
Muhittin Bilge Medeniyet ve Diriliş Üzerine
Medeniyet ve Diriliş kitabının yazarı Muhittin Bilge ile Medeniyet ve Dirilişi konuştuk.
"Medeniyet" ya da "Uygarlık" kavramının, bakış açısına göre çok farklı tanımları vardır Örneğin Fernand Braudel, uygarlığın, toplumlar, mekanlar, ekonomiler, ortak zihniyetler ve sürekliliklerden meydana geldiğine dikkat çekmektedir. Sezai Karakoç'un düşünce dünyasının en temel ve anahtar kavramı "Medeniyet"tir. Karakoç'un öznesi "İslâm" olan, inanç, düşünce, ruh ve duyarlığın yeniden yorumlandırılarak yapılmasını hedefleyen bir uygarlık tezi Diriliş'tir Bu çerçevede Muhittin Bilge ile kitabı Medeniyet ve Diriliş (Hece Yayınları; 2004)'i konuştuk.
Size göre Türkiye'deki çağdaş İslâmi düşüncede Sezai Karakoç'un Diriliş düşüncesi'nin yeri nedir?
Bu sorunuza Rahmetli Akif İnan Ağabeyimizden bir anekdotla cevap vermek isterim. Akif Abi derdi ki "Sezai Karakoç'u okumayan insan, çağdaş (Kuşkusuz, buradaki çağdaştan kasıt çağının tanığı olan anlamında, yoksa "modern" anlamında değil.) bir müslüman olamaz derdi. Gerçekten de, olgu ve olaylara günübirlik, dar bir perspektiften bakmak yerine daha geniş ve uzun vadeli bir perspektif olan medeniyet perspektifiyle bakan ve bu perspektifi, "diriliş" adıyla sistematize ederek, bunun içerisinde sanattan siyasete, edebiyattan sosyolojiye, dinden kültüre, ekonomiden felsefeye kadar çok geniş bir alanda özgün düşünceler ortaya koyan üstad Sezai Karakoç'un sesine, bugün sadece Müslümanların değil bu coğrafyada yaşayan herkesin ihtiyacı vardır. Ve bu ses bugünkü çağdaş İslami düşüncedeki özgünlüğünü ve biricik oluşunu hala korumaktadır, bu sese kulak vermeyen çözüm önerilerinin de palyatif öneriler olarak kalacağını söylemek abartı olmayacaktır.
Diriliş düşüncesinin önemle vurguladığı kavramlar denildiğinde akla ilk gelenler hangi kavramlar olur?
Diriliş düşüncesini kuşkusuz birkaç kavramla sınırlandırmak mümkün değildir, çünkü siz bu düşünce içerisinde birçok alanda birçok çarpıcı ve ufuk açıcı analizle karşılaşırsınız, ama yine de bir çerçeve denemesinde bulunacak olursak diriliş düşüncesinin, başta Müslümandan başlayarak İslam, din, kültür, sanat özellikle de İslam medeniyeti ve onun insanlığa sunmuş olduğu, bundan sonra da sunması mukadder olan büyük değerlere ilişkin oldukça çarpıcı değerlendirmeleri haiz bir içeriğe sahip olduğunu söyleyebiliriz.
Sezai Karakoç'un şiirleri ve düşünceleri ile özellikle İslâmcı aydınlar üzerinde etkili olduğunu ifade ediyorsunuz. Bunu somutlaştırdığımızda nasıl bir etkilenmeden söz edebiliriz?
Türkiye'de son asır İslam düşüncesinin önemli üç tane sacayağı üzerine kurulduğu söylenebilir.. Bunlar, Bediüzzaman Said Nursi, Necip Fazıl Kısakürek ve Sezai Karakoç'tur. Sezai Karakoç bu sacayaklarından en sonuncusu ve onların düşüncelerinden de beslenmiş birisi olarak hem sanatıyla hem de düşünceleriyle kendisinden sonraki tüm kuşaklar üzerinde önemli etkilerde bulunmuş ve bulunmaya da devam etmektedir.. Sezai Karakoç'tan sonraki hem sanatçı hem de düşünce adamlarının yazdıklarına bakarsanız, Sezai Karakoç'un o büyük birikim ve özgüveninden mülhem bir etki görürsünüz ki, modernleşmeyle yaralanmış ve sıkıştırılmış Müslüman için bu açılım büyük bir nimettir.
Karakoç'un düşünce yanını sanatından ayırarak incelemenin pek mümkün olmadığını ifade ediyorsunuz. Edebi kamuda böyle bir algı var sanki: Onu sadece sanatçı olarak ele alan ve sanatını dünya görüşünden ayıran bir algı. Ne dersiniz?
Siz, "baharın salavatı güller" diyen, şiirin ufkunu naat olarak gören bir insanın sanatıyla düşüncesini nasıl ayırabilirsiniz. Onun şiiri ve düşüncesi bir aynanın iki yüzü gibi birbirlerinden ayrılamayacak kadar bütünlük ve mahiyet arz etmektedir. Onu sadece sanatçı, şair olarak görmek isteyenler onun şiirindeki büyük metafizik arka plandan rahatsız olanlardır.
Karakoç'un toplumsal olgu ve olayları anlama ve açıklamada temel çerçeve olarak medeniyeti esas kabul etmesinin nedeni nedir?
Çünkü bugüne ait gibi gördüğümüz her olay-ki bugünlerdeki zalim İsrail'in Filistinli kardeşlerimize uyguladığı alçakça soykırım bunun en açık örneğidir- yarını da etkisi altına alacak şekilde, dün planlanmış ve dünün dizayn edilmiş gelecek projesine göre hayata geçirilen fenomenlerdir. Biz bir olgu ve olayın arka planını göremezsek o olguyu yapan etkenleri çözümleyemeyiz dolayısıyla da üzerimizdeki maddi ve manevi etkilerini gideremeyiz. İşte Sezai Karakoç bugünü değerlendirip, yarına projeksiyon tutarken bunu en iyi sağlayacak temel çerçevenin medeniyet vakıası olduğunu gösteriyor ve bu perspektiften hareketle önümüze çok sağlıklı bir yol haritası çıkarıyor.
Karakoç'un uygarlık tezine "diriliş" adını vermesini nasıl açıklarsınız?
Dirilişten kastedilen ölmüş bir medeniyeti, İslam medeniyetini-ki İslam medeniyeti asla ölmemiştir ve ölmeyecektir- yeniden diriltmek değil, İslam'dan hiç ya da yeterince nasibini almadığı için ölmekte olan insanlığa İslam'ın diriltici soluğuyla tekrar hayat vermektir.
Sezai Karakoç, Batı medeniyetinin oluşum süreci hakkında hangi unsurları ön plana çıkarır?
Bir medeniyet perspektifi olarak Diriliş düşüncesinin İslami yenilenme anlayışının temelleri nelerdir?
Batı medeniyetinin tamamıyla teknolojiye dayalı bir "vahşet medeniyeti" olduğunu belirten Karakoç, İslam Medeniyetinin her şeyden önce bir hakikat ve fıtrat medeniyeti olduğunu söyler. Ve kesinlikle yok olduğunu düşünmediği İslam medeniyetini yeniden insanların dikkatine sunmak için İslamı bütün özellikleriyle önce kendi hayatımızda uygulayıp sonra da insanlığa muştulamamız gerektiğini düşünür. Sanattan siyasete, edebiyattan sosyolojiye, felsefeden tarihe kadar her alanda yapılacak hamlelerle bunun gerçekleşebileceğini söyler.
Sezai Karakoç, insanlığın son beş yüz yılına damgasını vurmuş olması nedeniyle Batı medeniyetinin incelenmesini ciddi anlamda gerekli görür. Diğer yandan, pek çok ülkede özellikle Müslüman ülkelerde "Batı Romantizmi" döneminden çıkılıp, "Batı Kritiği Dönemi"ne girilmek üzere olduğunu ifade eder. Bu manada o oryantalizm bağlamında ifade edilen Batının ve Batılılaşmanın altında yatan anlamların sorgulanmasını da içeren occidentalizm çerçevesinde değerlendirilebilir mi?
Sezai Karakoç'un olgu ve olayları neden medeniyet perspektifinden ele aldığını yukarıda söylemeye çalıştık, bu kadar geniş perspektifli bir bakış açısını içkin diriliş düşüncesini occidentalizm kavramıyla açıklamaya kalkmak eksik ve yetersiz olacaktır.
Batı uygarlığını bunalıma sürükleyen temel çıkmazlar hakkında Karakoç'un öne sürdüğü görüşler ile Batı uygarlığına Batı içinden yöneltilen eleştiriler arasında paralellikler kurulabilir mi?
Bazı argümanlarda benzerlik olsa bile bu eleştirilerin kalkış noktası ve çözüm önerileri çok farklı olduğundan/olacağından aralarında büyük bir mahiyet farkı vardır.
Ziya Gökalp'ten bu yana yaygın olarak gündeme gelen kültür ve medeniyet kutuplaştırmacılığı hakkında Karakoç ne düşünür?
Ziya Gökalp'in kültürü milli, medeniyeti ise beynelmilel gören anlayışına karşı Sezai Karakoç'ta her iki olgunun birbirinden ayrılamayacak şekilde iç içe ve birbirini tamamlayan gerçeklikler olarak dile getirildiği görülür. Karakoç böyle bir kutuplaştırmacılığın hem kültürün oluşmasındaki saikler açısından, hem de medeniyetin kuşatılıcılığı açısından kabul edilemez bir tasnif olduğunu düşünür.
"Batı mağdurluğunun tek umudu her şeye rağmen iç kültürdedir" diyen Karakoç, kültür kavramını ele alırken İngiliz şair ve düşünce adamı T.S. Elliot'un "kültürün din temelli bir kavram" olduğunu savunan görüşlerini hatırlatır. Peki medeniyet kavramını ele alırken andığı Batılı isimler kimlerdir? Örneğin Uygarlık kavramıyla ilgili ilginç yaklaşımları olan A.Toynbee'nin yaklaşımı Diriliş üzerinde etkili olduğu söylenebilir mi?
Karakoç, tabiî ki, başta İslam olmak üzere doğu ve batı düşüncelerine de çok hakim bir mütefekkirdir. Ancak ne Eliot'un ne de Toynbee'nin onun düşüncesi üzerinde belirleyici bir izi vardır. O medeniyet ve diğer olgulara yaklaşırken bir sürü Batılı düşünce ve bilim adamının yaklaşımına değinmiş ancak kendi kozasını Kur'an, sünnet ve büyük İslam mütefekkirlerinden ilhamla oluşturmuştur.
Karakoç'un medeniyet algısı ile Ali Bulaç'ın ve İsmet Özel'in medeniyet algıları ya da ona yükledikleri anlamlar hangi noktalarda farklılaşır?
Ali Bulaç ve İsmet Özel'in İslam medeniyeti olgusuna yaklaşımları, anlaşılmaz bir şekilde-Tabii ki, hâlâ aynı görüştelerse, çünkü özellikle Ali Bulaç'ta sık sık paradigma değişikliği bilinen bir vakıadır- negatiftir. Onlar bu görüşlerini, özetle, İslam'ın bir medeniyet kurma iddiasıyla yola çıkmadığı gibi garip bir argümanla temellendirirler. Oysa Kimsenin İslam'ın iniş amacı bir medeniyet kurmaktır gibi bir iddiası yoktur, ama böyle yüce ve insanları gönendirmek amacıyla gönderilmiş bir dinin yapıp etmeleri sonucu bu medeniyet zaten kurulacaktır ve öyle de olmuştur.
Karakoç'a göre bugün insanlık karşı konulamaz bir şekilde Batılılaşmakta, âdeta Batı'yı "içmekte" dir. Bu içiş, ne Batı'yı ne de insanlığı şifaya kavuşturacaktır. Çünkü Karakoç bu yayılışı, Batı için bir anlamda Batı'ya ait olan her şeyin onun tekelinden çıkmasına yol açacak bir durum olarak tahmin etmekte, ancak sonucun iyi mi kötü mü olacağını zamanın göstereceğini belirtmektedir. Uygarlık olarak Batı'nın görünüşte bütün insanlığa yayılmakta olduğunu, gerçekteyse fazla yayılış nedeniyle tepki ve karşı karşıya olduğunu, böylece de güç ve güven kaybedeceğini düşünen Karakoç ile medeniyetlere vurgu yapan Hungtington'un Medeniyetler Çatışması tezi arasında benzeşen yönler var mı?.
İsim benzerliğinden başka bir benzerlik yoktur. Huntington dünyadaki medeniyetler çatışmasının sebebini Batı dışı medeniyetlerde arayıp, Batı'yı temize çıkarmaya çalışırken Karakoç, Batı medeniyetinin bir zulüm medeniyeti olduğunu, insanlığın bugün içinde bulunduğu sömürü, zulüm ve tatminsizliğin tek suçlusunun Batı olduğunu, bütün delilleriyle ortaya koyar.
1970'li yıllara kadar Batı literatüründe medeniyet kavramının çoğul kullanımının olmadığı ifade edilir. Yani tek medeniyet vardır. O da Batı medeniyetidir. Karakoç'a baktığımızda da görünüşte benzer bir yaklaşımı görüyoruz. Ona göre medeniyet temelde tektir, bir bütündür ve süreklidir. Medeniyet meşalesi ilk insandan bugüne elden ele taşınarak gelmiştir. Dallara ayrılmış, varyasyonları olmuş, bazen ekseninden sapmış, bozulmuş, yozlaşmıştır. Bazen sönmeye yüz tutmuştur. Ancak tekrar tekrar dirilmiştir. Kıyamete dek böyle sürecektir. Bu noktada o medeniyet ve peygamberlik kavramları arasındaki ilişkiye de dikkat çeker. Bu noktada neler söylersiniz?
Karakoç, medeniyete gerçek anlamıyla, yani insanlık için -ahiretini de unutmadan-dünyayı yaşanılır kılan/kılacak bir gerçeklik anlamında bakıldığında, aslında bir tek medeniyetten, vahye dayalı hakikat medeniyetinden söz edilebileceğini vurgular ki, Batı literatüründeki medeniyet algısı ile bunun pek alakası yoktur.
Karakoç'un, "Medeniyet Krizimiz" adlı seri yazılarında, Müslüman toplumların yaşadığı medeniyet krizinin sebeplerini inceleyerek bu noktada çözüm üretilebilmesi için öneriler getirmektedir. Bu önerilerin bugün için değeri nedir?
Bu önerilerin, İslam dünyası üzerindeki kara bulutların dağıtılmasında ne büyük etkide bulunacağı, her geçen gün biraz daha fazla anlaşılmaktadır. Bize düşen bu önerilere kulak verip, Karakoç'un "medeniyet" perspektifini tüm Müslüman coğrafyalara taşımaktır.
Söyleşi için teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim. Allah muvaffak etsin.
Röportaj: ASIM ÖZ
Haksöz-Haber
