Kemalizmin İkiz Kardeşi: Sol

17.05.2011 05:24
Kemalizmin İkiz Kardeşi: Sol
Türkiye solunun ulusalcığının/milliyetçiliğinin teorik kaynağı ‘resmi Marksizm’ olmuştur. Ve resmi Marksizm Kemalizm’in ikiz kardeşi gibidir. Hüseyin Çakır'ın araştırması.

Resmi Marksizm/Kemalizm tezleri 'ulusu' sınıfın yerine koyup, böylece ulus-devlet içindeki diğer sınıf ve kimliklerin tümünü görünmez hale getirdi. "Top yekûn yeniden ulusal kurtuluş mücadelesi, Milli Demokratik Devrim'i" ortaya çıkartan Marksist Kemalizm teorisi oldu.

Hem Marksist hem Kemalist üstelik enternasyonalist!

HÜSEYİN ÇAKIR

Solun içinde ulusalcılık var mı? Ulusalcılık/milliyetçilik, Marx ve Engels'in kuramında da var mıydı? Yoktuysa eğer, Marksizm'in içine ulusalcılık/milliyetçilik nasıl sokuldu? Bu sorular sorulduğunda, meseleye kuram ve pratik- politika boyutuyla bakıldığında; "Evet sosyalist, komünist hareket içinde ulusalcılık ve milliyetçilik var" diyebiliyoruz. Yugoslavya örneğine gitmeden, Türkiye sosyalist hareketi tarihine bakıldığında, ulusalcılık ve milliyetçiliğin neredeyse solun omurgasını oluşturduğu görürüz.

Solu Kemalizm'in içine çeken, orduculuk ve darbeciliği sol hanesine yazdıran düşünce, ulusalcığın/milliyetçiliğin solun içinde görülmesidir. Solun ritüelleri, simgeleri, marşları, edebiyatı... Ulusalcılık ve milliyetçiğe övgülerle bezelidir.

Modernsit bir düşünce olan sol, Kemalizm'in modernleştirmeci, devrimci ilkeleri ve yeni toplum yaratma politikalarını devrimci olarak kabul etmiştir. Ulusalcılık ve milliyetçilik, Kemalizm'le solu aynı zeminde buluşturduğu için, sol enternasyonalizmden kopmuştur. Sol olmanın koşulunu anti-emperyalist olma şartına bağlayan sol, bir yandan Kemalizm'le iç içe modernleşmeyi savunup, İslam'a, İslamcılığa modernizm noktasından savaş açarken, öte yandan, anti -emperyalistlik adına Batı'ya, modernzime karşı olmayı sol olmanın, olmazsa olmaz koşulu saymıştır.

Sol, ulusalcılığı/milliyetçiliği ideolojik, politik ana eksen kabul ettiği için, işçi sınıfından ve sınıfsal mücadeleden de uzaklaşılmış, toplumsal değerleri, gelenekleri, inançları "gericilik" sayıp Kemalizm'in "tek tipci"liğine destek vermiştir. Ulusalcı/milliyetçi teorinin ortaya çıkarttığı MDD, ulusal/milli çıkarların savunucusu koruyucusu olarak, "asker, sivil, bürokratları" görmüştür. Darbeciliği ve vesayet rejimini meşrulaştıran düşünce de ulusalcı/milliyetçi düşünce oldu. CHP'nin solcu olması ile ordunun, darbecilerin ulusalcı olması ve sol içinde görülmesi bu nedenle garip karşılanmamıştır. Türkiye solunun teorik ve politik ve toplumsal sınıflar karşısındaki duruşunu, İdris Küçüömer, "Türkiye'de sol, sağda, sağ da solda" yer alıyor diye tanımlamıştı.

Baştaki soruya dönelim. Solun içinde ulusalcılık var mı? Ulusalcılık/milliyetçilik, enternasyonalizmine karşı, Marksizm'in" içine nasıl girdi ve bugün ulusalcılık, milliyetçilik, solculuk olarak nasıl teorileştirildi? Bu sorular tarihe sorulacak sorular olmakla birlikte, aynı zamanda Marx'a ve Marksizm'e ( Sosyal Demokrasi, Leninizm, Stalinizm, Maoizme..) de sorulması gereken bir sorular. Zira Marksist teorilere bu sorular sorulmadan, olgular üstünden aranacak yanıt ve bulunacak cevaplar eksik kalmış olacaktır.

Komünist milliyetçilik

Marx ve Engels'in ulusal olana ve ulus devlete yaklaşımı işçi sınıfının enternasyonal özelliği ve niteliği noktasından olmuştur. "Uluslar sınıflar bütünlüğü" noktasından bakılarak, işçi sınıfının "ulus içinde" yer aldığı ve "ulus"lar arasındaki ilişkiler dediklerinde, "ulus"ların içindeki işçi sınıflarlarının enternasyonal birliğinden söz ederler. Marx ve Engels'e göre, "devlet egemen sınıfların baskı aracıdır". İşçi sınıfı ulus devletin çıkarlarını savunmaz. İşçi sınıfının en nihai hedefi devletin tümüyle ortadan kaldırılmasıdır derler. Bu aşamaya gelinceye kadar, burjuva diktatörlüğü olarak tanımlanan ulus devleti yıkarak yerine "proletarya diktatörlüğünü" (burada sözü edilen diktatörlük, saf iktidar anlamında olumlanan bir diktatörlük) kurulmasını savunurlar. Çok genel olarak Marx ve Engels'in ulusa, ulus-devlete teorik yaklaşımının çerçevesi böyledir. Bu teoriye göre, ulusalcılık ve milliyetçilik işçi sınıfı enternasyonalizminin karşıtıdır. Tek ülkede sosyalizm tartışmasıyla başlayan, devrim ve demokrasi tartışmasıyla devam eden Marksizm içi teorik tartışmada, kırılma ve kopuş Birinci Dünya savaşında oldu.

Alman Sosyal Demokrat Partisi içinde Birinci Dünya Savaşı'na Almanya'nın katılıp katılmaması tartışması, önceki teorik tartışmalarla birleşerek uzlaşılması imkânsız noktaya geldi. Savaşa katılmayı, egemen sınıfın çıkarlarını savunmak olarak eleştirenler, savaşı desteklemenin, Komünist Manifesto'da söylenen "işçilerin vatanı yoktur" tezine ihanet etmek olduğunu söylediler. Sert tartışmalar sonucu tarihsel kopuş gerçekleşti. 1. Enternasyonal partileri, sosyal demokrat ve Leninci Parti Modeli olarak Komünist Partileri ikiye bölündüler.

Dünya Savaşı'nda, sosyal demokratlar, ulusalcı/milliyetçilik çizgisinde, ulus-devletlerini ve ulusal çıkarlarını savundular. Komünistler, işçi sınıfı enternasyonalizmi çizgisinde savaşa karşı çıktılar. Rusya'da halk ayaklandı, Lenin ve Komünistler Rus Sosyal Demokrat hareketi içinde azınlık (Bolşevik) olmalarına rağmen halk ayaklanmasını Bolşeviklerin iktidarına dönüştürmeyi başardılar ve "tek ülkede sosyalizm" teorisi gerçek oldu.

Marksizm'in iki yorumu, 1) Sosyal Demokratlar "sosyal refah devleti, çoğulcu siyasal sistem, serbest pazar Ekonomisi"ni savunarak ulus devletlerini güçlendirmeye yöneldiler. 2) Komünistler, 1917 Rusya devrimiyle, kolektif ekonomi, tek parti yönetimi ve proletarya diktatörlüğü altında "sosyalist devleti" güçlendirme yoluna girdiler.

"Tek ülkede sosyalizm" girişimi, "sosyalist devleti" güçlendirmenin sosyalizmi güçlendirme teorisine dönüşmeye başladı. Stalin'le bu teori zirveye ulaştı. Devleti koruma ve güçlendirmek için Sovyet dış politikası teorisi, enternasyonalizmin yerini aldı. Marx'ın "devlet, ulus" teorisine önce Lenin'le başlayan "sosyalist devletin rolü" ve "ulusların kaderlerini tayin hakkı" teorileri (ki bunlar tamamlanmış görüşler değildi) Stalin tarafından kabalaştırılarak, kategorileştirildi.

Solun ulusalcılaşması

Marx-Engels: "İçerik açısından değilse de biçim açısından proletaryanın burjuvaziye karşı mücadelesi ilk aşamada ulusaldır. Her ülkenin proletaryası elbette önce kendi burjuvazisiyle hesaplaşmak durumundadır." Devamla; "Komünistlerin öteki proletarya partilerinden tek ayrıldıkları nokta, bir yandan proleterlerin çeşitli ulusal mücadeleleri içinde, tüm proletaryanın ulusallıktan bağımsız ortak çıkarlarını öne getirerek geçerli kılmaları, öbür yandan da burjuvazi ile proletarya arasında yürüyen mücadelede her zaman hareketin bütününün çıkarlarını temsil ediyor olmalarıdır."

Sovyet sosyalizm denemesi, devletle- sınıfı,

sınıfla- ulusu-toplumu tekdüzeleştirdi. Stalin tarafından, sosyalist devletin çıkarı, sosyalizmin ve Marksizm-Leninizm'in çıkarı olarak formüle edildi. Bu çizginin dışına çıkanlar, emperyalizmin ajanları ve hain ilan edildiler. "Moskova Duruşmaları"nda bu zihniyet ürünü "ajan, hain" suçlamasıyla, öncelikle binlerce komünist idam edildi. "Tek ülkede sosyalizmin" ayakta kalması için dünya işçi sınıfının desteği yeterli olmuyor, uluslararası arenada "dost devletler"ler olmalı, onların da desteğine ihtiyaç var gerekçesiyle proletarya enternasyonalizmi bir kenara bırakıldı.

Ulusal kurtuluşçuluk

Stalin'in Sovyet dış politikası Marksizm'in içine, "Leninci devrimci politika" olarak yerleştirildi ve "resmi Marksizm ideolojisi" oluşturulmuş oldu. Teori donduruldu. Dünya sosyalist sistem ve kapitalist sistem olarak ayrıştırılarak, "ya o, ya bu yandasın" gibi düşünmeye gerek olmayan solculuk dönemi her şeye egemen oldu. Düşünme, analiz, eleştiri, şüphenin yerini biat, bağlılık aldı. Marx, Engels, Lenin metinleri kutsal metinler haline getirildi. Stalin bu metinleri kategorileştirerek hap gibi içilir hale getirdi. Resmi Marksizm donmuş Marksizm olarak tek tipleşti.

Sovyetler Birliği Komünist Partisi şubeleri gibi çalışan Komintern üyesi Komünist Partiler, Sovyet dış politikası ve Sovyetlerin çıkarlarının gerektirdiği gibi çalışıyorlar. Bazı partiler rejimle işbirliğine zorlanıyor. Bazıları rejimle uzlaşmazlık içinde sert savaşıyorlar. Bazıları legal çalışıyor, bazılarının legal çalışması sakıncalı görülüyor.

Komintern döneminde, "sınıfa karşı sınıf" ya da "saf sınıf mücadelesi" teorisinden kalkılarak, önce sosyal demokratlar "sosyal faşist ilan edildi. Komünistler içinde cadı avı denilebilecek bir dönem yaşandı. Herkes içinde hain arıyordu. Bu sekter politikadan vazgeçildi. "halk cephesi" politikalarıyla sınıf mücadelesi/sınıf çıkarı yerine ulusal çıkarlar ve Sovyetleri destekleyen hükümetlerin iktidar olma politikası desteklenme dönemi başladı. Stalin önce Komünistleri, Nazilerle, Frankocularla, Metaktascılarla işbirliğine zorladı. En tipik örnek, İkinci Dünya Savaşı'nda Yunanistan iç savaşında sosyalistler ve komünistler Nazileri yendi. Stalin, Sovyetlerin çıkarı gereği diyerek, komünistlerin iktidarı almasına izin vermedi.

Türkiye'de Türkiye Komünist Partisi'nin 70 yıl (1920-1990) illegal ve yasaklı olması Kemalist rejimin çok güçlü olmasından mı ya da Sovyet-Türkiye ilişkilerinde Sovyetlerin Türkiye dış politikasında TKP'nin illegal ve yasaklı olmasının etkisi vardır. İkinci olarak Türkiye solunun sınıf savaşı yerine anti-emperyalizmi öne çıkartarak Kemalizm'le iç içe olması, ulusalcılık/milliyetçiliğin soluculaştırılması ve Türk soluna dair Rusya ve Türkiye'de belgeler çok şeyler ortaya çıkacaktır.

Türkiye solunun ulusalcığının/milliyetçiliğinin teorik kaynağı resmi Marksizm olmuştur. Ve resmi Marksizm Kemalizm'in ikiz kardeşi gibidir. Resmi Marksizm/Kemalizim tezleri 'ulusu' sınıfın yerine koyup, böylece ulus-devlet içindeki diğer sınıf ve kimlillerin tümünü görünmez hale getirdi. "Top yekûn yeniden Ulusal Kurtuluş mücadelesi, Milli Demokratik Devrimi" ortaya çıkartan Marksist Kemalizm teorisi oldu.

Türkiye'de solu ulusalcığı/milliyetçiliğin içine çeken ikinci Marksizm kaynağı; Sovyetler Birliği'nin Türkiye'de "Ulusal Kurtuluş/ Bağımsızlık" savaşına vermiş olduğu desteğe ilişkin, sosyalist-komünistlerin abartarak sahiplendikleri resmi Marksist/Kemalist tezlerdir. Sovyetlerin "Anadolu'nun Milli Kurtuluş, Milli Mücadele veya Ulusal Kurtuluş Hareketi"ni desteklemesi meselesi, Lenin-Atatürk ilişkisine yüklenen devrimci ilişki efsaneleştirilmiştir. "Milli Mücadele veya Ulusal Kurtuluş Savaşı" tarihe sonradan eklenmiş sayfa olmasına rağmen, solun neredeyse tamamı bu ekleme tarihi, devrimci mücadele tarihinin başlangıcı haline getirmiştir.

Bitmeyen milli mücadele

Bilindiği gibi, "Milli Mücadele" "resmi tezi" tartışılıyor. Hakikaten bir "Milli Mücadele" mi olmuştur, yoksa İngiltere, tarafından Yunan ordusu eliyle Anadolu'ya Huruç hareketi yapılarak Sovyetlere yönelmek mi istenmişti? Lenin'in İstanbul hükümeti yerine Mustafa Kemal'i desteklemesi , "mazlum halkların kurtuluşu"na destekle vermek olarak açılamak yeterlimidir? Bana göre bu sınıfsal politika değil, devlet politikasıdır. Mustafa Suphi, Mustafa Kemal ilişki/yazışması ile, Mustafa Suphi /TKP, Lenin/SBKP'nin amaçlarıyla Sovyetler Birliği devletli ve İttihatçılar ve Kemalistlerle ilişki nerelerde çakışıyor, nerelerde ayrışıp çatışıyordu? Mustafa Suphi, Sovyetlerin Mustafa Kemal'i desteklemesini, İngiltere'nin Sovyetleri tehtid eden girişimine karşı bir destek olduğu ve bu desteğin Sovyetlerin bu politikasını doğru okuyamadı. Mustafa Suphi'nin "Ulusal Kurtuluş Savaşına " katılma ve 1909 burjuva demokratik devriminin devamını getirme olarak düşündüğü, Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti direnişine destek yolculuğu katliamla sonlandı. Sovyetler bu konuda Kemalistlere hiçbir şey sormadılar. Yaptırımda bulunmadılar. İlişkilerini kesmediler. Lenin'le, Atatürk, Stalin'le İnönü, Brejnev'le Demirel ilişkisi kesinsiz devam etti.

Tarihi atlatıp güncele geldiğimizde gelenek solun neredeyse tamamının, ulusalcılık/milliyetçilik refleksleriyle hareketinin teorik/ideolojik dayanağının "Marksizm içinde" olduğu görülüyor. Devrim için mücadele ve devrim "anti-emperyalizm", emperyalizme karşı mücadele olarak görüldüğünden, "Yeniden Ulusal Kurtuluş ", Kemalizm, Cumhuriyeti savunmak aynı zamanda ulus devleti/statükoyu/ vesayet sistemini savunmak olarak öne çıkıyor. Bu sol zihniyet, sisteme karşı değil, hükümete karşıtlık temelinde emperyalizme karşı mücadele verdiğini düşünüyor. Bu anlamda da demokrasi mücadelesi ve demokratik adımlar fasa-fiso görülüyor.

Eleştirel yaklaşım ve tarihsel kopuş noktası bana göre, ulus-devlet paradigmasının savunulması ile enternasyonalizm çelişkinde düğümleniyor. "Yeni enternasyonalizm/Küreselleşme karşı çıkılarak ulus devleti savunmak irticacılık/gericiliktir ten başka bir şey değildir.

huscakir56@yahoo.com.tr

STAR

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim