altına almak için iki Arap partisiyle, ya da en azından biriyle, anlaşmaya varmak zorunda kalabilir.
Her ne kadar Mansur Abbas liderliğindeki Arap listenin Lapid-Bennett hükûmetine katılmasıyla benzer bir durum daha önce yaşanmış olsa da bu ihtimal bugün imkânsız olmasa da zor görünüyor.
Bunun temel nedeni, özellikle 7 Ekim olaylarından sonra Yahudi İsrail toplumunun, Arap partilerinin İsrail siyasetinde yer almasına ve devletin siyasi karar alma süreçlerini etkilemesine karşı son derece temkinli hâle gelmesidir.
Bu, Naftali Bennett’in Arap partileriyle koalisyon kurmama niyetini vurgulamasına yol açan nedenlerden biridir.
İkinci ihtimal ise muhalefet partilerinin toplam sandalye sayısının 59’da kalmasıdır. Böyle bir durumda muhalefet hükûmet kuramayacak, Netanyahu ise yeni seçimler yapılıncaya kadar aylar boyunca geçici hükûmetin başında kalmayı sürdürecektir.
Böylece İsrail siyasetindeki kısır döngü devam edecektir.
Elbette seçimler için henüz erken. Eylül ayının başı ile ekim ayının ortası arasında yapılması beklenen seçimlerin kesin tarihi, hükûmetin önerdiği Knesset’i fesih yasasına ilişkin atılacak adımlara bağlı olarak netleşecek.
Bu da seçimlere yaklaşık üç aylık bir süre kaldığı anlamına geliyor. İsrail siyaseti açısından bu süre oldukça uzun kabul ediliyor. Zira bu süreçte parti haritaları, ittifaklar ve seçmen eğilimleri önemli ölçüde değişebilir.
Ayrıca seçim sandıklarının nasıl bir sonuç ortaya çıkaracağını henüz kimse bilmiyor. Bu nedenle Netanyahu, zamanı sağ seçmen oyları üzerindeki rakiplerini, özellikle de Naftali Bennett’i yıpratmak için kullanmaya çalışıyor.
Netanyahu, kendisi açısından tabloyu karmaşık hâle getiren temel unsurun özellikle Bennett olduğunun farkında. Çünkü diğer siyasi rakipleri merkez ve sol seçmenin oylarına talip olurken, Bennett doğrudan sağ seçmenin oyları için Netanyahu ile rekabet ediyor.
Bu durum, son yıllarda karşılaştığı zorluklar ve çeşitli cephelerdeki tekrarlanan başarısızlıkları göz önüne alındığında, Netanyahu’nun konumunu muhtemelen zayıflatacaktır.
Bu çerçevede başbakana yakın medya organları, rakibine karşı sistemli bir kampanya başlattı.
Kampanyanın ilk adımını Kanal 14 sunucusu Moti Kastel attı. Kastel, sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımda, Bennett-Lapid hükûmetinde bakanlık yapan ve daha sonra hükûmetten ayrılarak Likud’a dönen Idit Silman’ın Bennett hakkında kullandığı ifadeleri aktardı.
Silman, Naftali Bennett’in yardımcıları tarafından düzenli olarak kırmızı bir kutu içinde ilaç aldığı yönünde açıklamalarda bulunarak, sağlık durumu ve zihinsel kapasitesi hakkında şüphe oluşturmaya çalıştı. Ayrıca hükûmeti gerçekte Bennett’in değil, Yair Lapid’in yönettiğini öne sürdü.
Bunun üzerine Bennett, Kanal 14 ve Idit Silman hakkında dava açarak yaklaşık 2 milyon şekel (700 bin dolar) tazminat talebinde bulundu.
İsrailli analistlere göre Netanyahu’nun asıl sorunu yalnızca Bennett’in sağ seçmenden oy alması değil. Asıl mesele, Bennett’in İsrail sağı için farklı bir model sunmayı başarmasıdır.
Bu model, güvenlik konularında sert ve milliyetçi bir çizgi izleyen, ancak iç siyasette daha az çatışmacı olan ve Netanyahu’nun iktidarı boyunca adıyla özdeşleşen yolsuzluk iddiaları ile kişisel kutuplaşma tartışmalarından daha uzak duran bir sağ anlayışına dayanıyor.
Sonuç olarak Netanyahu, yaklaşan seçimleri sıradan bir rekabet değil, siyasi açıdan hayatta kalma mücadelesi olarak görebilir.
Aynı bağlamda yapılan değerlendirmeler, Netanyahu’nun bugün karşı karşıya bulunduğu krizin önemli bir bölümünün, yaklaşık 20 yıldır inşa etmeye çalıştığı ve siyasi rakipleri karşısındaki en büyük avantajlarından biri olan “bir numaralı güvenlik adamı” imajının aşınmasından kaynaklandığına işaret ediyor.
Son yıllarda sarsılan bu imaj, İsrail kamuoyunda İran’a karşı yürütülen savaşın başarısız olduğu, Lübnan’daki Hizbullah’ın toparlanma kapasitesinin yanlış değerlendirildiği ve örgütün askerî stratejisindeki değişimin İsrail’e daha fazla kayıp verdirdiği yönündeki algının güçlenmesiyle daha da zayıfladı.
Bu nedenle güvenlik alanındaki başarısızlıkların, iç siyasi gerilimin, savaşın sürmesinin ve İsrail toplumu üzerindeki yıpratıcı etkilerinin, sağ seçmenin bir bölümünü Netanyahu’nun temsil ettiği yüklerden uzak, ancak sağ söylemi koruyabilecek yeni bir alternatif arayışına yöneltebilir.
Tam da bu noktada Bennett, dinî ve milliyetçi sağ kesimler için cazip bir seçenek olarak öne çıkıyor. Çünkü Bennett, onların ideolojik kimliğine karşı bir isim olarak görülmediği gibi, Netanyahu’nun taşıdığı ağır siyasi mirası da taşımıyor.
Bunun yanı sıra Bennett, başbakanlık görevinde bulunduğu kısa dönemi siyasi sermayeye dönüştürmeye çalışıyor ve bu deneyimi, karmaşık koalisyonları yönetebildiğinin ve ideolojik olarak farklı kesimlerle pragmatik biçimde çalışabildiğinin kanıtı olarak sunuyor.
Bennett’in en önemli avantajlarından biri de temel mesajının sağ projenin değiştirilmesine değil, ona yeniden itibar kazandırılmasına ve daha sakin, daha verimli bir şekilde yönetilmesine dayanması olarak görülüyor.
Bu çerçevede, Netanyahu’ya yakın medya organlarının Bennett’i hedef alan kampanyaları da daha anlaşılır hâle geliyor.
Söz konusu çevreler, Bennett’i zayıf bir figür olarak göstermeye çalışırken, mücadelenin esasen iki taraf arasındaki ideolojik farklılıklardan değil, devlet yönetimine ilişkin güven ve yeterlilik tartışmasından beslendiği değerlendiriliyor.
Buna rağmen Bennett’in önündeki yolun kolay ya da garanti olmadığı görülüyor. Nitekim Bennett’in yaklaşan seçimleri bir savaş meydanına benzetmesi de bunu yansıtıyor.
Süreci zorlaştıran gelişmelerden biri de eski Şin Bet Başkanı Yoram Cohen’in, aylardır beklenenin aksine Bennett’e değil, Gadi Eisenkot’un safına katılma kararı alması oldu.
Bu beklenti, Cohen’in geçmişte Bennett’in güvenlik danışmanı olarak görev yapmış olmasından kaynaklanıyor. Bazı çevreler ise bu tercihi, Cohen’in Bennett’in siyasi çizgisine güven duymadığının açık bir göstergesi olarak yorumluyor.
Öte yandan sağ seçmenin geniş bir kesimi, merkez ve sol partilerle, hatta İsrail hükûmetleri tarihinde ilk kez bir Arap partisiyle koalisyon kurduğu gerekçesiyle Bennett’i hâlâ “ihanetle” suçluyor.
Netanyahu da siyasi stratejisinde bu noktaya ağırlık vermeyi sürdürüyor ve sağ seçmene, Bennett’in ne kadar sağcı görünürse görünsün iktidara ulaşmak için Arap partileri dâhil herkesle ittifak kurmaya hazır olduğunu hatırlatıyor.
Son anketlerde Bennett’in oy oranındaki gerilemenin arkasında da büyük ölçüde bu faktörlerin bulunduğu değerlendiriliyor.
Böylece İsrail siyasi sahnesi, belirleyici seçim mücadelesi öncesinde tüm ihtimallere açık bir görünüm sergiliyor.
Bir kesim, yaklaşan seçimi Netanyahu’nun iktidardaki ömrünü uzatacak bir fırsat olarak görürken diğer kesim, onu Netanyahu’dan kurtulmak ve İsrail siyasetinin en uzun ve en kutuplaştırıcı dönemlerinden birini sona erdirmek için elde kalan son fırsatlardan biri olarak görüyor.
Son umuda gelince, İsrail’i 20 yıl boyunca kendi imajına göre yeniden şekillendiren Netanyahu’yu seçimler, mahkemeler ve kitlesel protestolar yoluyla devirmeye yönelik tüm girişimlerin başarısız olmasının ardından, İsrail siyasi tarihinde bir türlü sona ermeyen bir bölümü kapatmak için kalan tek seçenek ölüm olabilir.


HABERE YORUM KAT