Mısır’ın Son 60 Yılının Kısa Tarihçesi

07.08.2011 21:40
Mısır’ın Son 60 Yılının Kısa Tarihçesi
Mubarek’e diktatör ve firavun nitelemesi yapılıyor. Aslında yanlış değil, ama, Nâsır ve Sedat ayrı tutularak, sadece Mubarek’e söylenince, yetersiz kalıyor..

Mubarek yargılanırken.. Mısır’ın son 60 yılına kısaca bakmakta fayda var..

Selahaddin E. Çakırgil

Adâlet adına yapılan uygulamalarda, ‘hakk’ mefhumunun mahiyetinin ne olduğunu belirlemek zordur. Çünkü, her inanç sistemine, her ideolojiye, her dünya görüşüne göre, adâlet farklı bir renge bürünür.. Bu yüzden, herkesin adâlet anlayışı bir ayrı tablo çıkarmaktadır ortaya.. Birinin siyah dediğini, diğeri beyaz görüyorsa, orada bir hâkimin, kendisine üst otorite tarafından verilen kanunlara göre ‘Bu ihtilafı veya bu aykırılığı hallet!’ diye havale ettiği durumlarda elindeki kanunlara göre hüküm vermesinden nasıl bir adâlet beklenebilir?

27 Mayıs 1960 Darbesi sonrasında Adnan Menderes ve iki Bakanı (Fatin Rüşdî ve Hasan Polatkan) idâm olunurken; büyük kitleler, korku ve sindirilmişlik içinde gözyaşlarını kimseye göstermemeye çalışarak gizli gizli ağlıyor ve CHP’liler ise, ülkenin hemen her tarafında, davul-zurna ile eğleniyorlar ve ‘adâlet yerini bulmuş olması’nı (!?) kutluyorlardı.. (Siz bakmayınız şimdilerde, ‘biz bütün darbelere karşıyız..’ ve hattâ, ‘bütün darbelerin asıl mağduru biziz..’ demelerine..)

Bugün de, ‘at. ilke ve inkilaplarını hukukun kaynağı kabul eden’  bir anayasa ile idare olunan ülkemizde, mahkemelerde verilen hükümlerin, müslüman halkımızın kalbindeki kesin doğru, hak ve adâlet anlayışına göre yeri ve mahiyeti nedir?

Bu bütün dünya için de böyledir..

Adâlet adına verilen ve bir tarafı sevindiren, karşı tarafı ağlatan hükümlerin her iki tarafının da aynı adâlet duygu ve düşüncesi etrafında birleştiklerini iddia etmek kolay mıdır?

Sözgelimi,  İkinci Dünya Savaşı’nın son demlerinde, Almanya’nın kesinlikle teslim oluşundan 3 ay sonra, artık teslim olmak için çareler arayan Japonya’ya, sıradan bir teslim imkanı bile tanımadan ve kendi korkunç tahrib gücünü ve karşıkonulamazlığını dünyaya göstermek için,  Amerikan emperyalizmi, japon şehirlerinden -üstelik hiç bir askerî üss veya birlik bulunmayan- Hiroşima ve Nagazaki’ye 66 yıl önce bugünlerde 6 ve 9 Ağustos 1945’de attığı iki atom bombasıyla, üçyüz binden fazla insanın bir anda kavururken, bu durumu kendi adâlet anlayışına hiç de aykırı görmüyordu ve hâlen de görmüyor..

Ama, Batı dünyasının seçkin düşünürlerinden André Malroux ise, ‘atom bombası kullanan bir zihniyet, insanî bir medeniyete aid olamaz, insanîlik iddiasında bulunamaz’ diyordu.

*

Bugünlerde yargılanmaya başlanması münasebetiyle Mısır diyarının 30 yıllık ve ‘kazı bağırtmadan yolma’ taktiğinin sessiz diktatörü Husnî Mubarek’ten sözetmek istiyorum.

O bir Hava Mareşali idi.. (Mısır ordusunda general ve mareşal gibi rütbeler galiba çok gelişigüzel veriliyor olmalı ki, geçenlerde yayınlanan bir araştırmada, Mısır ordusunda binlerce general olduğu yazılıyordu.. Yani, Mubarek’in mareşal olmasına da şaşmamalı..)

Mubarek, aynı zamanda, 5 Ekim 1981’de teğmen Khâlid İslambulî’nin bir tören sırasında öldürtüğü Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat’ın da Cumhurbaşkanı Yardımcısı idi..

Enver Sedat da, Nâsır’ın (Cemal Abdunnâsır’ın)  Yardımcısı ve 1952’de Kral Faruk’u deviren Hür Subaylar Hareketi’nin, devriminin içinde yer almış bir subaydı..

Bu geçmişi zikretmenin sebebi, Nâsır-Sedat- Mubarek üçlüsünün, son 60 yılın birlikte sorumluları olduklarını hatırlamak içindir. Yani, diktatör ve fir’avun, sadece Mubarek yalnız değildi.. Ve,  konunun anlaşılması için, Mısır’ın son 60 yılına da bakmak gerekir..  

Yazının Devamı...

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim