Şiddetin Çarpıtılmış Tarihi ve PKK

26.11.2011 03:47
Şiddetin Çarpıtılmış Tarihi ve PKK
1970'lerden beri düşünelim: Gerçekten de PKK olmasaydı, Kürt hareketi bambaşka olabilirdi. Olamazdı diyenler Kürt halkının "aklına" hakaret ediyorlar, bizzat kendileri Kürtleri küçümsüyorlar.

Şiddetin çarpıtılmış tarihi
Uğur KÖMEÇOĞLU

PKK'ya ilişkin olarak dayatılan ve yine PKK tarafından üretilmiş kendi resmî tarih anlatımları var.

Basitçe ifade edersem, aslında deniyor ki; "Kürtler devletin baskı ve zulmü altındaydı, buradan kurtulmanın tek yolu insan öldürmekti". O zaman PKK'nın başlangıç momentinin derin devletin ülkedeki iç çatışmalarla daha ilgili olduğu bir dönemde bulunduğunu da hatırlamalıyız (70'ler). "Başka çıkış yolu olmadığı için silaha ve şiddete sarıldık, Kürtler bazı haklarını elde etmişlerse, bizim döktüğümüz kan sayesinde ve de ölüme yolladıklarımız sayesinde olmuştur, şimdi de böyle olacaktır" diyorlar. Bu tarih yazımının mitik bir anlatı olduğunu, yoğun çarpıtmalar içerdiğini aydınlarımız ve tarafsız tarihçiler ne zaman tartışmaya başlayacak çok merak ediyorum. Tartışma başlayamıyor, çünkü tartışması gereken aktörler şiddete "mesafe" alamıyorlar, PKK'nın geçmişi doğru düzgün anlatılmıyor ve bu mesafesizlik "... kendini demokrat, barışsever, solcu diye tanımlayan insanlar için de geçerli" (Yıldıray Oğur).

"Kürtler için başka çıkış yolu yoktu" iddialarına karşı çıkılmalı. Madem geçmişten böyle bahsediliyor, geçmişte ne olduğu iyi analiz edilmeli. Kan yolundan başka yol yoktu deniyorsa, tarih böyle çarpıtılıyorsa, PKK'yla ilgili başlangıçlar ve kökenler meselesi enine boyuna ele alınmalı. Kürtlerin mücadelesinde her zaman başka yöntemlerin olabileceği ve şiddet dışı yöntemlerin ortaya çıkamamasında PKK'nın başat rol oynadığı niye anlatılmıyor? 70'lerde sahneye çıkan PKK'nın yaptığı ilk iş ne olmuştur? Kan dökerek diğer Kürt oluşumları araziden temizlemek olmuştur. 70'lerin ikinci yarısında PKK'nın çıkarlarıyla derin devletin "örgütleri birbirine kırdırtma" çıkarı örtüşmüştür. Hadi PKK'yı çok basitçe derin devlet kurdurtmuştur demeyelim ama PKK'nın taşeronluk yaptığı ilk aktör 70'lerin derin devletidir veya bugün mahiyetini daha iyi kavradığımız devlet içinde etkili olan ulusalcı bir odak diğer Kürt oluşumları yok etsin diye bu örgüte "yürü" demiştir. Bu devlet hizbi "şartlar olgunlaştığı zaman", Kürt'ü Kürt'e kırdırtma sürecinden sonra, işini darbeyle taçlandırmıştır. Darbeyle üstüne inmediği tek aktör nedense Öcalan olmuştur. "PKK olmasaydı (yani PKK şiddete ve silaha başvurmasaydı) bugün Kürtler bu kazanımları elde edemezdi, mesele böyle rahatça konuşulamazdı" iddiasını gündeme getirenler, intihar bombacılarını kutsayanlar, PKK'nın sadece darbe öncesinde değil darbeden sonra da, kaç Kürt'ü öldürdüğünü niye anlatmıyorlar da "PKK olmasaydı..." diyerek Kürtleri uyutuyorlar? Bu çarpık yorum, psikolojik şiddet, endoktrinasyon ve sindirme yoluyla, o da bir kesime ve gençlere, tarihi farklı anlatarak kabul ettirilmiştir. Bu fikir, Kürtlerin büyük çoğunluğunun değil, daha çok BDP-KCK-PKK gölgesinde sosyalleşmiş aktörlerin fikridir. Bugün 18-20-25 yaşlarındaki gençlere bu tarih iyi anlatılmıyor. Öcalan ve ekibinin 1972'de bile aktif olduğu ortada. "Silah kullandıkları güne kadar itirazlar kimsenin umurunda değildi" yaklaşımı, özgürlükçü sayılan birçok aydının yaklaşımıdır. Bu dil PKK kökenine ilişkin her türlü çarpıtmayı içeriyor ve kan dökülmesini meşrulaştırarak ayrı bir şiddet arz ediyor. Mesafesizlik budur. Mesafesizliğin sebepleri sol ideolojilerin daha 70'li yıllardan aşina olduğu, farklı biçimleriyle iç içe geçtikleri, normalleştirdikleri şiddet olgusuyla ilişkilidir. Başka bir deyişle, bu konu birçok solcunun eleştirecek, karşı duracak bireyselliğe ve bağımsızlığa sahip olamadıkları "şiddet" fenomeniyle ilişkilidir. Daha başkasını pek düşünmek istemedikleri şiddet yöntemleriyle ilgilidir. Şiddet onlar için, sanki normal, sıradan, anlaşılabilir, göz yumulabilir, rasyonel, hatta desteklenebilir bir olguydu. Bu ülkede şiddet karşıtı toplumsal hareketlerin niye ortaya çıkamadığı incelenmelidir. Bugün gelinen noktada devrimci solcular kahir ekseriyeti itibarıyla anti-emperyalizm sosuna bulanmış, işler sarpa sarınca son kertede hep devletçi, güya tam bağımsızlıkçı, Stalinist laikçilikle iç içe yaşıyorlar. Şiddet örgütçüsü PKK karşısında alamadıkları tavrın sebebi çoktur, ama bir sebep de sol Ergenekon ve KCK arasındaki zihniyet yakınlığından bağımsız değildir. Bari güneydoğuyu (kafalarındaki) muhayyel güçlerden, güya faşizmden kurtaralım diye düşünen ve ruhen PKK-KCK çizgisine yakınlık hisseden, bazıları itibarıyla destekçi, en iyimser yaklaşımla sivil ölümlerine sessiz kalmayı tercih eden bazı solcular var bu ülkede. Ergenekon kıstırılınca, kara propagandaları için PKK-KCK-BDP'ye görev teslimi yapanlar da var. Görevi öpüp başına koyanlar dünden hazır zaten. Ayrıca Kürdistan devriminin Türkiye'ye bulaşacak yanları olacaktır diye düşünenler var. En özgürlükçüsü bile açık açık belirtmekten utansa bile yeri gelince, içten içe "ne yapalım bu Kürt solcularımız da böyle bir şiddet yöntemini benimsediler, dava aynı davadır" diye düşünebiliyor.

POZİSYON BELİRLEMEDE ŞİDDET AYRIMI

Yeni PKK çizgisi iyi bir turnusol kâğıdıdır. Saflar netleşecek. Şiddete soğuk bakmayanlarla şiddet karşıtları ayrışacak. Evet Türk solu, amaca giden yolda öldürmenin meşru olduğuna inandığı 70'lerde zirve yapmış bir paradigmanın içinden geliyor. Ama aradan 40 yıl geçmiş, PKK şiddetine karşı, ideolojilerinden bir an olsun sıyrılıp insan gibi, mertçe "yeter artık öldürdüğünüz siviller", "biz insanız, kan dökücü canavarlar değiliz" diyerek, neden vicdanlı Kürtler kadar sağlam bir silahlanma karşıtı ses çıkaramıyorlar biliyor musunuz? Neden bütün savunmalarını katledilen masumlar için değil de sadece yoldaşları için yapıyorlar, biliyor musunuz? Neden bu cinayetleri tepeden bir kukla oynatıcısı gibi örgütleyen bir hareketin uzantılarına, yani şiddet şebekesine yeterli derecede mesafe alamıyorlar biliyor musunuz? Çünkü içinden geldikleri o paradigma, yaşlısıyla genciyle kendilerine şunu fısıldıyor: "Devrimci kimse, onu destekle. Ezilen halka lâf dokundurtma. Silahlı mücadele veriyorsa, himaye et... Vicdanınızın sesini dinlemeye gerek yok. Paradigmatik çatı konuşuyor sizin yerinize..." (Halil Berktay) Evet Berktay gibi dönüp dönüp şiddetperver solun tarihine bakmalıyız ve PKK'nın gerçekte ne olduğunu yeniden yazmalıyız. PKK'nın kuruluş kongresi 1978, ancak belirttiğim gibi 1972'de bile örgüt aktiftir. Daha kuruluş aşamasında, 30-40 yıl önce örgütün stratejisinin nasıl tanımlandığına bir bakalım:

"... Kuzey Batı Kürdistan'da yaratılacak olan ulusal kurtuluş cephesinin çeşitli alanlarda geliştireceği ilişki ve ittifakları olacaktır. Her şeyden önce, Türkiye'nin anti-faşist devrimci demokratik hareketiyle ittifakını ve cephesini geliştirmek durumundadır. Türkiye'deki devrimci demokratik hareketle ortaklaşa bir iktidar savaşını yürütmek, Kürdistan devrimiyle Türkiye devriminin zamandaşlığını sağlamak, buna hem Kürdistan ve hem de Türkiye devrimi açısından özen göstermek gibi bir sorunu vardır..." (Kürdistan'da Örgütlenme Üzerine, s. 192-193) Evet, yıl 2011 olmuş ama şark cephesinde değişen bir şey yok. Berktay'ın ifadesiyle, "Bir de üstelik komünizmin tarihî yenilgisinden ötürü mutsuz ve müntekim [intikamcı]; dolayısıyla hırsını radikal Kürt hareketinin sırtından geçinerek çıkarmaya çalışan (İngilizcede piggy-back riding diyorlar) bir tür devrimcilik: Biz yapamadık ama bak onlar yapıyorlar; birileri şu devletin haddini bildirsin de oh diyelim. Ayrıca bir 'ezilen halk' ve 'ne yaparsa doğrudur' takıntısı; dolayısıyla 'haklı savaş' fetişizmi." "PKK olmasaydı..." diye düşünenlere "gerçekten de PKK olmasaydı, ne olurdu?" diye sormak ve başka türlüsünün olabileceğini hatırlatmak önemli. Geçmişte de başka türlüsü mümkündü, bugün de başka türlüsü için çok geç değil ama önce şiddet karşıtı seslerin yükselmesi lazım. Zira Kürtler 40 yıldır, tarih boyunca görmedikleri bir zulme maruz kalmıştır. Bu zulme vesayetçi derin devlet ve sonra JİTEM tek başına değil, meseleye devrimci halk savaşında zayiat olarak meşru biçimde yaklaşan PKK da ortak olmuştur. Derin PKK ve JİTEM arasında med-cezir olduğu konuşuluyor. JİTEM'le ilgili yargı sürecine BDP'nin niye kayıtsız kaldığı tekrar sorgulanmalı ve Ümit Fırat'ın son açıklamaları iyi okunmalı.

"PKK olmasaydı, Kürtler bugün hiç olurdu" kampanyasını yürütenlerin dilini daha yakından incelemek gerekiyor.

PKK ve uzantılarına mesafe alamayanlara, şiddet karşıtı tavır gösteremeyenlere, örgütün neden olduğu sivil ölümlerini hatırlatmak lazım. Onlar baskıcı devlet iddialarına karşı silah ve kan argümanını meşru görüyorlar. 2000'li yılları hariç tutarak söylersek (yani 1978'den Öcalan'ın yakalandığı 1999'a kadar geçen dönem için), PKK 4 bin 412 silahsız sivil vatandaşı öldürmüş. Hayır, bunlar geçici köy korucusu filan değil, silahsız vatandaş. Her birinin annesi, babası, belki de eşi ve çocukları olan 4 bin 412 sivil insandan bahsediyorum. Toplamda 6 bin 36 saldırıdan sonra gerçekleşen "sadece" sivil ölümlerinden söz ediyorum. Buna 2000'li yıllardaki ve son dönemdeki sivil ölümlerini de ekleyin. Niye ölen geçici köy korucusu, asker, polis ve silahlı militanı hemen anmıyorum biliyor musunuz? Çünkü bu ülkede "haklı savaş", "meşru savunma", "mağdurun karşı-mücadelesi" gibi lafazanlıklarla, PKK'yı ele alan bazı solcularımız, olayı silahlı iki gücün çatışmasına indirgemek istiyorlar. Haydi diyelim ki birileri savaşmaktan doğru düzgün anlamayan zorunlu askerlikle oraya gönderilmiş eratı ve silahlı militan ölümlerini kanımızı donduran bir soğukkanlılıkla, acımasızca değerlendirdikleri için biz de buna inandık sansınlar diye ele almıyorum. Peki "haklı savaş" diyenlerin 5 bine yakın sivilin öldürülmesinden dolayı hiç mi içleri acımıyor? "Keşke PKK olmasaydı da bu insanlar yaşasaydı." demeliyiz. "Ben Kürtçe konuşacağım diye bir insan bile ölecekse, lal kalmayı tercih ederim." diyen Vanlı ve Kürt, "benim için öldürme" platformundan Tansel Parlak kadar.. bu vicdanlı gencecik Kürtler kadar olamıyor, anlı şanlı, kelli felli bazı solcularımız ve Kürt muhibbi görünme taktiğine başvuran gizli ulusalcılarımız. Tansel'in kastettiği sadece dilini konuşabilmek ve konuşamamak anlamında söylenmiyor elbette, "her ne için öldürüyorlarsa işte onun için benim adıma öldürmesinler" diyorlar.

Buna karşı nasıl bir demagoji yaptıklarını da söyleyeyim: "Ne yani sen tüm politik, etnik, metaforik veya semiyotik anlamıyla, Kürtler lal kalsaydı, dilsiz kalsaydı mı demek istiyorsun?" Biraz mantık okumuş olan herkes bunu demediğimi anlayabilir. Ortada PKK sayesinde Kürtler adına elde edilmiş çok önemli kazanımlar varmış gibi konuşuyorlar. Evet bir şey var, binlerce savunmasız sivilin ölümü var. Kürtler tarihin hiçbir döneminde görmedikleri bir zulmü PKK döneminde görmüşlerdir.

PKK, KÜRT HAREKETİNİ ŞİDDETE YÖNLENDİRDİ

1970'lerden beri düşünelim: Gerçekten de PKK olmasaydı, Kürt hareketi bambaşka olabilirdi. Olamazdı diyenler Kürt halkının "aklına" hakaret ediyorlar, bizzat kendileri Kürtleri küçümsüyorlar. Olamazdı diyenler aslında Kürtleri aşağılamış oluyorlar. Özal'lı yıllarda, ANAP'ın olgunlaştığı dönemde, görece daha özgürlükçü bir ortamda, sivil toplumun devletten otonom olma çabasına girdiği bir süreçte, feminist hareket kadar, Alevi hareket kadar, İslami hareket kadar silahsız-sivil bir Kürt hareketi olabilirdi ve bu hareket hemen olmasa bile 30 yıl boyunca sürdüreceği, çağını okuyan kansız bir direnişle Kürtleri 2012 yılında, post-etatist (ulus-sonrası devlet) dönemde bambaşka bir özgürlük ortamına taşıyabilirdi. Ama PKK buna izin vermedi. Kürt hareketini şiddete yönlendirdi. Yönlenmezse zorla çekiştirdi, bu amaçla çok sayıda Kürt'ü de öldürdü, "Bu saha sadece bana ve benim silahlarıma kalacak." dedi. Etrafı rakip Kürtlerden temizledi. Kürt kadınları nasıl özgürleştirdiklerini 5 kadın militanın infazında gördük. İntihar bombacılarını da niyeyse daha çok kadınlardan seçiyorlar. KCK'nın en son, büyük şehirlerde "kendinizi panzerlerin altına atın ve ölün" talimatı da özellikle kadınlara tavsiye edilmiş. Örgüt içinde cinsellik nasıl yönetilmiş, bu konuya girmek bile istemem.

40 senedir var olan bir örgüt bugün gelinen noktada Kürtleri özgürleştirmiş midir? Hayır. Sıradan Kürt vatandaşlar derin devletin vesayetinden, hem PKK'nın hem derin devletin vesayetine alınmışlardır. 1978'den beri PKK tarafından çoğu da kırsalda öldürülen 5 bine yakın sivil vatandaşın çoğu Kürt'tür. Hemen birileri der ki: "90'lı yıllarda derin devletin gerçekleştirdiği sivil ölümlerinden niye bahsetmiyorsun?" Bahsediyorum. Üstelik 9 senedir bir iktidar var, sorumlu olmadığı bu faili meçhul cinayetlerin faili belli olsun diye çaba gösteriyor. Derin devlet ve JİTEM katliamlarını, asit kuyularını, beyaz Toros'larla işlenen kan dökücülüğü, Ergenekoncu odakların bölgede işlediği Kürtlere yönelik ağır hak ihlallerini yargı sürecine sokmuş, kimsenin cesaret edemediği sorgulamalara girişmiş, vesayetin Kürtlere yönelik hukuksuz işlerini mercek altına almış; ama Kürtleri savunduğunu iddia eden PKK-KCK-BDP çizgisi, destek olmak yerine köstek oluyor. Öyleyse Kürtleri savunmak yerine başka hesaplar içinde olduklarını fark etmekten başka ne düşünelim? Ümit Fırat diyor ki: "PKK'nın Türkiye'nin birtakım derin odaklarıyla temasları olmasaydı, süreç bugün farklı olurdu. Katliamları kim yapıyor, kim kime pas veriyor? Bugün bir kısmı, mahkemeye çıkmış hareketler olarak önümüzde duruyor." Üstelik derin PKK ve JİTEM ilişkisi de karanlık.

Evet "PKK olmasaydı..." kampanyası yürütenler gerçekten de "PKK olmasaydı..." üzerine düşünmüyorlar. Çünkü yokluğunu düşünmek, alternatif ve sivil olanı düşünmek demek. Gerçekte PKK'nın yokluğu üzerinden değil, varlığı üzerinden düşünüyorlar ve "şiddet olduğu için, bunlar konuşuluyor" diye çarpıtılmış bir kurgu yazıyorlar. Kürtleri konuşabiliyor muyuz? Akan kanı konuşuyoruz. Hâlbuki bugün her şey çok daha başka olabilirdi. Olmadı, çünkü PKK önce sivil Kürt siyasetine karşı kan akıttı. "1960-70'lerde barışçıl ve kitlesel biçimde gelişen Kürt hareketi, 1980'lerde PKK eliyle şiddete yöneldi ve giderek harekete, şiddetin dili ve yöntemleri egemen oldu." (Kemal Burkay) PKK sonradan sahneye çıktı ve diğerlerini hedef tahtasına koydu. Diğer Kürtlerden daha başarılı olduğu için mi öne çıktı? Hayır. Daha acımasızca öldürebildiği için tek Kürt aktör oldu. Kendi dışındaki Kürt politizmine şiddet uyguladı. Bu tavır bugün de aynıdır. Güçlü ve şiddet karşıtı bir Kürt asabiyesi çıksın, hemen öldürme tehditleri başlar.

Biraz siyasi tarih okuyan herkes, buradaki gibi bin yıllık mazisi olan devletlerin kanlı isyanlarla filan pozitif değişime zorlanamadığını, bu tür devletlerde pozitif değişim ve dönüşümün hep kendi iç ana mekanizmalarından ve dünyadaki ana politik arterden geldiğini bilir. Diğer her şey küçük uyarıcıdır. Beğenelim, beğenmeyelim, hal böyledir. Son dönemde değişimin ana aktörü olan AKP de devlet içi çatışmanın yeni "kazananıdır" ve yeni bir zihniyetle bu devleti post-Kemalist bir düzeye taşımaya çalıştığı için devletin Kürt sorununu çözmeye uğraşıyor. Çünkü yeni devlet PKK'dan önce de bir Kürt sorunu olduğunun farkında. PKK sayesinde bu sorunun daha da içinden çıkılmaz bir hal aldığına işaret ediyor.

PKK sayesinde elde edilmiş anlamlı bir şey yoktur. Çoğu kandır. Efendim bu kanlı şiddet sayesinde devlete geri adım attırmışlar da, devlet bu yüzden bölgeyi kalkındırmaya başlamış da, iyi davranıyormuş da bilmem ne. İyi de 1974'ten beri çalışan bu şiddet şebekesi, devlete bir şeyler yaptırtıyorsa, hatta en çok kanı AKP'den önce akıttıysa, o 1978-2002 aralığında niye bu devletin politikasında hiçbir şeyi değiştirememiştir? "PKK olmasaydı..." kampanyası yürütenlere göre öldürmek mağdurun davası adına meşrudur. İyi de, gizli ulusalcı Kürt muhipleri, bir de "AKP olmasaydı ne olurdu?" diye sorsalar ya. Faraza son 10 senedir ülke, içe kapanmacı bir MHP-CHP koalisyonuyla yönetilseydi. Vesayet de zerre kadar yerinden oynatılmamış olsaydı. Bu siyasi denklemde, Kürt vatandaş dilini konuşmuş, konuşamamış.. hakları, özgürlükleri kimin umurunda olurdu acaba? MHP'nin mi, Baykalcı bir CHP'nin mi? Sıradan Kürtlerin hakları kimin umurunda olurdu? PKK'nın diyecekler. Evet, zira PKK şiddet kullanarak şiddet karşıtı bir Kürt politizmine izin vermezdi. Vesayetçi silahlı güçler hem kendini siyasi denklemde tutar, hem de PKK'yı tokatlar görünürdü. Bu maskeli balo sürüp giderdi.

ZAMAN 

  • Yorumlar 1
    Diğer Haberler
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim