1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. Münire Kevser Baş’la Sezai Karakoç Üzerine
Münire Kevser Baş’la Sezai Karakoç Üzerine

Münire Kevser Baş’la Sezai Karakoç Üzerine

Münire Kevser Baş’la Sezai Karakoç'un sanatını ve düşüncelerini konuştuk

28 Aralık 2008 Pazar 06:33A+A-

Sezai Karakoç gerek şiirleri, hikâyeleri, piyesleri ve çevirileri, gerekse düşünce yazılarıyla göz ardı edilemeyecek bir değer. Son yıllarda onun düşünce ve fikir dünyasını felsefî, sosyal, dinî ve kültürel birtakım temel kavramlar çerçevesinde çok yönlü olarak ortaya koyan küçük ve tekil çalışmalar yanında bütüncül çalışmalar da yapılıyor. Münire Kevser Baş Lotus yayınlarından çıkan "Diriliş Taşları-Sezai Karakoç'un Düşünce ve Sanatında Temel Kavramlar"(2008) adlı çalışmasında Sezai Karakoç'un, şair ve sanatkâr tarafının yanı sıra, bir ömür şiiriyle yan yana devam eden düşünce ve fikir serüvenini temel kavramlar çerçevesinde analiz ediyor. Münire Kevser Baş'la Sezai Karakoç'un sanatını ve düşüncelerini konuştuk

Sezai Karakoç'un ilgilendiği siyasî, sosyal, felsefî ve kültürel faaliyetler denildiğinde neler söylenebilir?

Sezai Bey'in bir ömür emek verdiği bir düşünce üretimi vardır, şiirini de bu üretime dahil ediyorum elbette. Diriliş Dergisi ve Diriliş Partisi (Yüce Diriliş Partisi) aslında bu faaliyetlerin bir bakıma hepsini kapsar diyebiliriz. Ancak bir şey daha eklemek gerekir. Sezai Bey çok da ortalıkta görünmeyi seven biri değildir. O her zaman üretimiyle var olmayı tercih etmiştir,

Peki onun düşünce ve fikir dünyasını, sözünü ettiğiniz doğrultuda felsefî, sosyal, dinî ve kültürel birtakım temel kavramlar ışığında okumayı denediğimizde hangi kavramlar öne çıkar?

Sezai Bey'in özellikle vurguladığı bence üç önemli kavram var. Diriliş, Medeniyet, Metafizik. Ancak bu üç kavram aslında bir bakıma tüm yazdıklarının üst başlıkları olabilir. Sezai Bey "bin kollu dallı budaklı" dediği medeniyet kavramının adeta her bir dalı ilgili kafa yormuş, kendi özgün bakış açısıyla her bir kavramı yeniden yorumlamıştır. Aslında Sezai Karakoç'un bir ömür süren üretiminin adı diriliş tezidir. Ancak diriliş teziyle işaret edilmek istenen şey, güçlü bir metafizikle beslenen medeniyet olgusudur. Herhangi bir kavramı öne çıkartmaktan ziyade zannederim, şunu söylemek gerekir. Temel ilkeleriyle diriliş tezini kavramak zaten, hayata dair olan her şeye farklı bir bakış geliştirmiş olmak demektir. Bu nedenle zannediyorum öncelikle diriliş kavramını düşünce ve duyarlık bağlamında doğru bir yere oturtmak gereklidir.

Sizi Karakoç'un düşünce dünyasının sistematik bir yapıya sahip olduğunu düşündüren nedir?

Çok kısa bir cevap yeterli aslında. Tüm üretimi: fikirleri, şiiri ve yaptığı her şey. Çıkarttığı dergi ve kurduğu parti de dahil. Malumun ilamı olacak belki ama yaşamı ile söyledikleri arasında hiç çelişki olmayan nadir insanlardan biridir Sezai Karakoç. Hayata bakışı ve de hayat karşısındaki duruşu, son derece bütüncül, çelişkisiz, sofistikedir. Ona dair olan hiçbir şeyde tutarsızlık bulamazsınız. Görüşlerine herkes katılmayabilir. Ancak kendi içinde tutarlı bir bütün oluşturduğu gerçeğini fark etmemek mümkün değildir.

Karakoç'un düşünce dünyasının oluşumuna etkide bulunmuş edebiyat ve düşünce adamları kimlerdir?

Çok geniş bir yelpazeden bahsetmek gerekir. Ayrıca göz ardı edilmemesi gerekir.  Sezai Karakoç, hem batı hem de doğu düşünce ve sanat dünyasını da ciddi anlamda tetkik etmiştir. Kendi doğal mirasımızla da ilişkileri sağlamdır. İlla da isim vermek gerekirse, Gazzali, İbn Arabi, Mevlana, Yunus Emre'yi sayabiliriz. Yakın dönemden de Mehmed Akif, Bediüzzaman ve elbette Necip Fazıl'ı anmak gerekir.

Sezai Karakoç'un fikirlerini ele almak noktasında Diriliş Dergisi'nde yayımlanan yazıları nasıl bir çerçeve sunar?

Bütün üretimi önce Diriliş Dergilerinde yayınlanmıştır. Bazı yazıları güncel durumla örtüşen bir konsept içinde değerlendirilebilir. Ancak çoğunun gündelik siyaset vs gibi alanlarla paralel olduğunu söylemek mümkün değildir. Diriliş dergisi gündemini kendi oluşturmuş. Bu söylediğim çok önemlidir Sezai Karakoç'u anlamak bakımından. Diriliş maalesef bugün bir benzerini görmemiz mümkün olmayan fikir, kültür ve sanat ortamıdır. Ben Diriliş Dergisi'ni ilk kez bu çalışmam sırasında gördüm. Kitaplarıyla ve şiiriyle tanışmıştım elbette… İnanın sayıları karıştırırken hissettiğim şeyi şok olarak anlatabilirim. Maalesef bugün bu şaşırtacak dergilerden yok. Zaten Sezai Bey'in kitapları Diriliş Dergisi'ndeki yazılarının gruplandırılarak kitaplaştırılmasıdır.

"Diriliş'i bir ideoloji olarak görmemek gerekir. Karakoç'un da bir ideoloji kurma peşinde olduğunu söylemek yanlış olur. Diriliş'e bir ideoloji olarak bakmak onu daraltmak, sığlaştırmak olur. Diriliş, belki bir medeniyet makro planıdır" diyorsunuz. Diriliş'i niçin ideoloji olarak ele alamayız? Medeniyet ile ideoloji arasında nasıl bir ayrım yapıyorsunuz?

Buna Sezai Karakoç'un verdiği cevap var aslında. Kendisi bizzat "Ben yeni bir şey söylemiyorum." diyor. Bu çok önemli bir cümledir. Karakoç ilahi hakikatin, insanlığın bu çağında yeniden fark edilmesi için çaba harcayan bir düşünce adamıdır. Bu anlamda genel olarak kabul edilen tanımıyla ideoloji kavramından uzak durmayı tercih ediyorum. Çok daha evrensel ve çok daha süreklilik arz eden bir vakadan bahsediyor Diriliş tezi. Tüm peygamberleri kapsayan bir arka plan olduğunu göz ardı etmemek lazım. Ayrıca tekrar söylemek gerekiyorsa hakikat medeniyeti ufkuna bu çağda yönelme çağrısıdır. Bu sebeple ideoloji demiyorum.

Sezai Karakoç'un düşüncesiyle ilgili çalışmalar genellikle medeniyet ve diriliş kavramları eksenli olduğunu diğer yandan da Diriliş'in, sadece Karakoç'un keşfettiği bir kavram, içini doldurduğu bir muhteva olmadığını belirtiyorsunuz. O yıllarda mahiyeti farklı olsa da Arap dünyasında Baas hareketi var. Adlandırma düzeyinde böyle bir ilişki kurulabilir mi?

Bununla ilgisi olabileceğini hiç düşünmedim doğrusu. Söylediğiniz gibi adlandırma düzeyinde bir benzerlik. Aslında önceki soruya cevabı buradan verebiliriz. Baas hareketi ideolojik karakterlidir. Diriliş, çıkış noktası ve nihai erekler bakımından çok farklı tabi ki.

Diriliş dışında Karakoç'un yazı ve şiirlerinin yayımlandığı dergi ve gazetelerin Karakoç'u anlamak bakından ne gibi katkıları olabilir?

Elbette katkısı olacaktır. Ama oran bakımından Diriliş dışında yazdıkları oldukça az. Onları ayırmak da çok anlamlı değil. Çünkü o her zaman kendisi kalabilen bir kalem.

Sezai Karakoç'un, şair ve sanatkar tarafının yanı sıra, bir ömür şiiriyle yan yana devam eden düşünce ve fikir serüvenini bütüncül olarak baktığımızda nasıl bir düşünürle karşılaşırız?

Nihai ereklerinden hiç ödün vermeyen son derece yüksek bir duyarlığa sahip, kendisi olmayı ve kendisi kalmayı çok önemseyen, yaptıkları ile söyledikleri asla çelişmeyen teslimiyet duygusu çok güçlü, gönül ve akıl dengesi gözeten

Peki Karakoç Müslüman ülkelerdeki Batı romantizmi ile Batı kritiği dönemi arasında nasıl bir ayrım ortaya koyar? Batı kritiği yaparken üçüncü dünyacılığa ya da milliyetçiliğe kayan yönleri var mıdır?

Karakoç, Batı medeniyetinin yükselişi ile doğuyu amansız bir etki altına aldığına dikkat çeker. Batı medeniyeti ile karşılaşan doğu veya diğer ülkeler adeta bir şok yaşamışlardır. Bu şok etkisi sonucu iki tavır gelişmiştir Batı'ya karşı. 

1-öç-intikam 2-hayranlık

Karakoç birinci gruba Rusya ve Çin'i örnek verir. İkinci grup ise İslam ülkeleridir. İslam ülkeleri Batı'nın gücü karşısında öç ve intikamdan ziyade hayranlık duygusuna kapılmıştır. Tüm olumsuz tavrına, dünyayı ezen politikalarına rağmen Müslüman ülkeler üstün, mükemmel, doğru hep Batı'dadır duygusuyla bir tür Batı romantizmine gömülmüşlerdir. Karakoç bu tavrı bir anlamda "hiperhümanizma" olarak nitelendirir. Hatta İslam ülkelerindeki Batılılaşma akımlarının kökeninde bu duygunun yattığını belirtir. Hatta ırkçılık ve sosyalistlik gibi akımları da Batılılaşmanın farklı uzantıları olarak görmektedir. Karakoç bu Batı karşısındaki bu tavra Batı romantizmi diyor. Ama artık pek çok ülkede bu döneminden çıkılıp "Batı kritiği dönemine doğru bir geçişin olduğunu işaret etmektedir. Çünkü Batı'nın kendi içinde ortaya çıkan bu olaylar Müslüman ülkelerde bir irkilmeye vesile olmuştur. I. Ve II. Dünya savaşları ve son yüzyılda Avrupa'nın göbeğinde yaşanan soykırım ve vahşet doğuluları hayal kırıklığına uğratmıştır. Batı'nın kendi içinde iki ayrı kampa bölünmesi bir başka nedendir. Ayrıca Doğu ülkelerindeki Batılılaşma hareketleri neticesinde, Batılı psikolojik şartların doğurduğu otokritik bir hava oluşmuş, Batıdaki gençlik hareketleri vs protest akımların çok benzerleri yaşanmıştır. Ancak belki de bunların hepsinden daha dikkate değer olan, Müslüman ülkelerin gerçek aydınlarının Batıya tarafsız ve gerçek bir bakış atmaya başlaması ve bunun sonucunda doğan şüphe ve kritik bakış da Batı kritiği döneminin başlamasında çok önemli bir pay sahibidir.

Sezai Karakoç ile ilgili asla söyleyemeyeceğiniz şeyler vardır. Bunlardan birisi onu asla nasyonalist olarak nitelendirilemeyeceği. Zaten millet anlayışı da asla ırka dayalı değildir. Çünkü o millet denince İslam milletini kasteder. İnanca dayalı bir millet kavramından yanadır. Elbette bunun önemli bir tarafı da iradenin ön plana çıkarılmasıdır. Çünkü ırka dayalı milliyetçilik insanın kendi seçmediği bir özelliği dolayısıyla gruplandırılmasıdır. Oysa inanç iradenin kullanılmasıyla oluşturduğumuz bir niteliğimizdir. Bu bakımdan Sezai Karakoç'un milliyetçilik anlayışı çağımızda çok farklı sorunlara hatta vahşete sebep olan ırk milliyetçiliğinden uzaktır. Üçüncü dünyacılık gibi bir yaklaşım da göremezsiniz onda. Çünkü özgüveni sağlam, kompleksden uzak bir yaklaşım bulursunuz.  Büyük bir medeniyetin çocuğu olarak görür kendisini. Bu ruh halinin gereği olarak da dünyaya, yeni dünya medeniyetine "kendi özünden bir ateş katma"nın peşindedir. Çünkü bunu yapamayanlar varlıklarını sürdüremeyeceklerdir.

Karakoç'un bazı kesimlerce yanlış anlaşılmış olmasının en önemli niteliğinin Batı karşıtlığı olduğunu belirtiyorsunuz. Karakoç'un bir yandan Avrupa eleştirisi yaparken diğer yandan Avrupa'nın yaşamını devam ettirmesi için Müslüman dünya ile kaynaşıp bütünleşmesi gerektiğini öneren yaklaşımını nasıl açıklarsınız?

Bu cümleden kasıt, Sezai Karakoç gibi bir aydının sırf bu tavrından dolayı dar bir çerçeveye hapsedilmiştir. Son derece rahatsız edici bir durumdur bu. Batı karşıtlığı derken bunu rijit anlamda algılamamak gerekir. Karakoç'un karşı olduğu şey tüm dünyada bugün olumsuz etkilerinin yaşandığı bir batı vakıasıdır. Kaldı ki aslında Batı'da da bu olumsuzlukların farkında olan çok ciddi bir entelektüel camia vardır. Karakoç'un hamasi bir yaklaşımla, Batı karşıtı olarak nitelendirilmesini doğrusu çok yerinde bir tespit olarak görmüyorum. Sadece şuna dikkat etmelidir ki, günümüz dünyasını şekillendiren temel unsurlar Batı tarafından dünyaya sunulmuş bazen dayatılmıştır. Hali hazırda Batı dünyanın lokomotifi olarak görünmektedir. Ancak şunu da artık görmemezlikten gelmenin manası yoktur ki, yolunda gitmeyen bir şeyler vardır. Sezai Karakoç, gerçekçi bir tavırla batı vakıasının incelenmesi, irdelenmesi taraftarıdır. Hayat görüşü çerçevesinde de çözümler üretmektedir. Her şeyden önce Karakoç, Batı'nın dünya ile barışmasını istiyor. Kendisi dışında her şeyi yok sayan tavrından uzaklaşması gerektiğini düşünüyor. İlk adımın Batı tarafından atılmak zorunda olduğunu belirtiyor. Çünkü güçlü taraf olarak bunu yapması çok önemli…

Sezai Karakoç'un öğrencilik yıllarında sıkça uğradığı mekânlardan birisinin Fransız Kültür Merkezi olduğunu ifade ediyorsunuz. Karakoç'un Batı kavramına Amerika'yı dahil etmeyişi noktasında Fransa odaklı kültürel beslenmesinin etkili olduğu söylenebilir mi?

Bu durum Sezai Karakoç'un kendisinin yaptığı bir gruplandırma değil. Kendisi Avrupa'nın böyle bir yaklaşımı olduğunu söylüyor. Zaten coğrafya olarak da bütün Avrupa'yı Batı medeniyetinin mimarları olarak görmemiz mümkün değildir. Batı denince Kıta Avrupa'sını kasdedenler olduğu gibi, İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya'yı düşünenler vardır. Hatta Batı'yı Anglo-Sakson- Yahudi medeniyeti olarak nitelendirenler de var malum. Sezai Karakoç, Avrupa'nın Amerika'yı bir bakıma "müsrif oğul" olarak gördüğüne dikkat çekmektedir. Amerika, Avrupa'nın ürettiklerini alarak, hazıra konmuş müsrif oğul gibidir Avrupalıların gözünde…

Karakoç'un teknik eleştirisinin gerek kendinden önceki Cevdet Paşa gerek dönemdaşı Nurettin Topçu gerekse kendinden sonraki İsmet Özel ile benzeşen ve farklılaşan yönleri nelerdir?

Doğrusu bu soru başlı başına bir inceleme konusu olabilir. Benim çalışmam karşılaştırmalı bir metot kaygısı taşımadı. Çünkü alan çok geniş, yani çerçeve müsait değil… Sezai Karakoç'un tekniğe ilişkin eleştirisinin en önemli yanı öze ilişkin olmasıdır. Bu konunun çok farklı boyutları var… Öncelikle şunu söylemeliyim. Sezai Karakoç'a kadar aydınlar arasında yaygın kanaat şuydu: Batının tekniğini alalım ama milli ve manevi değerlerimize bağlı kalalım. Oysa bütünsel bir yaklaşım durumun bu kadar basit olmadığını gösterir. Bu nedenledir ki, Sezai Karakoç Batı kavramının çok farklı yönleri üzerine durmuştur. Batının aklı konumlandırdığı yer, bilgi kavramına bakışı gibi sorunsalları irdeledikten sonra vardığı sonuçtur onun teknik eleştirisi… Çünkü tekniği oluşturan bir düşünce evreni, bir şartlar bütünü vardır, bundan koparmanız mümkün değildir. Karakoç'un tekniğe ilişkin eleştirileri bu köklerden başlar. Onun bu tavrı ülkemizde ilktir desek yanlış olmaz. Elbette kırk yıl öncesinden bahsediyoruz. Tekniğin zararlarının bu düzeyde hissedilmediği, insanlığın teknoloji hayranlığı yaşadığı bir dönem yani… Bu düzeyde bir eleştiri yoktur o dönem için. Sezai Karakoç meseleye bütünsel baktığı, onun künhünü tespit ettiği için yanılmamıştır…

Karakoç'un sanat ve edebiyatla ilgili görüşlerini belirleyen temel hususlar nelerdir? Bu çerçevede onun yaklaşımları Çağdaş Müslüman bilincin sanata ilişkin bakışına neler katmıştır?

Sezai Karakoç "Sanat tutumum genel dünya görüşümün bir bölümünden başka bir şey değildir. Onu bir sesini yeni bir sesin sırtına yüklemekten ibarettir. Benim şiirim aşk, hürriyeti yaşayış ve ölüm gibi var olmanın dinamitlendiği noktalardaki trajik espriyi, irrasyonele ve absürde bulanmış (MUTLAK)ı zaptetmektir." diyor. Bu cümle Onun poetikasının kendi ağzından özetidir. Sezai Karakoç form bakımından kendisine yakın gibi görünen şairlerden de o formu dolduran ve o sesi fırlatan varoluşu idrak farkı yüzünden ayrıldığını vurgular. Karakoç sanat eserinde "saf yaratış karşısında duyulan heyecanı verici bir çarpıcılık olması gerektiğini düşünmektedir. Büyük bir şiirin insanı çarpacağını, büyüleyip değiştireceğini inanır. Ayrıca sanat, düşünce ve toplum faaliyetini birbirinde ayırmadığını belirtir. Zaten eserlerinde (hem şiirinde hem de düzyazılarında) iki aşamanın varlığı daima kendisini hissettirir. Birisi estetik aşama ikincisi hakikat aşaması. Bu ikisini asla ihmal edilmediğini görürüz. Çağdaş İslami duyarlığın bu yaklaşımdan bir ölçüde nasiplendiği de malumdur… Diriliş dergisi etrafında hiç de azımsanamayacak bir şair grubu halkalanmıştır. Diriliş dergisi bir mektep görevi yapmıştır. Bu etki aslında belirgin olarak devam etmektedir. Çok kesin bir hat olarak henüz dillendirilmese de bir "diriliş ekolü" vardır.

Kitabınızın dördüncü bölümünde Sezai Karakoç'un dinin temel konularına ilişkin görüşlerine yer veriyorsunuz. Karakoç'un mehdilik, deccal ve tasavvuf gibi netameli konulara yaklaşımı döneminin diğer isimlerinden örneğin Necip Fazıl'dan farklı mıdır? Onun bu kavramlara yaklaşımını ilahiyat açsından nasıl yorumlamak gerekir?

Yukarıda da belirttiğim gibi ben tek tek karşılaştırma gibi bir metot takip etmedim. Benzeyenler de olabilir, benzemeyenler de… Tasavvuf konusu örneğin… Sezai beyin herhangi bir tasavvufi ekole veya tarikata intisabı olmamıştır. Ama Necip Fazıl'ın vardır malumunuz… Ancak bu tasavvufu Necip Fazıl'dan daha az önemsediğini göstermez. Belki ondan daha fazla tasavvufi düşünceden beslenmiştir.

Mehdilik ve deccal gibi kavramlara gelince, bunları sembolik olarak alıp yorumladığını söylemek mümkündür. Mehdi ve deccal bir bakıma iyi ile kötünün mücadelesine yapılan vurgudur. Bu yüzden mehdiler ve deccaller her çağda olagelmiştir.

Konuyu ilahiyat açısından yorumlamağa gelince, malumunuz bendeniz de ilahiyat mezunuyum. Bu soru benim zihnimi de epey bir süre meşgul etti. Ancak öncelikle fark etmemiz gerekir ki, Sezai Karakoç bir teolog olma iddiasında değildir. Yani onu doğru konumlandırmalıyız. Ayrıca din dilinin sembolizme yatkın bir tarafı daima olmuştur. Belli konularda bunun bir sakıncası da yoktur. Önemli olan dinin temel prensiplerine uygunluktur… Dinin ve din dilinin bazı alanları esnek bırakması dini her dem taze kılan mucizevi bir özelliktir.

Sezai Karakoç, elli yılı aşkın bir süredir kalemiyle gerek şiirleri, hikâyeleri, piyesleri ve çevirileri, gerekse düşünce yazılarıyla çeşitli etkiler uyandırdı. Bu noktada şunu sormak istiyorum: 1990 sonrasında edebi alandan tamamen çekilen bir Karakoç portresi ile karşı karşıyayız. Diğer yandan kendisi ile ilgili hazırlanan dergi özel sayılarına, düşüncelerini ele alan çeşitli organizasyonlara katılmadığını görüyoruz. Bunun sebebi hakkındaki düşüncelerinizi merak ediyorum?

Evet Sezai Beyin böyle bir tavrı var. Çok saygın bulduğumu söyleyebilirim sadece.

Karakoç'un hayatını ve şair kimliğini konu alan doktora, yüksek lisans ve lisans tezleri yapılmıştır. Gazete ve dergilerdeki incelemeler ise sayılamayacak kadar çoktur. Son yıllarda onun fikrî yönünü inceleyen yazılar da artmakla birlikte, bunların hemen tamamında Karakoç'un eleştirilmeden ele alınmasını nasıl yorumlarsınız?

Eleştiriler de var bir miktar. Ancak şunu söylemeliyim. Bende de dahil hiç kimse onu övmek için yola çıkmıyoruz. İncelerseniz kitabımda övgü amacıyla söylenmiş bir şey bulamazsınız. Her şeyden önce bir akademik metnin belli bir duruşu koruma zorunluluğu vardır. Fakat bir gerçektir ki, Sezai Karakoç'un gerek şiirinin gerekse düzyazılarının çok önemli bir özelliği var. Karakoç'un kalemi ilginç bir şekilde okuyucu da hemhal olma duygusu oluşturuyor. Doğrusu bunun sebebi üzerinde çok kafa yorduğumu söylemeliyim. Bulduğum cevap ise şu, samimiyet ve yaşanmışlık… Kelimeleri yaşar Sezai Bey, bu da ister istemez bir duygudaşlık kurmanıza vesile oluyor…

Söyleşi için teşekkür ederim.

Ben de teşekkür ederim…

 

Röportaj: ASIM ÖZ
Haksöz-Haber