İhvan-ı Müslimîn Teşkilatı (Fikri ve Siyasi Yapı) -2

27.08.2011 18:17
İhvan-ı Müslimîn Teşkilatı (Fikri ve Siyasi Yapı) -2
Biat, İstişare, Katılım, Mutabakat, İslami Liderlik, Hilafet Ve Global Çatışmaların Yapısı Çerçevesinde İhvan-ı Müslimîn Teşkilatı

İHVAN-I MÜSLİMÎN TEŞKİLATI

Cihat Başpehlivan

1.Bölümü okumak için tıklayın..

Müslüman Kardeşler 1938’de İslami hareketin safhalarını aşağıdaki şekilde düşünmekteydiler:

1- Cemiyet misyonunun halk arasında yayılması, şubelerin açılması, hayır hizmetlerinin yoğun bir şekilde yapılması, Mısır idari yetkililere reform programının sunulup anlatılması

2- Oluşum safhası(Taburların ana görevidir)

3- Özel davet safhası(eğitimli 12.000 partizan)1

Taburlar kendilerini harekete en çok adayan kadrolardan oluşan ileri bir başlangıç safhasını temsil etmektedir. Taburların izci birimleri ile yakından bağlantıları vardır. Tabur birimlerinin Özel kıta’nın (askeri kanat) oluşumuna etkisi çok fazladır.

1936 sonrası yerel şubelerin kendi liderlerini seçebilmelerine izin verildi. Katı bir manevi ve fiziki bir program ile birleştirilmiş gizlilik, üyeliğe kabul ve itaatin altının çizilmesi Taburlara katılımın simgelerindendir. Aileler, sosyal sigorta, sosyal refah ve karşılıklı sorumluluklar dahil yakından bağlı bir dini cemaatin oluşturulması için daha kapsamlı bir formülü ifade ediyordu. Bu durum cemiyetin şubeleri kapansa ve lider tutuklansa da halkı etkileyebilmesine imkan veriyordu. MK’lerin aile sistemi “cemiyetteki gücün gerçek temeli” olarak tasvir edilmiştir. Ancak, tabur oluşumu ile aile yapısı konusunda ailenin cemiyet içindeki etkinliği azaltılmakta, aile bireyinden tabur elemanına kayışı gözlenmek mümkündür.

El-Benna “hem maddi, hem de manevi yönden tamamen donatılmış 12.000 kardeş” yetiştirilmesini hedefleyerek 4 yıllık bir cemiyetin büyüme dönemini tasarlamıştır. 1939-43’e kadar taburların sayısı artmıştır. Taburlar 1943’te fikir ve prensipleriyle aile sistemi (Nizamu’l-Usar) ile yer değiştirmiştir. El-Benna 1938 yılı programında tasarlandığı gibi 12.000 partizana ulaşan 300 taburu toplayıp tümüyle hazırladıktan sonra 3. safhayı başlatmayı planlıyordu. Bu tutum 1939 yılının sonuna kadar cemiyetin ateşli/hamasi kadrolarının ayrılarak Muhammed Gençliği’nin kurulmasıyla sonuçlanmıştır.

1940 yılında MK’lerden önde gelenlerinde içinde bulunduğu özel aygıt kurulmuştur. Özel aygıt üyelerinin pratik talim programında; risaleleri gizlice dağıtma, yoğun beden eğitimi üçüncü kattan kaçma talimleri ile gece namazları, oruç tutma bulunuyordu. Özel aygıt üyeleri gizli silah depoları inşa etme ve askeri kanat üyelerinin ateşli silahlar konusunda eğitim de almaktadır. Üyenin kararlılığı ona kendi parası ile bir tabanca alması emredilerek sınanıyordu.

İSLAMİ LİDERLİK

1940’larda öğrenciler cemiyet içinde özel bir konuma sahip olmaya başlamışlardır. Hasan el-Benna ile gençler arasında baba sevgisini ve yakın ilişki kurma çabalarını görmek mümkündür. Mesela, bir öğrenci üye, okul sınavında başarılı olamadığı takdirde kendisine tüm zamanını ders çalışmaya ayırmasını söyleyerek izin verilmekte, merkezdeki görevlerinden muaf tutulmaktaydı.

GLOBAL ÇATIŞMALARIN YAPISI

Şubat 1939’da MK’ler ticaret fakültelerinde ekonomik, siyasi ve İslami araştırmalar birliğini kurdular. Birliğin amacı; gerçek İslami, ekonomik ve siyasi sistemi yeniden incelemek ve bu araştırmaları Fransızca ile İngilizceye çevirip çalışmaları yabancı üniversiteler ile mübadele etmektir. Bu müzakereler bilimsel olacak, duygusal tahrikten uzak durulacaktır. Haftalık yapılan toplantılara devamsızlık para cezası ile cezalandırılmaktadır.

1939 sonlarına kadar Almanların İngiliz karşıtı eylemcilere verilen yardımlardan Alman-Filistin fonunun kabulüyle hayli büyük fonlar MK’lere aktarılmıştır. “Bir Müslüman siyasi değil ise ve halkının meseleleriyle ilgili görüş sahibi değilse, hiçbir zaman gerçek Müslüman olamayacaktır.” sözleriyle el-Benna sömürgeci dünya düzenine dikkat çekiyor ve siyasetin rolünün; hükümet ilişkilerini düzenlemek, imtiyaz ve görevlerini açığa çıkarmak, yöneticileri kontrol etmek, doğru davranışlara itaat, yanlış davranışları tenkit etmek olduğunu söylüyordu.

E- 1940 SONRASI...

Müslüman kardeşler 1940’ların ortalarından itibaren açıktan siyasi ve emperyalizm karşıtı propaganda yapmaktaydı. İngilizler Haziran 1940’ta İtalya’nın müttefiklere karşı savaş ilan etmesinin ardından Mısır’a baskı yaparak savaşa girmesini istemişlerdir. Ali Mahir Paşa hükümeti bu teklifi reddettiği için düşürülerek İngiliz yanlısı Hasan Sabri Paşa getirilmiştir. Hükümetteki bu değişiklik cemiyetin sert tavır almasına neden olmuştur. Hasan el-Benna Mısırlıların hükümet değişikliğini “yabancı yönetimden kurtulmak için bu fırsatı” kullanmaları gerektiğini her yerde dile getirmiştir. Teşkilatın siyasi tavrından dolayı el-Menâr’ın basım ruhsatı süresiz iptal edilmiştir. Bu süreçte Ocak 1941’de cemiyet 6. kongresini yapmıştır. Kongrede yapılan konuşmalarda ilk defa Müslüman Kardeşler açıkça çok önemli bir mesele olan Süveyş Kanalı’nın millileştirilmesini savunmuşlardır.

Cemiyetin 6. Kongresi hükümet (Hasan Sabri Paşa 1940’da vefat etmesinin ardından Hüseyin Sırrı Paşa geçmiştir) ve İngilizler tarafından kışkırtıcı ve gözdağı verici olarak algılanmıştır.

Hüseyin Sırrı Paşa hükümeti tarafından ilk ceza karşıt söylem geliştiren el-Benna’ya geldi. Şubat 1941’de eğitim bakanlığı el-Benna’yı Mısır’dan 300 mil uzaklıktaki Kena kasabasına sürgün etti. Cemiyetin el-Benna’nın bu sürgünü kabul etmemesi kararı çıkmış olmasına rağmen, el-Benna bu karara uymamıştır. Ardından 6 Haziran 1941’de Ahmet es-Sukkerî tutuklandı. Eylül 1941’de dışarı çıkartılan es-Sukkerî ile el-Benna’nın 1 ay sonra tutuklanmaları öğrenci komiteleri ile polisi karşı karşıya getirmiş ve cemiyetin hükümete baskıları sonucu serbest bırakılmışlardır. Bu tarihten 1942 Mart ayına kadar cemiyet sessiz kalmayı tercih etmiştir. Vefd hükümeti (Mustafa en-Nahhas) tarafından cemiyetin Mısır’daki Mart 1942 seçimlerine katılmaması istenmiş ve el-Benna’nın hükümete ve 1936 İngiliz-Mısır anlaşmasına sadakatini bildirilmesi ültimatomu verilmiştir. Hükümetin bu taleplerini değerlendiren MİA’dan el-Benna’nın bu talepleri reddetmekten başka çaresi olmadığı kararı çıkmış olmasına rağmen ikinci defa el-Benna MİA kararlarına uymamıştır. es-Sukkeri’nin başını çektiği bir grup tarafından bu durum iğrenç bir teslimiyet olarak algılanmıştır ve liderlerini teslimiyetçi olmakla suçlamışlardır. 1945’e kadar cemiyetin radikal kanadının yaşanan süreci değerlendirerek suikast gibi eylemler planladıkları gizli aygıt üyelerinin günlüklerinde dile getirildiğinden bahsedilmiştir.2

Müslüman Kardeşler’in kalesi olan İsmailiye’de el-Benna’nın yenilmesiyle sonuçlanan 1945 seçimlerine hile karıştırılmasıyla Kardeşler’in meclise girmeleri bir kez daha engellenmiştir.  Müslüman Kardeşlerin Mısır’da herhangi bir siyasi gruptan daha büyük taraftar kitlesine sahip olmalarına rağmen parlamentoda koltukları olmamış, hükümetler siyasetlerinde onlara danışmamışlardır.

1945 sonrası cemiyetin hükümeti şiddet yoluyla devirmek için planlı teşebbüsleri olmamıştır. Ayrıca cemiyetin askeri kanadının siyasi şiddeti, Mısır’ın özellikle kırsal kesiminde yaygın olan intikam ve kan davası biçimini aldığını görmekteyiz. Bu durum devrimden çok uzlaşma ve ıslah çabası içindeki bir harekete ilişkin izlenimi güçlendirmektedir. Nakraşi Paşa tarafından İhvan yasa dışı ilan edilerek mal varlığına el konulmuştur. İki ay sonra da 12 Şubat 1949 yılında Hasan el-Benna bir suikast sonucu vefat etmiştir.3

Benna’nın öldürülmesi ihvan’ın yediği birinci büyük darbedir. 1954’de, Nasır döneminde yediği ikinci darbe (Seyyid Kutup ve arkadaşlarının idamı) İhvan’ın siyasal varlığını ortadan kaldırmıştır. Baskıcı süreç İhvan-ı Müslimîn Teşkilatı’nı Mısır’ın siyasal hayatında kendine daha meşru bir yer sağlamaya çalışan ılımlı bir örgüt haline gelmiştir.

baspehlivan-01.jpg

Bu 13 yıllık dönemde uzağı göremeyen bir cemaatin çöküşünün hızla gerçekleştiğini görmekteyiz. 1938 sonrası İhvan ciddi bir şekilde sosyo-ekonomik ve siyasi manipülasyona uğratılmaktadır. Cemaatin programlarını çizen, ideolojisini ve yaşanan olaylarla birlikte değişen metotları belirleyen fikir ve hareket adamını kaybetmesi İhvan’ın bir lider arayışı içine girmesine neden olmuştur. Hasan el-Benna’nın öldürülmesi olayı ile radikalleştiğini söyleyen Seyyid Kutub’un 1953’te cemiyete girmesiyle (klasik bir üye şekliyle değil) yeni “Benna” ya da lider bulunmuştur. İhvan-i Müslimîn içinde ilk defa düşünsel anlamda ciddi rezervleri olan ve el-Benna’yı bu anlamda eleştiren birinin çıkması bu dönemi ayrıca incelememize neden olmuştur.

G- İhvan İçinde Kutupçuluğun Gelişimi

Bir kısım araştırmacılar Kutub’u, ihvan’ın yeni bir atılımla yeniden yapılandığı dönemin baş aktörü ve ihvan’ın en büyük ideologu olarak tanımlar iken diğer taraftan ihvan’dan ayrı , özgün bir hareket olduğunu ileri süren araştırmacılar da vardır. Kutub, ihvan’a 1953’te katılmıştır. Bu dönemde ihvan’ın yayın dairesi başkanlığını sürdürüyor, aynı zamanda da el-ihvânu’l-Müslimûn gazetesinin başyazarlığını yapıyordu. Örgütün Nasır’a karşı girişilen suikastle ilişkisi olduğu öne sürülerek 1954’te Kutub tutuklanarak cezaevine atılmıştır. Kutub’un tutukluluğu 1965’e kadar devam etmiştir ve bu dönemde sağlığını iyice kaybetmiştir. 1965’de İslami hareketler açısında dönüm noktası kabul edilen “Yoldaki İşaretler” adlı kitabını yayınladı ve aynı yıl binlerce ihvan mensubu ile birlikte yeniden tutuklandı. 29 Ağustos 1966’da Seyyid Kutub ile arkadaşları Yûsuf Hevvâş ve Abdulfettâh İsmail’in idam cezaları infaz edilmiştir.

Öldüğünde 60 yaşında olan Kutub’un kendi fikirlerini geliştirmeye ve İhvan içinde bunlara taraftar bulmaya başlama tarihinin 1962 olduğu görüşü yaygındır.10 Cezaevinde iken, hem ihvan’ın hem de diğer İslami hareketlerin basit siyasi manevralar içinde boğulduklarını söylemiştir. Kutub bu kanıya 1948 ve 1954’de İhvan’nın yediği darbeleri gördükten sonra vardığını söyleyerek hareket metodunun pratikteki delillerini ortaya koymuştur.11 MK’ler içerisindeki Benna’nın aktif liderliğini Kutup’ta görememekteyiz. Benna II. Dünya savaşı sonunda alt ve orta sınıftan gelen bir milyondan fazla kişiyi örgüt çatısı altında toplamayı başarmışken, Kutup ideolojik derinlik ve üstünlüğüne karşın, İhvan’ın cezaevindeki hizipleri arasındaki anlaşmazlıkları giderememiştir. Kutup İhvan’da, yeni fikir ve yaklaşımlar öneren fikrî lider konumundadır. Kutup döneminde uygulanan baskılar, kendinden sonra gelen şiddet yanlısı hareketlerin doğuşuna zemin hazırlamıştır.

Dökmeciyan “Devrimci İslam” kitabının 103. sayfasında Kutup’un İhvan ile sonraki hareketler arasındaki bağlantıyı nasıl sağladığını üç maddede toplamaktadır:

1- Bir teorisyen olarak, İslamcı ideolojinin yeniden doğuşu ve yönelişinde güçlü bir tesir yapmıştı.

2- İhvan ile inatçı kolları (Tekfir, Cihad vs.) arasında örgütsel süreklilik sağlamıştır.

3- Bir aktivist olarak devlete meydan okuyuşu ve ölümü, genç militanlar için taklit edilmesi gereken bir şehadet örneği ortaya koymuştur.

Katılım Mutabakat ve Yöntem

Kutub’a göre gerçek İslam, Kur’an İslamı’dır. Kutub, Kur’an’a zamanla Grek felsefe ve mantığı, İran düşünce ve mitolojisi, Yahudi hurafeleri ve Hıristiyan metafiziği karıştırıldığı için bir daha o ilk nesil gibi bir nesil gelmediğini söylemiştir. Kutub bundan dolayı Mısır toplumunun yeniden İslami eğitime ihtiyaç duyacak kadar İslam dışı olduğunu, bu anlamda bir cahiliye toplumu olduğunu düşünüyordu. “Benim babam Kur’an’dır.” diyen el-Benna tasavvufun ruhi gücüyle, ilim yuvalarının fikri ve halkın aksiyoner kuvvetinin birleşmesiyle ortaya eşi görülmemiş bir ümmet çıkacağını söylemleştirmiştir. Benna toplumu cahiliye olarak görmemiş, kapsamı genişletilmiş İslam’dan bahsederek toplumu ıslah etme rolü üstlenmiştir. Kutub ise İslam’ın ilk nesli gibi bir nesil (Kur’an nesli) yetiştirecek ve onlardan bir ümmet yaratacak yeni bir İslami diriliş hareketine ihtiyaç olduğunu söylemiştir.12

Kutub düşüncesinin temelini oluşturan “Kur’an’nın Mekke’de 13 yıl boyunca işlediği tek dava, La ilahe illallah davasıdır.” sözünü Peygamberimiz’in hayatından örnekler vererek Mekke’de öncelikle Araplık davası güdülmediğini, yüksek tabakaya karşı hareket başlatılmadığı, ahlaken çökmüş bir toplumu ahlaken ıslaha davet edilmediğini bunları kuşatan, en zoru olan “Allah’tan başka ilah yoktur!” mesajını ulaştırdığını vurgular. Benna’nın “gizli gerçek devrim” söyleminin Kutub’un algıladığı nebevi bir metotla uyuşmadığını görmekteyiz.

Kutub, itikad davasını halletmeden siyasal talepler öne sürüp İslami hükümlerin uygulanmasını isteyenlere; sistem şeklen İslami görünse bile cahili âdetlerin yaşamaya devam edeceğini söyleyerek Benna’nın ve İhvan’ın basit siyasal meselelerle uğraşarak bu noktayı gözden kaçırdığını eleştirerek anlatmaya çalışmıştır.

Kutub, Rabbani yöntemin Allah (c) tarafından belirlendiğini, davetçilerin içtihadına bırakılmadığını, yöntemin başlıca özelliklerinin; pratik, ciddi, yapıcı, hareketli, aşamalı, davayı dava adamından önemli kılması, yeryüzünde belirli bir hedefi olması, kolaylaştırılmış olması, kader ve tevekküle inanması olduğunu söyler.13 Burada da Benna’dan farklı olarak hareket metodunun yöntemlerden bir yöntem olarak değil, Allah tarafından belirlendiğini belirterek onun için de “Rabbani Metot” dediğini görmekteyiz. Kutub beşeri çabalar ile onların ardındaki ilahi irade arasında bağ kurarak yeryüzünde hilafet vazifesini ifa etmekle insanoğlunun (özelde ihvan mensuplarının) en mühim fonksiyonu yerine getirdiğini söyleyerek hilafet kavramına siyasi hedef dışında farklı bir yorum getirmiştir.

İslami diriliş hareketinin ancak organik ilişkisi olan bir topluluk tarafından başarılacağını söyleyen Kutub, Benna’nın kadrolaşma yönündeki çabalarının başarılı olamayacağını söylemektedir. Bu görüşlerin doğal sonucu İslam’ın cahiliyye toplumundan apayrı ve ondan fikren ayrılmış organik bir hareket halinde ortaya çıkacağını savunmuştur. Kutub’a göre, İslami düzen hiçbir zaman cahiliyyenin gölgesi altında yeşeremez; hem ondan ayrı hem de onun karşısında yer alan bir yapının oluşturulması gerekir. Kutub, bahsettiği organik ilişkinin kurulabilmesini yolu olarak “beyan” ve “cihad” kavramlarını gösterir. Beyan’ı, İslam akidesinin temeli olan Allah’ın mutlak egemenliğini kabul etmek ve egemenliği O’ndan başkasına tanımamak şeklinde tasvir eder iken; Cihad’ı, beyan ve hareketin birlikte kullanılması esasına dayandırarak Allah’tan başkasına kulluk etmeme ilkesinin sonu gelinceye kadar sürdürülmesi olarak tanımlar. Bu durum Benna’nın ıslahatçı yaklaşımından farklı devrimci bir tutum olarak karşımıza çıkar. Kutub, Benna’nın cihad anlayışındaki, kaybedilmiş toprakların kurtarılması, Müslüman atalarımızınkine benzer bir devletin ve toplumun oluşturulması (ulusçu, atacı tarihsel yaklaşım) anlayışını kökten reddetmektedir. Kutub bireyden başlayarak aileye, cemaate, topluma ve devlete kadar uzanan geniş bir yelpazede evrenin ilkeleri ile uyum içinde işlemeye “bir hayat yolu” demektedir.14

Kutub, insanların Müslüman olduklarında yapacakları doğru davranışlardan, güzel amellerden, bunların meydana getireceği uyumlu İslam toplumunun eşsiz yapısından bahseder iken el-Benna, var olan kötülüklerin hangi somut önlemlerle düzeltilebileceği üzerinde odaklaştığı için daha çok reform programları yapmakta ve önermekte olduğunu görmekteyiz. Kutub’un idealindeki İslam toplumu dinsel, siyasal ve ekonomik sömürgeciliğin ortadan kaldırıldığı, yalnızca Allah’a kulluk edilen toplumdur. Benna ise dinsel tartışmalardan kaçınmıştır ancak siyasal ve ekonomik sömürücülüğün cemaatsel ya da küresel olsun her türlüsüne karşı gelmiştir.

Kutub, Benna gibi hangi sanat dallarının yasaklanacağını, hangilerin serbest bırakılacağını tartışmak yerine Müslüman sanatçılar için genel ilkeler vazetme yoluna gitmiştir. Müslümanların biyoloji, fizik, kimya gibi somut bilim dallarında batının taklit edilmesinde serbest ama sanat, felsefe, tarih metodolojisi gibi doğrudan akideyle ilgili alanlarda ise serbestliğin olmadığını söylemiştir.15 Kutub’a göre İslam’da iktidara gelmenin yolu seçimdir ve iktidarın temeli de herkesin (ırk, renk, dil vb. ayrılıklarına rağmen) Allah’ın kanunu karşısında eşitliğidir. Seyyid Kutub, görüşlerini temellendirmek için somut toplumsal verileri kullanmakta ve bunları insan doğası hakkındaki esaslara dayandırarak yorumladığını başka bir deyişle görüşlerini somut bir dille, örneklere ve istatistiklere dayandırarak temellendirdiğini salt ahlakçı nasihatlerden kaçındığını görmekteyiz.16

Global Çatışmaların Yapısı

Kutub, “sosyal adaleti” en iyi gerçekleştiren düzenin İslam düzeni olduğunu, sosyalizm ile kapitalizmin neden olduğu kötülükleri önleyip toplumun ahenk ve birliğini güvence altına aldığını söylemektedir. Sosyal adaletin, önce tevhid inancına sonrada mülkün Allah’ın olduğu ilkesine dayanması gerektiğini savunur. Bu sistemde insanın maddi ve manevi ihtiyaçları birbirinden ayrılmadığını dile getirmektedir.17

Kutub’a göre Müslümanların temel sorunu, Mısır’ın İngiliz işgalinden kurtarılıp “atalarının” sahip olduğu değerlere dönmesi ya da Arapların izzet ve şerefinin yeniden kazanılması değil, tevhidi bir diriliş hareketinin başlatılmasıdır. Bu bakımdan Kutub, Benna gibi ulusçuluğun belli biçimlerini “mazur” göstermeye çalışmamıştır. Bu bağlamda Kutub, ulusal bağlılıkların anlamını yitirdiğini, emperyalizm bile ikincil bir sorun olduğunu söyler. Benna ile Kutub arasındaki bu görüş ayrılığında muhatap oldukları toplumsal koşulların da etkisi vardır. Benna, Krallık ve İngiliz egemenliği döneminde, Kutub ise Nasır döneminin düşünürüdür.18 Kutub hareketinin ortaya çıktığı dönemin birincil sorununun, rejimin giderek sosyalizme ve Sovyetlere kayması olduğunu Dökmeciyan “Devrimci İslam” kitabında, sayfa 104’te belirtmektedir.

İstişare

Kutub, “Dünya Barışı ve İslam” kitabında; İslami siyasetin temelinin şûra olduğunu ancak Kur’an’da şûra kurumunun ayrıntıları belirtilmediğinden zaman ve mekân koşullarına göre değişikliğe uğrayacağını söylemiştir. Şûra esası, İslam toplumundaki işlerin nasıl düzenleneceği ve yönetileceği hususundaki kararlara herkesin katılmasıdır. Bu konuda bir diğer ilkenin “yöneticiye itaatin Allah’ın kanunuyla hükmetmesi koşuluna bağlanmış olması”nın da altını çizmektedir.

Yöneten de yönetilen de Allah korkusu taşıdığı sürece sorun çıkmayacağını düşünen Kutub’a göre bu nedenle İslam’da yönetim, kanunlardan çok vicdanlara dayanır. Çünkü en iyi kanunlar bile kötü niyetlilerce saptırılabilir. İslam gönüllere yerleştikten sonra, Allah’ın hükmüyle hükmetme anlayışı da topluma yerleşecek ve devletin düzeninde somutlaşacaktır. Bu nedenle de İslam davetçisinin önem vermesi gereken şeyin, Müslüman topluluğun oluşumuna öncelik vermesidir.

İhvan’da Kutupçuluğun gelişiminde sonuç olarak bakar isek, Müslüman kardeşlerin vaazcı ve yasakçı siyasal söyleminin bir kenara bırakılmasında Kutub’un önemli katkıları olduğunu görmekteyiz. Kutub bir İslam toplumu ütopyası inşa ettiği ve bu ütopyaya ulaşmak için neleri yasaklamak gerektiğiyle ilgilenmeden uzlaşmaz devrimci söylemle imanın ne denli mükemmel bir toplum yaratmaya kadir olduğunu söyleyerek gençleri ve dünyadaki birçok hareketi İslami harekete kanalize etmekte büyük rol oynamıştır.

Kutub’un 1966’daki idamından sonra Mısır, radikal İslami akımların şiddet eylemlerine sahne olmuştur. 1965 tutuklamaları sırasında cezaevine giren İhvan mensupları arasında yeni örgüt arayışları vardı. Bu arayış Salih Seriyye’nin “Askeri Akademi” grubu, Şükrü Mustafa’nın “et-Tekfir ve’l-Hicret/Cemaat-i Müslimun grubu, Enver Sedat suikastini gerçekleştiren Abdusselam Farac’ın Cihad hareketi şeklinde ortaya çıkmıştır ve yeni gelişen hareketlerin hiçbiri ihvan kadar yaygın ve kapsamlı olamamıştır. Bunlar daha çok cihada yönelik, dar kapsamlı, gençlik ağırlıklı hareketlerin ötesine geçememişlerdir. Bu hareketler ana konumuzun dışında olduğundan incelenmemiştir.

II- KAVRAMLAR ÜZERİNE DEĞERLENDİRME

Bu bölümde kavramlar ayrı ayrı ele alınarak değerlendirilecektir. I. kısımda İhvan teşkilatının tarihi süreci öncelendiğinden zamansal dönemler arasında bir bütünlük bulunmamaktadır. I. kısım bir nevi çalışma bütünlüğü içinde bakıldığında II. kısma veri sağlamaktadır. Bu bölümde İhvan’ın tarihinde kavramların nasıl hayat bulduğunun irdelenmesine çalışılacaktır.

İhvan’da Liderlik ve Katılım:

İhvan’da cemaatin aktif iskeletini oluşturan Benna’nın aktif liderliği ile İhvan’ın liderlik anlayışını ayrı değerlendirmeliyiz. Benna, Kutup ile kıyaslandığında karizmatik lider olarak karşımıza çıkar. Kutup ise düşünsel lider ama örgütlenemeyen pasif lider portresi ile karşımızdadır.

Kardeşlerde liderlik tanımlanmıştır. Doğal liderlik değil, hak edilmiş, seçilmiş liderlik vardır. Bu liderlik tek kişiden oluşmaz. Sürekli el değiştiren, dinamik, hiyerarşik, altın üstü seçtiği bir liderlik mekanizması tanımlanmıştır.

Örneğin aile örgüt yapısının temel taşını oluşturmaktadır. Ailenin nakiplik kurumunun işleyişi bize liderlik tanımını da ortaya koymaktadır. Bölgelerde her 10 aileye bir nakip seçilir. Her 4 aileye aşiret denir. Her aşiret 40 kişiden oluşur. Aşirete ilk ailelerin reisi başkanlık eder. İdare sürekli olarak üyeler ve nakipler arasında el değiştirir. Bu örgütlenme biçimi Benna şehid edildikten sonra onun yerini dolduracak bir lider çıkartamamıştır. İlkeler yazılı olsa da kardeşler evrilmişlerdir.

Biat yemini edildikten sonra aile ya da kurullardaki görevlerin yerine getirilmesiyle katılımın artması ve yetkilerin çoğalması paralellik arz eder.

İhvan’a göre katılım anayasalarında tanımlanarak derecelendirilmiştir.

Genel katılma, Kardeşane katılma, Ameli katılma ve Cihadi katılmadır. İlk üç düzeyde kardeşler çeşitli görevleri (aidat ödemek, akideyi ezberlemek, dini bilgilerini artırmak, ev halkını İhvan ilkelerine uydurmak vs. yerine getirmekle yükümlüdür. Cihadi katılımın ağır yetki ve görevleri bulunmaktadır. (Müslüman Kardeşlerin Örgütlenme Yapı Şeması)

baspehlivan-02.jpg

Aile, Müslüman Kardeşler’in temel taşlarından biridir. (Eş seçimini çok önemsiyorlar.) Aile oluştuktan sonra, diğer ailelerle bağlantısı sağlanıyor ve böylece “Aile Örgütlenmesi” gerçekleşiyor. Burada temel ilke ailelerin tanışması, karşılıklı anlayış ve tekafül (kardeşlerin birbirlerinin maddi ve manevi sorunlarının çözümünü ortaklaşa üstlenmeleri)’dür.

Bu niyetle her aile bir yardımlaşma sandığı oluşturmaktadır. Tekafül kurumu, cezaevi döneminde başarıyla uygulanmıştır. (Müslüman Kardeşlerde Eğitim ve Teşkilatlanma Siyaseti, Server Yayınları/1990, A. Abdülhalim çeviri)

Gençlik kollarına (Katibe) katılabilmek, “Aile” içindeki görevleri başarıyla yerine getirmeye bağlıdır. Gençlik kollarının hedeflerinden biri de kalplere cihadın anlamını yerleştirmektir. Gençlik kolu eğitiminde, gece namazları, uyku saatlerinin ve yemeğin azaltılması, gereksiz şakalaşmaların kaldırılması, çay-kahve gibi şüpheli şeylerden kaçınılması, belli zikir ve dualar ile nefsin kontrol altına alınması bulunmaktadır. 1940 sonrası bu gençlik kolu “usra” adı ile gizlilik kapsamında silahlanmıştır.

İhvanın iç örgütlenmesi hayli ileridir ve şûra prensibine dayanan karar alma süreci tamamen demokratik olduğunu kanıtlamıştır. Hareket doğrudan örgüt üyeleri tarafından seçilen bir şûra meclisine sahiptir. Ülke şu’ab (kısımlara) ayrılmıştır. Her şu’ab, şûra meclisinde kendilerini temsil edecek üyeyi seçer. Şûra Meclisi de el- Murakıbu’l Amm (lider) liderliğinde ve şûra meclisinin denetiminde çalışacak Yürütme Konseyi’ni seçer. Arap dünyasındaki birçok siyasi örgüttekinin aksine, İhvan lideri mutlak otoriteye sahip değildir ve Yürütme Konseyi’nin diğer üyeleriyle birlikte Şûra Meclisi’ne karşı sorumludur. Seçimler her dört yılda bir yapılır ve Şûra Meclisi örgüt liderini ve Yürütme Konseyi üyelerinden herhangi birini görevden alma yetkisine sahiptir.

Örneğin İhvan’da parlamento seçimlerine katılıp katılmama konusu çok önemli addedildiğinden önce şu’ablarda tartışılması sağlanmıştır. Örgütün seçimlere katılmasına demokratik bir oylama sonucunda karar verilmiştir.

İhvan ülkenin problemlerine alternatif çözümler sunmak ve çeşitli konularda yorum yapması gerektiğinde, bu işler için oluşturulmuş destek komiteleri araştırmalar yapmış ve milletvekillerine sunmuştur. Destek komitelerinin mensuplarının çok iyi niteliklere haiz İhvan mensuplarından, sempatizanlarından ve destekleyicilerinden olması beklenmiştir. Ancak bu komitelerden hiçbiri ne önemli bir şey gerçekleştirdi, ne de üretmiştir. Bunun nedeni de başlarında bulunan milletvekillerinin olaylara ilgisiz kalmaları ve girişken olmamaları gösterilmiştir.

Eleman seçimi: İhvan tarafından eleman seçiminde bazı olaylar sonucu ortaya çıkıp hareket içinde sivrilen kişilerin mutlaka örgütün en iyi elemanları olması gerekmediği anlaşılmış ve yine düşüncelerini Cuma hutbelerinde, kalabalıklar önünde veya fıkıh ve akaid derslerinde cesurca dile getiren hatiplerin iyi bir siyasetçi veya yönetici olamayacakları anlaşılmıştır. İhvan’ın ileri gelenlerinin kendinden emin ve gururlu olmasına rağmen İhvan mensuplarının birçoğunun panik halinde olduğu ve hayal kırıklığına uğradığını görmek bir teşkilat açısından hayli şaşırtıcı olmuştur.

Global Çatışmaların Yapısının Tespiti:

Benna, doğu toplumlarının hastalıklarının teşhisini belirlemektedir. Siyasette dış düşmanların (batı) işgali ve partizanlıkla bölücülük, fikirde anarşi, yıkıcılık ve inkârcılık; toplumsal hayatta batı taklitçiliği, örf ve adetlerden uzaklaşma ahlak ve faziletleri terk etme, hukukta beşeri kanunları kabul etme, eğitimde gerçek bilgileri (ilim, örgütlenme, gözetim ve amel, selef-i salihînin yaşayış şekli vs.) yeni nesillere aktaramama; ruhta ise ümitsizlik, kölelik, cimrilik, kibir ve gurur...

baspehlivan-03.jpg

İhvan’daki görüş Kutub’un reddettiği devlet içinde kadrolaşma hedefini güdüyordu. İhvan; kardeşlerinden okul, enstitü, üniversite, fabrika, ticaret, ziraat, özel sektör, kamu alanlarında görev ve konumları işgal etmelerini böylece “görünmeyen gerçek devrim” yapılacağını söylemleştirmişti. İhvan toplumun her katmanında bilinçli var olma yolunu benimsemiş ve benimsetmiştir. İhvan sosyalleşirken gizlilik esasını değil işini iyi ve doğru yapma esasını benimsemiştir.

Kardeşlerin amacı önce Mısır’ı, sonra da tüm İslam dünyasını emperyalizmden kurtarmaktı.

Yabancıların ekonomik sömürüsünden ve bunun bir sonucu olan İslam dışı yollardan gelir elde etme hatasından kurtulmak gerektiğini, bunun için de İslami ölçülerde ticari girişimlerde bulunuyorlardı. İhvan’ın günümüzde Mısır’ın ticari alanında büyük gücü bulunmaktadır. Ancak ihvan’ın mevcut ticari gücünün sistem aleyhine bir güç olduğu söylenememektedir.

Benna, ulusçuluk, Arapçılık, doğuculuk, evrenselcilik, ırkçılık gibi kavramlar üzerinde durmuştur. Benna’ya göre sevgiye dayanan, istiklal ve hürriyete dayanan, cemiyet sevgisine dayanan, fetih esasına dayanan vatan anlayışı mevcut olup bu konudaki görüşünü “Biz, vatanımızın sınırlarını inanç ve iman üzere çizeriz. Onlar ise vatan için coğrafi sınırlar koyarlar.” cümleleri ile özetleyebiliriz. (Şehid Hasan el-Benna’nın Hayatı ve Risaleleri)

İhvan’da Panislâmizm:

İhvan’a göre İslam Birliği, bütün Müslümanları “İslam’ın hem inanç hem ibadet, hem vatan hem de hayat olduğu görüşü” etrafında bir araya getirmeye çalışan ve bunu yaparken de ırk ve coğrafya ayrımı gözetmeyen bir görüştür. Bu bakımdan Müslümanların nihai amacı olarak görülmektedir. Bu amaca ulaşmak için İslam davasını iç içe geçmiş daireler biçiminde düşünmek ve gerçekleştirmek gerekir. Vatanın (sevgiye dayanan, istiklal ve hürriyetçiliğe dayanan vatancılık) en küçük biriminden en büyüğüne doğru adım adım İslam’ın egemen kılınmasına çalışılmalıdır. Önce belirli bir bölgede, sonra bütün İslami bölgelerde, daha sonra atalarımızın İslam bayrağını diktiği ancak daha sonra kaybedilen bölgelerde ve nihayet bütün dünyada… Bu da Arap Birliği (Arapların İslam’ı kabul eden ilk toplum olduğu ve Araplar bir araya gelmezler ise İslam dünyasının kuvvetlenemeyeceği vurgulanıyor. Arap Birliği’nin, Arap ırkçılığına zemin hazırlamak için yapılan çalışmalara İhvan karşıdır. Doğuculuk için de aynı şey geçerlidir. Doğuculuk da geçicidir. Doğuluların batılılar tarafından hor görülmeleri sonucu oluştuğunu savunurlar.) ve İslam Birliği davalarını kesen, geniş kapsamlı bir davadan bahsederler. Böylece İslam, hususi vatan şuuru ile cihanşümul vatan şuurunu birbiriyle bağdaştırmış bulunuyor. Bütün insanlığın saadeti ancak bu yolla gerçekleşeceği söylüyor. (Şehid Hasan el-Benna Hayatı ve Risaleleri, Çev: Ramazan Nazlı/İst. Arslan Yayınları.)

Bunu sağlamak için Kardeşler, İslam âlemi ile irtibat bürosunu kurmuşlardır.

İhvan’da Hilafet:

İhvan halifeliği sadece devlet başkanlığı düzeyinde ele almamakta, İslam birliği idealiyle de ilişkilendirmektedir. Halifeliği, İslam birliğinin sembolü olarak niteler, bunun için de Müslüman Kardeşler hilafet meselesini tüm meselelerin üstünde ele almaktadır. Müslüman kardeşler hilafetin yeniden kurulması için bazı ön hazırlıkların yapılmasının gerekliliğine inanmaktadır.

Öncelikle İslam toplumları arasında tam anlamıyla kültürel, ekonomik ve sosyal yardımlaşmayı başlatmak Müslüman ülkeler arasında paktlar, ekonomik birliklere girmek. En son mesele olarak “Bir İslam toplumları birliğinin kurulması ve birlikten sonra Müslümanların imanının seçilmesi yolu benimsenmiştir.” (A. Abdulhalim, Müslüman Kardeşlerde Eğitim ve Teşkilatlanma Siyaseti, Server Yayınları)

İhvan’da Biatleşme:

Biatleşme formüle edilmiş bir yemin ile yapılıyor. Birine değil Müslüman Kardeşler’in çalışma kollarına girişi ile oluyor. “İslam adabına sımsıkı yapışacağıma, gücüm yettiğince fazilete çağıracağıma Allah’ın üzerine yemin ediyorum!” diyerek üye olunmaktadır.

“İslam davasının ordusu olmak üzere Allah’a söz verelim, biatleşelim, çünkü vatanın bekası ve ümmetin şeref ve üstünlüğü bu davadadır. Biatimiz, İslam için kardeşler olarak çalışmak ve İslam yolunda cihad etmek üzere yemin edilerek teşkilat kuruldu.” (Şehid Hasan el-Benna’nın Hayatı ve Risaleleri, 1987; s. 138)

Biatleşen kardeşler, davanın hedeflerini sembolize edecek biçimde tasarlanmış on çıkıntılı gümüş yüzük takıyorlardı. (En’am 151. ayette haramlar 10 çıkıntı ile sembolize edildiğinden esinlenilmiştir.)

DEĞERLENDİRME

Çalışmamda ikincil kaynaklardan faydalanmam ve ulaşabildiklerimin sınırlı olması göz önüne alındığında aynı zamanda, bir hareketin veya şahsın hayatında çok değişik perspektifler olabilmekte ve duygularını, düşüncesini, ideallerini, mantığının tümünü yazılara, olaylara ya da konuşmalara yansımaması düşünüldüğünde konumu ilgilendiren “görünebilir yansıma”ları tam anlamıyla yakalayamamış olabilirim.

İhvan fiziki varlığını Hasan el-Benna’ya borçluysa fikri varlığını da Seyyid Kutub’a borçludur diyebiliriz. Çünkü günümüze kadar İhvan fiziki anlamda ideal olarak istenilen sosyal bir başarı sağlayamamış olmasına rağmen İslami hareketler üzerinde Kutub ile doruğa ulaşan fikri alanda derin izler bırakmıştır. Günümüzde İhvan kimilerinin ekmek kapısı, kimilerin unvan kapısıdır. İhvan’ın bugünkü selefi anlayışını Fethi Yeken, sufi anlayışını da Said Havva temsil etmektedir. İhvan’ın yetiştirdiği dinamik nesil “İhvan’ın gölgesi” diye nitelendireceğimiz başka isimler altında mücadelelerine devam etmektedir.

Çalışmamdaki kavramlar konusunda Hasan el-Benna ve İhvan’ın tarihi süreci içerisinde yaşadığı kırılmaları kısaca değerlendirecek olursam şunları söyleyebilirim:

Biatleşme yapılır iken biat eden ve edilenin ileriye dönük hedeflerinin, kısa ve orta vadede mutabakat konularını ilkesel ve sosyal ilişki platformunda yapması gerektiği, mutabakat ya da anlaşmazlık çıkan konularda biatleşmenin dinamik bir biçimde tekrarlanması ve buna da istişari yetkisindeki Müslümanların önünde yapılması sürecin doğru işlemesinde önemli bir katkısının olacağı kanaatindeyim.

İstişare zemini bir biçimde sınırlandırıldığında yada ortadan kaybolduğunda, istişare tartışmalarının muhalefetin meşru kaynağı halini aldığını İhvan’da da görmekteyiz. İstişare zeminin sağlıklı işlemesinde sosyo-politik akait olan biatleşme, katılım ve İslami liderlik kavramları nirengi taşlarıdır. Bu çerçevede konjonktürün lideri etkilemesi oranında istişare ortamının renk değiştirdiği görülmektedir. Ancak konjonktürü takip eden (ya da etkilenmemeye çalışan) katılım konuları gündemleştirilmeli biatleşme yenilenmelidir. Biatleşme hep ya da hiç, o ya da bu kişi merkezinde değil cemaatin katılım anlayışı çerçevesinde değerlendirilmelidir. İlkesel ve ahlaki sapmalar olmadığı sürece mutabakat sağlanamayan konularda kutuplaşma değil mutabakat anlamı genişlemiş olacaktır. Bu şekilde değerlendirilmeyen iç tartışmalar süreç içerinde geometrik açı gibi merkezden uzaklaştıkça büyümekte böylece kişisel ve kitlesel kopmalar yaşanabilmektedir.

Katılım, biatleşen kişilerin mutabakat konularında fikri ve/veya fiili güçleri oranında katkıda bulunmaları ile orantılıdır. Ancak bu orantı lineer olmamalıdır. İhvan parti örgütlenmesinde cemaatin küçük sohbet halkalarında etkileyici görünen, öncelenen kişilerin seçim meydanlarında ve çalışma gruplarında tam bir hayal kırıklığına uğradığı görülmüştür. İslam bir yaşam biçimi olduğundan salt cemaatin ilgi alanlarında değil kişilerin farklı ilgileri de katılım olarak değerlendirilmeli, alınacak kararlardan doğrudan ya da dolaylı etkilenecek kişilerin görüşleri alınarak değerlendirilmelidir.

 

Dipnotlar:

1- Lia , A.g.e., s.220.

2- Lia , A.g.e., s.337,dipnot 121

3- Benna, Ramses caddesinde 7 kurşun ile vurulmuştur. Ağır yaralı olarak Müslüman Gençler teşkilatının ambulansı ile el-Ayni hastanesine yetiştirilmiştir; ancak kralın emri sonucu doktorlar tedavi etmediği için kan kaybından 43 yaşında vefat etmiştir.

4- Yeniden örgütlenmede her bir örgüt organının sorumluluk ve görevlerinin dağıtımı üzerinde detaylı olarak durması, organların bağımsız davranışlarının sağlanması için Komite Sistemi(Nizâmul-lican) kurulmuştur. Cemiyet 1941’de tek tek şube temsilcilerinden oluşan 100 kişi, Kurucu Meclisini de içine alacak danışma organından oluşmaktadır. Meclis yılda bir defa(acil durumlar hariç) toplanmaktadır. Üye seçiminde kriter tüm mıntıkaların temsil edilmesi ve cemiyet misyonunda kıdemlilik aranmasıdır. Yeni adayları seçmek için yılda onu geçmemek şartıyla yedi kişilik üyelik komitesi seçilmektedir. Bu seçimlerde üye seçimi daha çok MİA ve el-Benna’nın  elindedir. Üyelik komitesi, şikayetleri soruşturmaya, gereken cezaları vermeye, meclis üyelerinin ahlaki davranışlarını denetlemek ile görevliydi. Üyelik komitesi Genel meclisin yerini almıştır. Merkezileşmenin göstergesidir. 1930’ların sonlarında yerel yollardan seçilmiş liderler yerine merkez komitenin atamaları olmaktadır.

5- Bu dönemde cemiyetin faaliyetleri artık, toplantı yerlerini kapatarak yada önde gelen üyeleri tutuklayarak engellenemez/kesintiye uğratılamaz hale gelmiştir. Bu güç aynı zamanda elitlerden bağımsız olunabileceğini göstererek cemiyetin Mısırda ki orta ve alt sınıfların temsil iddiasına güvenilirlik kazandırmıştır.

6-  İhvan, açık düzenden gizli milislere geçmeye başlamıştır. Hiyerarşik yapı içinde küçük usra birimleri(Gençlik kollarının diğer adı) daha ağır bir eğitim programı ile beraber gizli birimlere uygulanmıştır. Bu kol zaman içerisin de ağırlık kazanmış ve hükümet tarafından İhvan’nın giderek radikalize olmasına yol açmıştır. 1947-48 filistinde, 1951’de süveşy kanalında savaşan gruptur. İhvanın yasa dışı ilan edilip malvarlığına el konması ve üyelerin tutuklanması ile sonuçlanacak 1948 krizinin nedeni yine bu birim gösterilmiştir.

7- el-Benna, kardeşlerden okul, enstitü ve üniversitelerdeki; fabrikalardaki, ticaret ve ziraat alanlarındaki; özel sektör ve kamudaki görev ve konumlarını işgal etmelerini istiyordu. Ona göre “görünmeyen gerçek devrim” bu idi. Yani devrim değil toplumsal dönüşüm istiyordu. Devlete karşı açık bir savaşa girişmek yerine daha emin adımlar atmayı yani sistem içi bir kadrolaşma hareketini öncelediği görülmektedir. Benna’nın temel felsefesi bu dönemde unutulmaya radikal çıkışlar artmaya başlamıştır.

8- Cemiyetin siyasal alanda söylediği reform paketlerinde “ halkı ekonomi ve tutumluluğa alıştırma” ile “kendine güvenme ve kendi kendine yetme” iki anahtar cümle olarak kullanılmıştır. Dini diriliş çağrısı yanında; vergi sisteminin islami zekat sistemine, halka faizsiz kredi sağlamak için “modern islami bankacılık sisteminin” kurulması, yabancı sermaye yerine Mısır sermayesinin alınması,işsizler için tahsisat ayrılması(işsizlik maaşı), kahvehanelerin okuma-yazma dershanelerine çevrilmesi, köylüye modern çiftçilik derslerinin verilmesi ve modern yöntemleri temin etmek, köy su kaynaklarının arttırılması, sağlık hizmetlerinin verilmesi için 1940’ların sonlarında tüm şubelerde akşam okulları, klinikler ve  yoksullara yardım çalışmaları yapılmıştır.

9- Mısır da ki  vefd partisine karşı el-Benna 1938’lerden beri Ali Mahir Paşa hükümeti ile aynı düşünmeselerde sıcak bir ilişki yürütmekteydi. 1938’de Muhammed es-Şafi cemiyet ile ilişkilerini bu yüzden kesmiştir. Ali Mahir Paşa sayesinde 1941’de ingilizlerin tüm baskılarına rağmen el-Benna ve es-sukkeri serbest bırakılmışlardır. Ali Mahir Paşa sayesinde cemiyet 1944’e kadar(Mustafa el-Nahhas başbakan oluncaya kadar) baskılardan uzak, güvende geçirmişlerdir.

10- Başer,  A.g.e., s. 267 ; Kutub, Dünya Barışı ve İslam, s.37-38)

11- Kutub, Dünya Barışı ve İslam, s.46

12- Kutub, Yoldaki İşaretler,  s.13

13- Kutub, İslam’ın Hareket Metodu, s.26-60

14- Kutub, Yoldaki İşaretler, s.152-153

15- Kutub, Yoldaki İşaretler, s.64

16- Kadının doğası gereği eve ve evsel işlere elverişli olduğu, batıdaki çalışma hayatının kadının doğasından uzak düşürüldüğünü örnek verir, “Kadının çalışması yasaklanmalıdır.” demez. Amerika’daki genç kızların gayrimeşru ilişki yaşının istatistiki sayısını vermesi, çok kadınla evliliği açıklar iken tarihteki erkek-kadın sayısının oranını ve doğal eğilimlerin meşru olarak karşılanmasını baz alması, İslam ekonomisinin ilkelerini açıklar iken makro kozmosta görülen bütünlük ve ahengi anlatması vs.

17- Kutub, İslam’da sosyal adalet, s.40

18- Başer, Ortadoğu’da Modernleşme ve İslami Hareketler, s.292 

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim