Esed ve Sisi, Kaç Yüz Kenan Evren Eder?

11.05.2015 04:03

Kenan Alpay

12 Eylül askeri cuntasının lideri Kenan Evren’in ölümü üzerine söylenen sözler, alınan pozisyonlar pek çok açıdan kritik edilmeyi hak ediyor elbet. Dönemin Genelkurmay Başkanı olarak Org. General Evren ve temsil ettiği askeri cuntanın Türkiye’ye maliyetinin ne kadar ağır olduğuna dair bir takım belge ve bilgilerin, şahitlik ve istatistiklerin tekrar gündeme getirilmesinde de hiç kimse bir gariplik görmeyecek.

Kenan Evren’in “faşist, diktatör, despot, katil, işkencesi, halk düşmanı” icraat ve sıfatlarıyla anılması çok normal ve de gerekli tabii ki. Hatta kendisiyle özdeşleşen ‘netekim’ deyişi üzerinden ölümüne, idam sehpalarında sallandırdıklarına, işkence ve infazlarla kurban ettiklerine, sıkıyönetim mahkemelerine, sansür ve yasaklarına bol bol atıflar yapılarak ironilere, esprilere, mizahi üretimlere de şahit olacağız.

12 Eylül şartlarında Evren’e destek olanların, övgü düzenlerin, onun desteğiyle büyüyenlerin ipliklerinin yine pazara çıkarılacak olması da şaşırtıcı olmayacak. Hak ve iradesiyle insana, adalet ve özgürlük talepleriyle topluma değer verme iddiasındaki kimi aydın, sanatçı ve siyasiler bir diktatörün ölümü vesilesiyle tekrar sahne alıyorlar.

Kahrolsun Evren, Yaşasın Esed/Sisi

Çoktan yaşayan bir cesede dönüşmüş 98 yaşındaki Evren’in ölümünün ardından daha bir cesaret ve celadetle 12 Eylül darbe sürecinin acılarına, ayıplarına, kayıplarına dair dokunaklı nutuklar çekme yarışı tekrar start aldı bile. Peki, 12 Eylül cuntasının şefi Evren’in ardından girişilen bu nutuk çekme yarışına dair bizim sıkıntımız, derdimiz nedir?

Temel derdimiz hiç utanmaksızın ve bütün bir toplumu ahmak yerine koyarcasına sergilenen tutarsızlık ve ahlaksızlıktır. 12 Eylül askeri cuntasından, bu süreçte sergilenen zalimane uygulamalardan şikâyet etmek herkesin hakkı. Lakin 12 Eylül’den bin beter dönem ve pratikleri canla başla savunanların Kenan Evren ve 12 Eylül müştekileri olduğunu görünce tasviri imkânsız bir tiksinti duygusu tavan yapıyor insanda.

Despotizmi, faşizmi Evren ve 12 Eylül askeri cunta dönemiyle kayıtlayanların Evren ve 12 Eylül cuntası dışındaki askeri-faşist cuntalara meftun olması, destek çıkması nedense Türkiye’de hiç anormal görülmüyor. Tersine 28 Şubat cuntasıyla safları sıklaştıran, 27 Nisan e-muhtırası ve Cumhuriyet mitingleriyle coşan, Gezi Ruhu’yla Kemalizme selam çakan, 6-8 Ekim kanlı provokasyonlarıyla iktidar rüyasına dair yeni bir heyecan dalgası yakalayan şizofren bir siyasal kimlik pek makbul sayılıyor.

50 yıllık Esed/Baas despotizminin Suriye’de işlediği katliam ve yıkımlara sahip çıkmayan, destek olmayan bir tane olsun sol-sosyalist veya Kemalist aktör veya kuruma şahit olan bir adım öne çıksın. 12 Eylül’den bin beteri, Evren’den bin kat zalimi Suriye’de Esed/Baas rejimi eliyle tahkim edilirken Türkiye’deki Kemalist ve ulusolcu taife hangi tavır ve pozisyonu tercih etti? Palavradan ibaret ajitasyonlarınızı bir kenara bırakıp samimiyetle cevap verin.

Sadece Türk ulusalcılığını temsil eden CHP ve Kürt ulusalcılığını temsil eden HDP değil DSP, TKP, ÖDP, EMEP, İP/VP, SDP, ESP gibi siyasal partiler Esed/Baas cuntasıyla kol kola girip Suriyeli muhalif ve muhacirlere düşmanlık yapmaya devam etmiyor mu? Bunun yanı sıra İHD, DİSK, Eğitim-Sen, TTB, TMOB, Halkevleri gibi sol-sosyalist kurumlar, temsilcileri Esed rejimini destekleyen eylemler yapıp, neşriyatlar yapmaya devam etmiyor mu? ABD-AB-Suud troykasıyla el ele veren Fethullahgiller ve Çandargillerle sırt sırta verip, Mısır’daki kanlı Sisi cuntasını Türkiye’den selamlayanların Kemalist-ulusolcular olduğu sır değil ki.

Varil Bombaları Değil Darağaçları Lanetlidir

Hani siz faşizme, despotizme, askeri diktaya karşıydınız! Hani siz halkların iradesine, adalet ve özgürlük için ayaklanmasına saygı duyuyordunuz! Anti-emperyalist maskeler takarak despotik siyasal kimliklerinizi de çirkin yüzlerinizi de asla saklayamazsınız.

Esed’in Türkiye’deki dostlarının, destekçilerinin, ideolojik akrabalarının Evren’e yönelik şikâyet, ağlaşma ve lanetlemelerinin, toplumda siyasi ve ahlaki açıdan kıymeti harbiyesi olur mu hiç? “Kahrolsun Evren, 12 Eylül’e lanet olsun” sloganlarını atan Esed dostları, Baas lobicileri ahlaki ve hukuki kriterler açısından sefalet ve kirli bir işbirlikçilikten başka neyi temsil edebilirler ki?

Siz biliyor musunuz yarım asırlık Hafız ve Beşşar Esed cuntası döneminde Suriye’de kaç tane Diyarbakır Askeri Cezaevi kuruldu? Muhaberat ve Şebbihalar tarafından işkence altında öldürülüp adli tıpta fotoğraflanmış 11 bin insanı o hale sokmak için kaç Diyarbakır Cezaevi ve kaç bin Esat Oktay Yıldıran’a ihtiyaç duyulduğunu hesap edebilir misiniz? Kafanız bu kadar çalışır mı, kalbiniz bunu anlamaya müsait mi?

12 Eylül zindanlarına, askeri cuntanın kurduğu darağaçlarına, işkence ve infazlara direnmek hak ve sorumluluk muhakkak. Peki, Hafız ve Beşşar Esed isimli katillerin zindanlarına, darağaçlarına, kimyasal silahlarına, varil bombalarına direnmek mi suç ve kabahat? Suriye halkına karşı işlediğiniz suçları temizlemek için 12 Eylül cuntasına karşı sergilediğiniz eylem ve söylemlerle piyasa yapıyor oluşunuz geçerli bir mazeret olamaz, sizi kurtarmaz.

Netice itibariyle Kenan Evren’i de askeri cuntasına ortak olanları da elbette rezil bir mağlubiyet ve cehennem azabı bekliyor. Sakın ola ki Esed/Baas rejimini ve destekçilerini zelil bir yenilgi ve cehennem azabından başka bir sonuç bekliyor zannetmeyin! Kenan Evren zalimce katletti ve lanetli bir biçimde öldü. Esed de katlediyor ama o da lanetli bir biçimde öl(dürül)ecek. Önem ve öncelik verdiğimiz mesele despotik karakter, faşist kimlik ve dikta rejimleri öldürmektir. Bu da kulağınıza küpe olsun.

  • Yorumlar 4
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim