Türk Sağının Türk Sorunu: MHP

21.02.2011 21:35
Türk Sağının Türk Sorunu: MHP
E. Burak Arıkan’ın Türk Sağının Türk Sorunu: Milliyetçi Hareket Partisi kitabını Asım Öz, Haksöz Haber için değerlendirdi.

TÜRK SAĞININ TÜRK SORUNU

Asım Öz/Haksözhaber

Türkiye'de uzun yıllara dayanan deneyimleriyle kurumsallaşabilen iki partiden biridir Milliyetçi Hareket Partisi. Bu gün itibariyle Küçükömer'n tasnifiyle sağda yer alan CHP ise diğeridir. 1980 sonrası süreçte bir dönem için aldığı Milliyetçi Çalışma Partisi adı dışında kurulduğu 1969 yılından bu yana ismini, amblemini, ana örgüt yapısını ve temel ideolojik ilkelerini hemen hemen aynen muhafaza etmeyi başaran tek partidir. Sağın ideolojik olarak en ucunda yer alan rakipsiz bir partidir bu. Türk siyasetinin elli yıllık döneminin en önemli aktörlerinden biri olan bu partinin nasıl olup ta bunu başardığını anlamak için kuramsal bir analiz çerçevesine ihtiyaç olduğu ortadadır. Çünkü pek çok siyasi partinin ya siyaset sahnesinden silindiği ya da marjinalleştiği düşünüldüğünde MHP'nin başarısı dikkat çekici biçimde göze çarpar.

Uyum Yeteneği

Bu konuda Medeniyetler Çatışması tezi ile bilinen ama aslında modernleşme okulunun en önemli temsilcilerinden biri olan ve Değişen Toplumlarda Siyasal Düzen kitabının yazarı Samuel P.Huntington önemli tespitlerde bulunur. Siyaset yapma biçiminin zaman içinde itibar ve istikrar kazanması üzerinde yoğun olarak duran Huntington dört temel gösterge üzerinde yoğunlaşır: Bunlar, şartlara ve çevreye uyum gösterme yeteneği, karmaşıklık, özerklik ve içuyumdur. Hungtington şartlara ve çevreye uyum gösterme yeteneğini ele alırken bir partinin yaşı, fonksiyonu ve atlattığı badireler üzerinde durur. Türk Sağının Türk Sorunu: Milliyetçi Hareket Partisi kitabının yazarı E. Burak Arıkan bu kurumsallaşma göstergelerinden hareket ederek MHP'yi çözümlüyor.

 MHP, CHP bir yana bırakıldığında Türkiye'nin günümüze kadar varlığını sürdüren en eski partilerindendir. Parti bu süreçte yeni lider nesilleri üretebilmiş ve bu yeni nesillerin partiyi yönetebilmiş olmaları da dikkat çekicidir. Parti bu noktada DYP'nin Süleyman Demirel, ANAP'ın Turgut Özal ve DSP'nin Bülent Ecevit sonrası yaşadıklarını yaşamamış Türkeş sonrasında Devlet Bahçeli örneğinde liderlik sorununu çözmüş gözükmektedir. Elbette kısmi kopuşlar, rahatsızlıklar olmuş ama diğer partilerin yaşadıkları boyutta ciddi sorunlar olmamıştır bunlar. 12 Eylül'le önemli bir badireyi atlatan parti tekrar yoluna devam edebilmiş ve ideolojik söylemini yani Türk devletinin gerçek ya da hayali düşmanlara karşı korumayı değişen koşullar içinde değişen yöntemlerle yerine getirmeyi başarabilmiştir. Seksen öncesinde sola karşı devletin paramiliter gücü gibi hareket eden partililer daha sonra PKK, (siyasal) İslamcılık ve Avrupa Birliği'ne karşı Türk milliyetçi duyarlığının temsilcisi olabilmişlerdir. Partinin karmaşıklığını ortaya koyan husus ise Ülkü Ocakları'yla olan iç içeliktir. Partiden ayrı bir kurum olmasına karşın bu yapı bir biçimde partinin siyasi okulu gibi çalışmaktadır. Partiye özgü bir milliyetçilik olarak görebileceğimiz ülkücülükle partinin ilişkisi 1968'lerde üniversitelerde komünizmle savaşmak için kurulan Ülkü Ocakları adını taşıyan gençlik teşkilatına dayanır: "Ülkü Ocakları, MHP'nin gelecekteki liderleri ve üyelerine örgüt ve liderlik yeteneklerini geliştirebilecekleri bir tür okul ortamı sağlamış,aynı zamanda üniversite öğrencileri arasında partiye yeni üyeler kazandıran, en aktif parti teşkilatı olmuştur."

Özerklik noktasında ise MHP heterojenliği bir miktar barındıran ülkücü tabandan dolayı biraz sıkıntılıdır. Dolayısıyla bu özerklik sorunu onu kimi zaman sakin sularda seyretmeye yöneltirken kimi zaman özerk olduğunu ortaya koyan emareler gösterir.1999 seçimlerinde yüzde on sekiz oy olan parti o yıllarda farklı kesimlerden de oy almanın verdiği korumacılıkla temkinli hareket etmiş 2010'da yapılan referandum oylamasında ise ülkücü tabanın bir kısmının farklılığına ilişkin olarak töreyi işletmiş ve sakinliğini kaybetmiştir. İç uyum yeteneği ise kurum üyelerinin kurumun sorunları ve sorun çözme usulleri konusundaki ortak tavrını işaret eder. Bu açıdan bakıldığında MHP hem geçmişte hem de bugün iki noktada ortak bir parti anlayışı geliştirdikleri görülür. Amaç devletin bekası olduğunda parti üyeleri parti tarafından farklı zamanlarda farklı tavırlar geliştirilebilmiştir. Seksen öncesinde silahlı çatışmalar ve PKK özelinde asker cenazelerinde yaşananlar bunu örnekler. Partinin iç sorunlarını çözme biçimi ise parti töresine, bir başka deyişle kaba güce başvurmaktır. Sadi Somuncuoğlu'nun cumhurbaşkanlığına, Ümit Özdağ'ın parti başkanlıklarına adaylıklarını koymaları ve sonrasında başlarına gelenler MHP'nin iç uyumunu sağlamış bir parti olduğunun iki önemli göstergesidir.

Milliyetçi Duruşun Görünümleri

Yazarın kitapta ileri sürdüğü belki de en temel tez, MHP'nin kuruluşundan bu güne, ideolojik duruşunda ve seçmen tabanında ciddi anlamda değişmemiş olmakla beraber, yine de ciddi ve bilinçli bir dönüşüm yaşadığıdır. Bu dönüşüm süreci, kitap baştan sona okunduğunda açıkça gözler önüne serilir. Yazara göre MHP, arkaik bir aşırı sağ partiden, çağdaş Avrupalı bir aşırı sağ partiye dönüşümünü yıllar içerisinde gerçekleştirmiştir. Üstelik Avrupa Birliği karşıtı, ya da Türkiye'nin üyeliğini kerhen destekleyen duruşu da oldukça Avrupalıdır. Fakat siyasal hayatına özgün bir yerde, anayasal düzlemde laik sayılmasına karşın İslam medeniyetine ait, coğrafi bakımdan Avrupa ve Ortadoğu'nun kesişme noktasında yer alan bir ülkede sürdüren MHP'nin referans noktaları da, şüphesiz Avrupalı benzerlerinden oldukça farklıdır. Örneğin, ideolojisi ve söylemi Nazizm ve faşizm tecrübelerinden az etkilenmiştir. Ancak ortak özelliklerine bakıldığında, Avrupalı aşırı sağ kardeşlerine neredeyse tıpatıp benzemektedir: MHP onlar kadar milliyetçidir, ırkçıdır, yabancı düşmanıdır, demokrasi karşıtıdır ve katı bir devletçi duruşa sahiptir. Dolayısıyla Arıkan'ın bu kitabında, Türk siyasal hayatında on yıllardır temel bir yere sahip olan Milliyetçi Hareket Partisi'nin belirleyici nitelikleri ve ülkücü hareket olgusu, "faşist bunla"r ya da "milliyetçi olmak suç mu" kısır döngüsünün dışına çıkarak irdelenmektedir.

Partinin en önemli özelliği milliyetçi duruşudur. MHP kendisine sürekli olarak yeni düşmanlar bulmakta oldukça başarılıdır. Bu düşman bulma işlevselliği günün şartlarına göre milliyetçi oyları kendine çekebilmesini sağlamıştır. Onun milliyetçi özelliği yetmişli yıllarda Türk-İslam sentezi biçimindedir. İsim babası İbrahim Kafesoğlu'ydu bu yaklaşımın. Türkçü düşünce ve romantik milliyetçilikten sapmadan İslam'ın Türk kültürünün önemli bir parçası olarak görüyordu. İslam zaferlerle dolu Türk tarihinin sadece bir parçası olarak düşünülüyor ve ağırlıklı olarak Türk hakimiyeti kurma gibi büyük bir ideale hizmet etmesi için öne çıkarılıyordu. Bu tezin milliyetçi Kafesoğlu tarafından dile getirilmesi MHP'nin bu teze yakın durmasını sağladı. Kafesoğlu yıllardır kararlılıkla izlediği Türkçülük çizgisi içine İslam'ı başarılı bir biçimde enjekte etmekteydi çünkü.

Aydınlar Ocağı'nın çerçevesini çizdiği bu teze göre Türklük beden İslam ise ruhtur. Kemalizm'in farklı biçimde araçsallaştırarak kendine kimi yönlerini eklemlediği İslam MHP'de de araçsaldır. Türk-İslam sentezinin en önemli önermelerinden biri ise Türklerin gelenekleri doğrultusunda İslam'ı laikleştiren ve onu modern dünyanın şartlarına uyduran ilk kavim olmalarıydı. O bakımdan Türkiye Nereye Gidiyor'da Türk-İslam sentezine Kemalizm-İslam sentezi diyen Abdurrahman Dilipak son derece haklıdır. Devletle çatışmadan yapılan bir ideolojik eklemlemedir bu. İslam'ı milliyetçi potada eriten ve önce devlet yaklaşımını pekiştiren bozucu bir dildir. Yetmişli yıllarda yükselen sol hareketler karşısında daha muhafazakar seçmenlerin MHP saflarında yer alması hedefleniyordu. O yüzden İslam, Türk kimliğini güçlendiren bir çimento olarak kullanıma dahil edilmekteydi. O yıllarda bu yaklaşımı Türlük açısından sakıncalı bulan kimi isimler Alpaslan Türkeş'in mutlak otoritesi gereği partiden ihraç edildiler. İslam parti öncelikleri açısından Türklükten sonra gelir. Onun devletçi bir yaklaşımla her şeyden önce devlet biçiminde örgütlediği politik tahayyülü ve pratiği partinin devlet seçkinleri nezdinde de itibar kazanmasını sağlamıştır. Eleştiri ötesi devletin "başbuğ"u Türkeş'in doksanlı yıllarda İslamcılık karşısında kendisine belirlediği konum bu bakımdan hayli önemlidir. Arıkan partinin bu sentezini şöyle özetliyor: "MHP'nin Türk-İslam sentezi, siyasal İslamcıların ideolojik tutumundan farklı olarak Cumhuriyetin laik niteliği ile çatışmamaya özen göstermektedir. Partinin bu konuda oldukça samimi olduğu, gerek Meclis'e girerken türbanını çıkaran Antalya milletvekili Nesrin Ünal'ın tavrından, gerekse siyasal İslam'a yakın duran Muhsin Yazıcıoğlu liderliğindeki ülkücülerin partiden dışlanmasından anlaşılabilir."

Kozmetik Yenilenme

Devlet Bahçeli'nin Türkeş sonrasında MHP genel başkanlığına seçilmesi parti dinamikleri açısından kısmi farklılaşmaları da beraberinde getirir. Bu süreçte parti içinde uzun bir süredir sessiz ve derinden bir hareket yürüten Bahçeli ve grubu öne çıkacaktır. Çalışmanın bir önemli yanı da Devlet Bahçeli ekibinin parti içinde seksenli yılların sonundan itibaren etkili olmaya başladıklarına ilişkin aktarımlardır. Bu yıllarda Devlet Bahçeli Ali Güngör'le beraber partide sessiz bir reform süreci başlatır. Amaç partiyi sığ bir ideoloji partisi olmaktan çıkararak toplumsal bir parti haline getirmektir. Gerek 1988 programının kabul edildiği kongrede gerekse Bahçeli'nin genel sekreterlik yaptığı yıllarda Bahçeli ve arkadaşları MHP'yi kitle partisi yapma yolunda bir irade ortaya koymuşlardır. Türkeş'in doksanlı yıllarda izlediği devlete yakın ve merkeze yakın politikaların arkasında da bu ekip vardır. Yükselen milliyetçilikten en yüksek payı almayı hedefleyen bu yaklaşım ulusalcı ama daha muhafazakar kitlelere seslenir. Türkeş partisini ve yandaşlarını ne olursa olsun koruyan ve asıl olarak parti ideolojisine kendini adayan babaerkil saiklerle hareket eden bir liderken Bahçeli ise "ülke çıkarları"nı parti çıkarlarından üstün tutan bir biçimde algılanmaktadır. Kamuoyunda fazla bilinmeyen bu durum bir yandan parti programın değişimi bir yandan da Türkeş'le özdeşlemiş olan hırçın, kırıp-döken parti imajından kısmi kopuşun nasıl sağlandığını da ortaya koymakta: "Bahçeli ve kurmayları, Türkeş'in 1960'ların sonundan günümüze kadar geçen süre içerisinde başaramadığı kent ile kırsal alanın bütünleşmesini sağlayarak partiyi daha geniş kitlelerle buluşturdular. Fakat yine de unutulmaması gereken en önemli nokta, aslında ne MHP'nin temel siyasal duruşu ne de MHP tabanının tercihleri açısından önemli bir değişikliğin olduğudur. Bahçeli ve kurmaylarının başarısı, soy-Türkçü, faşist ve ırkçı bir gelenekten gelen MHP'yi, başarılı bir imaj mühendisliği uygulamasıyla olduğundan farklı göstermesinde yatar." Kurulduğu 1969 yılından bu yana önemli bir dönüşüm geçiren partinin Alpaslan Türkeş'ten Devlet Bahçeli'ye uzanan seyrini özetleyen ifadelerdir bunlar. MHP'nin yeni bir programa sahip olmasını sağlayan Devlet Bahçeli aynı zamanda partinin seksenli yıllarda karıştığı silahlı çatışmalar nedeniyle zedelenmiş imajını da kamuoyu nezdinde düzeltmiş bunun meyvelerini konjonktürel etkenlerin baskın katkısıyla 1999 ve 2007 seçimlerinde almıştır. Ama her zaman katı bir milliyetçiliği savunan ve evi yeniden düzene sokan, programdan parti aleyhine kullanılabilecek hususları çıkartan yeni MHP'nin yeni liderinin başka milliyetçilikler söz konusu olduğunda tekrar babaerkil söylemin yuvasına rücu ettiği de bir başka gerçek.

Yazar çalışmasının sonunda MHP'nin geleceğine dair bir projeksiyon çizerek şunları ifade ediyor: "(…) partinin Türk siyasetinin kalıcı unsurlarından biri olduğunu söylemek yanlış olmasa gerektir. MHP, Huntington'ın siyasal kurumsallaşmayı ölçmek için geliştirdiği kriterlerin hemen hepsini yerine getiren, dolayısıyla şartlara ve çevreye uyabilen, karmaşık bir örgütlenme yapısına sahip, belli oranda özerk ve parti iç-bütünlüğünü sağlamış kurumsallaşmış bir siyasal kurumdur. Böyle bir kurumun gelecekte de Türk milliyetçi sağının en önemli temsilcisi olacağı açıktır."

E. Burak Arıkan, Türk Sağının Türk Sorunu: Milliyetçi Hareket Partisi, Agora Kitaplığı.

  • Yorumlar 2
    Diğer Haberler
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim