Sapanca’da Kur’an Seminerleri Devam Ediyor

22.02.2012 11:45
Sapanca’da Kur’an Seminerleri Devam Ediyor
Kasım ayıyla başlayıp aylık olarak yapılan ve sekiz programdan oluşan Sabed Hayat Kitabımız Kur’an Seminerleri ara vermeden devam ediyor.

 Seminerlerin ilki “Hoşnutluk ve Haviye Gerçekliği ve Karia Suresi” başlığı altında kasım ayında Yılmaz KARAKIŞ tarafından verildi.

sabed-20120222-02.jpgSeminerine Karia’nın anlamını vererek başlayan ve hem Karia hem de Kur’an’ın değişik surelerindeki kıyamet tasvirlerinden örnekler veren Karakış, Karia suresinin anlamının “Korkuç Patlama” olduğunu belirttikten sonra, surenin  hayatın ruhu olan ahiretin, sorumluluk bilincini aşılayan uyarılarda bulunduğuna değindi.

Karakış, ahiret bilincini de şu cümlelerle özetledi:

“İnsan bedeninden ruhu alırsanız ortada ceset kalır,”

“Hayattan da ahiret bilincini söküp çıkartırsanız ortada kokuşmuşluk kalır”.

Karakış’ın ortaya koymuş olduğu ahirete dair bu değerlendirmeden sonra Kur’an’da  kıyametle alakalı geçen surelerin uslup özelliklerine vurgu yapıldı. Bunlar:

1-Ahiret, kıyamet ve son saatle ilgili tüm ayetler şiddetli ve dehşetlidir.

Zilzal (Korkunç Sarsıntı), Vakıa(Müthiş Olay), İnşikak( Müthiş Parçalanma) sureleri  buna örnek olarak verilebilir.

2-Bu ayetlerde hassas ve dakik olmalarına vurgu yapılır.

Zilzal suresinde zerre miktarı misali önemlidir ve en ufak bir ertelemenin olmayacağından bahsedilir.

3-Kıyametle ilgili ayetlerde faile değil fiile vurgu vardır.

Tekvir suresinde “Güneş parçalanıp döküldüğü zaman” denirken, kimin parçaladığına değinilmemektedir dedi.

Seminerin son bölümünde ise Kur’an’ın ifadesiyle hoşnutluğun yani Rabb tarafından kabul edilmiş ve insanın kendince de razı olunmuş ebedi bir hayata ulaşmanın yoluna atıfta bulunan Karakış, böyle bir hayatın, karşılaşılan olaylara Rabbimizin istediği yerden bakabilmekle elde edilebileceğini söyledi.

Sabed Hayat Kitabımız Kur’an seminerlerinin ikincisinde konu “İnsanın Nefsine Karşı Şahitliği ve Kıyame  Suresiidi.Süphan Öztekin tarafından gerçekleştirilen seminerde Öztekin, öncelikle Allah’ın Kur’anda önemli olabilecek olaylardan önce yeminle başlamasına dikkat çekti.

sabed-20120222-03.jpgArdından “Yoo andolsun özünü eleştiren kendini kınayan nefse”  ayetinin ekseni etrafında programına bir çerçeve çizen Öztekin,  şahitliği  bu genel çerçevede insanın kendi bireysel tercihlerini düzeltmesi ve kendi nefsine zulmetmemesi gerektiği vurgusunu Allah’ın ayetlerini anlamayanların hem kendi nefslerine hemde bulundukları coğrafyaya zulmettikleri vurgusunu yaptı.

 İnsan organizması, en küçük parçasına varıncaya kadar eski bütünlüğüyle yeniden diriltilecektir; burada pekiştirilmiş açıklamanın arkasından bir de yeniden direnişe yönelik kuşkunun insan kemiklerini bir araya getiremeyeceğine ilişkin ön yargının psikolojik sebeplerine değinen Öztekin, bu sebebin insanoğlunun kötülük yapmak istemesi, tutturduğu kötü yolda ilerlemek istemesi ve bu kötü yoldaki ilerleyişini hiçbir şeyin engellememesini istediğini vurguladı. Bundan dolayıdır ki ; yeniden dirilmeyi ve kıyamet gününü zayıf bir ihtimal olarak görüyor “ dedi.

Öztekin daha sonra  insanın başı boş bırakılamayacak kadar değerli olduğunu ve bir meniden yaratılıp embriyoya dönüştüğünü erkek ve dişiden çiftler ürettiğini ve bunları yapan Allah’ın ölüleri diriltmeye gücünün elbette yeteceğini vurgu yaptı.

 “Malın Tasarruf Hakkı ve Hümeze Suresi” konulu ocak ayındaki üçüncü program ise Yalçın Arıcıoğlu tarafından gerçekleştirildi.

Seminerine  Hümeze suresi hakkında genel bir bilgi vererek başlayan Arıcıoğlu, İnsan, özü itibariyle temiz ancak içindeki fücur daha ağır basmaya başlayınca yani insan dünyevileşince, insanın eşref-i mahlukat olan özünün üzeri küfr perdesiyle örtülünce, insan nasıl bir hal alır neye döner işte suremiz bunu işlemektedir. İftira, tahkir, küçümseme, alay, ayıp-kusur arama bütün bu hastalıklı davranışların arka planında ne olduğunu bu surede kolaylıkla görebilmekteyiz. Bunun en büyük sebebi “Dünyevileşmedir” dedi.

Daha sonra mülkiyete dair bilgiler veren Arıcıoğlu, bu kavramın insanların en tabii haklarından birisi olduğunu, tarihteki pekçok millet ve devletin, bu hak üstüne çeşitli uygulamalar içinde olduklarını, bu hakkın birçok felsefe ile siyasi rejimlerin de belli başlı konularından olduğunu vurguladı.

Bu felsefe ve siyasi rejimlerden de örnekler veren Arıcıoğlu, kapitalist sistemler fertlere mülkiyet hakkı tanımakla beraber, mülk edinilen şeyin kazanılmasında kafi ölçü ve müeyyidelerden mahrumdur. Bu bakımdan bu hak, kapital bakımından güçlü olanlar tarafından alabildiğine kullanılmakla beraber, fakir olanların bu hakkı kullanabilecekleri az şeyleri vardır. Komünizm ise, fertlere özel mülkiyet hakkı tanımaz. Her şeyin devletin olduğunu belirtir. Ancak mevcut varlığın kullanılmasında yalnız komünist partisi mensupları söz sahibidir. Uygulamada halkın bu konudaki mahrumiyeti, kapitalist idarelerden çok fenadır. Liberal ülkelerde, mülkiyet hakkı sosyal adalet esaslarına daha yakın hükümlerle temin edilmeye çalışılmıştır.

İslamiyet ise; mülk ve mülkiyet hakkında açık ve kesin hükümler koymuştur. Buna göre “mülk”, hakikatte yalnız Allah’ındır. Fertler, cemiyetler ve sosyal müesseseler, bu mülkü Allah rızasına uygun kullanmakla mükellef olan birer emanetçi gibidirler. İslamiyetin hükümleri, Allah'ın rızasını gösterir. Fertler, cemiyetler ve sosyal müesseseler, mülklerini bu hükümlere uygun şekilde edinmeye mecbur ve mülkiyet haklarını da bu hükümlere ters düşmemek şartıyla diledikleri gibi kullanmakta serbesttirler. Tarihteki İslam devletlerinde, tatbik edilen bu mülkiyet hakkı esasları, Müslüman ve gayrimüslim tebeanın rahat ve huzur içinde, mülk ve haklarından mutlak bir emniyet duyarak yaşamalarını sağlamıştır dedi.

Seminerine mülkiyetin mahiyetinin ne olduğuna dair  ayetlerle devam eden Arıcıoğlu, Kur’an-ı Kerim’de mal ve mülklerin gerçek malikinin Yüce Allah olduğu ve bunları dilediğine verdiği ifade buyurulur. Yeryüzünün ve göklerin mülk olarak Allah’a ait olduğunu bildiren bazı ayetlere işaret etti: “Göklerde ve yerde olanların mülkü ancak Allah’ındır. O herşeye kadirdir.”(Al-i İmran 189) “Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkiyeti sadece Allah’a aittir. O, dilediğini yaratır. Allah’ın her şeye gücü yeter.”(Maide 17) “Şüphesiz ki, göklerin ve yerin mülkü yalnız Allah’ındır. Dirilten ve öldüren O’dur. Sizin için Allah’tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.”(Tevbe 116) “De ki; göklerde ve yerde olan şeyler kimindir? De ki; Allah’ındır.”(En’am 12)

Allah Teâlâ sahip olduğu bu mülklerden dilediği kimselere, isteyen, çalışan ve mülk edinme usul ve yollarına sarılanlara verir. Böylece mülk üzerinde meşrû yoldan tasarrufta bulunma ve yararlanma hakkı insana geçmiş olur. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur:

“Ey Muhammed! De ki: Ey mülkün sahibi Allah’ım! Mülkü dilediğine verir, dilediğinden alırsın. Dilediğini aziz, dilediğini zelil kılarsın. Hayır senin elindedir. Şüphesiz ki Sen, her şeye kadirsin. Geceyi gündüze katarsın, gündüzü de geceye. Ölüden diriyi çıkarırsın, diriden de ölüyü. Dilediğini de hesapsız rızıklandırırsın.” (Al-i İmran 26-27)

Arıcıoğlu, Allah’ın Rabblik vasfından dolayı insanı başıboş bırakmadığı gibi insanın maliki olduğu servetin de nasıl tasarruf edilmesi gerektiğine vurgu yapan Haşr suresi 7. Ayeti örnek vererek, servetin insanın ahiret yurdunda Allah’ın razı olduğu kulları arasında mı yoksa hüsrana uğrayanlar arasında mı olacağı konusunda çok önemli bir imtihan aracı olduğunu vurguladı.

Sabed Hayat Kitabımız Kur’an seminerlerinin dördüncüsü ise, “Vahyin Hatırlatan Vasfı ve Mürselat Suresi” başlığı altında eğitimci Erol ÜLGEN tarafından 25 Şubat 2012 Cumartesi günü Sabed dernek merkezinde 19:30’da gerçekleştirilecek.

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim