1. HABERLER

  2. KİTAP KRİTİK

  3. Çocuklarımız İçin Eğlenceli ve Eğitici Kitaplar
Çocuklarımız İçin Eğlenceli ve Eğitici Kitaplar

Çocuklarımız İçin Eğlenceli ve Eğitici Kitaplar

Nehir Aydın Gökduman çocuklara yönelik olarak kaleme aldığı eserlerle İslam’la irtibatlı çocuk edebiyatına katkıda bulunmaya devam ediyor.

A+A-

Arkadaşımız Haşim Ay, yazar Nehir Aydın Gökduman'ın çocuklara yönelik olarak kaleme aldığı eserleri Haksöz-Haber için değerlendirdi:

Çocuklarımız İçin Eğlenceli ve Eğitici Kitaplar:

Alican'ın Günlüğü Öykü Dizisi

Kısa bir süre önce bu sayfalardan tanıttığımız "Peygamberimizin Çocuk Arkadaşları" kitabı kaleme aldığı son dizi niteliğindeydi. Bu yazımızın konusu da yazarın kısa bir zaman önce yine Damla Yayınları arasından çıkan "Alican'ın Günlüğü" isimli eseridir.

Kahramanının Alican olarak isimlendirildiği 10 kitaptan oluşan bu dizi de yine albenili görünümü ve geniş muhtevasıyla dikkat çekmektedir. Her birinin farklı bir ana konu ekseninde kurgulandığı öykü kitaplarında çocuklarımızın hayatını işgal eden birçok meseleyi, sorunu ve bunlara karşı çözüm arayışlarını Alican'ın günlükleri üzerinden analiz edip çocuklara yol göstermektedir yazar.

Her biri 48 sayfadan oluşan kitaplar renkli resimlerle de süslenerek simli bir kapakta toplanmış. Çizimlerini Mustafa Kocabaş'ın yaptığı kitaplarda eğlence ile eğitim boyutları birlikte gözetilmiş. Ve kitapların her iki anlamda da başarılı olduğu rahatlıkla söylenebilir. Alican'ın ışık tuttuğu olaylar bazen dramatik olurken buna karşı çocukların nasıl bir tavır ve tutum belirlemeleri gerektiği örnek karakterler ve olaylar üzerinden okuyuculara gösterilmiş ve diğer yandan da anlatım boyunca espriler satır aralarına serpiştirilerek okurda gülümseten bir hava oluşturulmuş. Kentsel yaşamın çocuklarımızın doğal ihtiyaçlarını karşılama noktasında oluşturduğu tehditlere ve bunların nasıl bertaraf edilebileceğine de doğrusal ya da dolaylı olarak ciddi açılımlarda bulunan "Alican'ın Günlüğü" dizisi bütünsel bir okuma ve değerlendirmeyi, yanı sıra çocuklarımıza tavsiye edilmeyi fazlasıyla hak etmektedir.

Bu cümleden olarak hem bu nitelikli eserlerin tanınmasına katkı sunmak ve hem de heybemize kattığı birkaç hususu paylaşmak için biz "Peygamberimizin Çocuk Arkadaşları"nda izlediğimiz yöntemin aynısını bu diziye de uyarlayarak tek tek kitapları özetleyip tahlil etmeye çalışacak ve son olarak da genel bir değerlendirmede bulunacağız inşallah. Şunu da bir kez daha hatırlatmakta yarar var ki, diğer tüm alanlar gibi çocuklarımızı muhatap alan çocuk edebiyatı yazınının da sorumlu, birikimli ve ehil insanlarımız tarafından etraflıca incelenmesi hayati önem arz etmektedir. Yerli-yabancı klasik çocuk edebiyatı yapıtlarının kimi zaman o boğucu, tek düze, vaazcı dili ve bazen de salt eğlendirici anlatım özelliklerinin kofluğu yetmezken bir de daha büyülü-cazibeli teknik araçlarla çocuklarımızı eğlendirip-oyalamayı bir sektör haline getiren modern çocuk edebiyatının içi boş ama biçimi albenili yazını karşısında sorumluluk ve duyarlılık sahibi Müslümanların kaleminden çıkan bu içerikteki eserler edebi kaliteleri, pedagojik değerleri, muhteva çözümlemeleri vb. açılardan mutlaka mercek altına alınmalıdır. Bu meyanda mahallemizin diğer alanlarında da olduğu gibi yine bu alanda da hissedilen eleştiri kıtlığı aşılarak güçlü bir eleştirel geleneğin oluşturulmasına çaba sarf edilmelidir. Çünkü unutulmamalıdır ki, güzel bir eylemin niteliğinin artırılıp sürekliliğinin sağlanması ve çirkinden, yanlışlardan arındırılıp ıslah edilmesi köklü ve yapıcı bir eleştirel geleneğe bağlıdır.

Bir Köpeğim Olsun

Serinin birinci kitabı olan bu öyküdeki başlıca tema hayvan sevgisi ve yardımlaşmanın önemidir. Söz konusu temalar çok yönlü bir öykü üzerinden işlenerek ifsat edici kentsel yaşam alanlarında çocuklarımızın eşya ve mahlûkat ile nasıl bir ilişki kurmaları gerektiğine dair bilinç aşılanması da yapılmaktadır.  

Kullanılan dil ve üslup açısından da akıcı, sürükleyici, büyüleyici ve öğretici niteliklere haiz olan eser tema olarak sadece hayvan sevgisi ve bu temelde yardımlaşmanın gerekliliği bilincini işlemekle kalmıyor. Aynı zamanda büyük şehirlerde mukim ailelerin çocuklarıyla hayvan besleme noktasında düştükleri sıkıntıları da öyküde başlıca konu olarak belirleyen kitap, Müslüman ailelerin genellikle çocuklarının bu bastırılmış duygu ve beklentilerini karşılamada alternatif yönlendirmeler de içermektedir. Metropollerde yerleşik olan muhafazakar insanların kahir ekseriyeti köpek vb. hayvanları necis/pis olarak algıladıklarından dolayı çocuklarının dünyasını mümkün mertebe buna uzak tutma çabası içerisinde olmuş ve olmaktadırlar. Öte yandan televizyon kültürü ve hayvanseverlik adı altında neredeyse hayvanperestliğin eksik olmadığı bir ortamda yaşayan çocuklar ise hayvan sevme ve besleme isteği ile ailelerinin aksi yönlendirmeleri arasında bir sıkışmışlık halini yaşayabilmektedirler. Hayvanseverliğin nasıl hayvanperestliğe dönüşebileceğini merak edenler her Kurban bayramında olduğu gibi yine bu bayramda da hayvanseviciliği ve hakları adı altında laik zevatın girdiği/girişeceği telaşeye bakmalarını tavsiye ediyoruz.

Daha muteber Müslüman ailelerin necislik tasavvurundan hareketle olmasa da sokağa terk edilmiş hayvanların üzerinde barındırdığı muhtemel hastalıklar riski ve ayrıca da kentte hayvan bakmanın ve sevmenin gerektirdiği ortamları oluşturmadaki imkan kıtlıkları çocuklarının evde hayvan besleme ve sevme talep ve beklentilerine karşı mesafe takınmaya götürebilmektedir. Aslında zaten doğal bir ortamda gelişip büyüyen köyde mukim çocuklara karşın metropolün doğal yaşamı çocuğun hayatından kovan özelliği ile birlikte düşünüldüğünde hayvan besleme ve sevmenin çocuğun doğal gelişiminde olumlu etkilerinden söz edilebilir ki Müslümanların bunu araştırmalarında daha sağlıklı nesillerin gelişmesi açısından yarar var. Beraber düşünüldüğünde Nehir hanımın çocukların evde köpek besleme-sevme beklentilerini bastırmak yerine alternatif mekan sunmaya mebni öyküsü Müslüman ailelere ve çocuklarına bu husustaki beklenti ve talebin nasıl ve nerede karşılanabileceği noktasında yönlendirici, yol gösterici bir niteliği bulunmakta ve bu nedenle de başarılı bir öykü olarak kaydedilmeyi hak etmektedir.

Eyvah Kayboldum!

Alican'ın annesiyle pazara çıkarken iki günlük kayboluş öyküsünü konu edinen bu kitap kentte yaşayan Müslüman aile çocuklarının bakışlarını varoşlara çevirerek "sokak çocukları" gerçeğini, daha doğrusu kentin mağduru, ana şefkati ve baba ocağının sıcaklığından dışlanıp sokağın koynuna itilmişleri gündemleştirdiğinden ötürü üzerinde durulmayı hak etmektedir. Kaybolan Alican'ı yuvasına kavuşturma çabasına girişen ve onu iki gün boyunca fakirhanelerinde barındırıp besleyen Ömer ve arkadaşları kurgusu çocuklarımıza hep öcü olarak gösterilen sokak çocukları imajını daha adil olandan yana değiştirip dönüştürmeye, ıslah etmeye yönelik atılmış mütevazi bir adım olarak nitelendirilebilir.

Yukarıda kısaca önemi üzerinde durmaya çalıştığımız serinin bu ikinci kitabı kayıp çocuk Alican ve sokak çocukları Ömer ve arkadaşlarının öyküsü üzerinden yardımseverlik ve dostluk değerlerini kavratmaya çalışırken özetle kimsesizlerin kimsesi olma bilincini edindirmeyi hedeflemektedir.

Maceralı Piknik

Çocuklara yönelik gözlemleyici bir bakış yönelttiğimizde onlarda maceraseverlik ve dedektiflik güdülerini rahatlıkla görebiliriz. Özellikle de erkek çocuklarda rahatlıkla gözlemlenebilecek olan bu güdüleri eğilim gösterdikleri oyun tercihlerinden de anlamak mümkündür. Nehir hanım da bu gerçekliği dikkate alarak olsa gerek; serinin üçüncü kitabının adını "Maceralı Piknik" koyarak macera ve dedektiflik boyutlarını öne çıkarmış.

Kitapta Alican ve komşu çocuğu Burak aileleri maiyetinde pikniğe giderler. Ormanlık alanda yapılan piknikte küçük kız kardeşleriyle oyun oynayan her iki kahramanımız ailelerinden uzaklaştıkça bir grup tarihi eser kaçakçısına rastlarlar. Bu öyküyü konu edinen kitapta Alican ve Burak'ın dedektif rolüne soyunarak giriştikleri tehlikeli oyun tasvir edilmektedir. Orman bekçisini ve tarihi eserleri pazarlamaya çalıştığı biri kadın iki yabancıyı takibata alan kahramanlarımız nihayet mağaradaki tarihi eser kaynağına ulaşırken yakalanarak bir yerde hapsedilirler. Belli bir süreçten sonra çocukların şahsında zaferin suça ve suçluya dur diyenlerin olduğunu işleyen yazar bu eser vesilesiyle çocuklardaki maceracılık güdüsüne hitap ederken aynı zamanda onlara suça ve suçlulara karşı aktif mücadele bilincini edindirmeyi amaçlamaktadır. Öte yandan eserin ebeveyne itaat bilincine de zımnen mündemiç olduğu söylenebilir.

Devlet olgusunun Türkiye toplumunun siyasi kültüründeki aşkın, kutsal algısı ve tarihi eser kaçakçılığı karşısındaki rahatsızlığın çoğu zaman beraberinde getirdiği milliyetçi, statükocu refleks ile birlikte düşünüldüğünde keşke çocuklarımızın maceraseverlik ve dedektiflik güdülerine hitap etme, onlarda suça ve suçluya karşı aktif mücadele bilinci edindirme hedefi başka bir tema üzerinden kurgulansaydı.

Dil açısından bakıldığındaysa bu eser de yine diğerleri gibi esprili üslubuyla dikkat çekmekte, küçük Esra'nın "r"leri "y" olarak telaffuz eden peltek telaffuzu anlatıya sevecenlik katmaktadır.

Kediler de Okula Gider

Başlık düzeyinde de dikkati üzerine toplayan "Kediler de Okula Gider" serinin dördüncü kitabı. Başlıca konusu yine hayvan sevgisi ve bu çerçevede dayanışmanın önemi olan kitapta Alican'ın arkadaşlarıyla birlikte açtıkları Kedi Okulu öyküsü üzerinden çocuk-mahlukat-doğa ilişkisinin nasıl olması gerektiği dolayımında muhatap okurlar hem eğitilmekte ve hem de eğlenceli ve sürükleyici bir öykünün içine çekilmektedirler. Anlatıma sevecenlik katıp eğlenceli özelliğini arttıran hiç şüphesiz ki yine küçük Esra'nın peltek telaffuzudur.

Yaşadığımız dünyada kentin beraberinde çağrıştırdığı en belirgin olgu sanayileşme ve bunun en önemli yansıması da doğal çevrenin tahribatı olsa gerektir. Doğal çevrenin giderek yok olmaya yüz tuttuğu asfalt ve beton yığınından ibaret kentte çocuklarımızın hayatı da ev-okul arasında seyretmektedir. Devasa teknolojik aygıtlarla doğadan yalıtılmış kentin bağrında kent çocukları için inşa edilen alternatif görünümlü çoğu oyun alanı, bu alanlarda sergilenenler ve kablolu-kablosuz iletişim araçları üzerinden çocuklara sunulan oyunların katkısı ise günübirlik bir hazzın ötesine bir türlü geçemiyor. Sanayi öncesi hayatta bolca rastlanan ve çocuğun doğal çevresinin bir parçası olduğu gibi onu da içine çekip olgunlaştıran karınca, böcek, tavuk-horoz, kurbağa-kaplumbağa, at-öküz, koyun-kuzu, sığır-dana vb. havyan türlerinden gecenin içinde barındırdığı dinginlik ve sükûna ve gökte ışıldayan ve ışıldatan yıldızlara değin bir dizi doğal olguyu çocuklarımızın çoğu yalnızca kitaplarda okumakta, filmlerde seyredebilmektedirler. İçinden doğanın fışkırdığı bir köy düşü gelinen noktada salt yetişkinlerin değil artık çocuklarımızın da hayallerini süslemektedir. Birilerince kutsansa da bizler için kentsel yaşam döngüsünün beraberinde getirdiği bir zorunluluk olan çekirdek ailenin hayatlarımızdan kovduğu geniş ailede o bolca görülen nine-dede figürleri ise çocuklarımızın çoğu için yalnızca yakıcı bir özlem mesabesinde. Başta nine-dede boşluğu olmak üzere kim bilir kaç çocuğumuzun içinde kaç adet boşluk bulunmakta? Acaba çocuklarımızın kaçtan kaçı yıldızları gözlemlemekte ve duyumsayabilmektedir? Bütün bunların bizi götüreceği gerçek en nihayetinde sün'allah'a, Allah'ın evrendeki eşsiz sanatına duyarsızlaşma, yabancılaşmadır. Doğal yaşamın en önemli üyesi olan ancak bugün asfalt ve betona gömülen kentte sokakta kendisine yer arayan hayvanlar da Kitabullah'ta bir cemal, güzellik ve incelik unsuru olarak nitelendirilmektedirler. Ne var ki doğanın tahrip edildiği kentte karıncalar artık varlıktaki asli görevlerini unutmuşçasına pencerelerden eve doluşmakta, köylerdeki tarla farelerini aratmayan lağım fareleri evleri işgal edebilmektedirler. Sokakta kendinden bıkmış, kızgın ve dilenci bakışlarla sığınacak yer arayan zavallı kedilerimiz ise sanki özgüvenlerini yitirmişçesine bırakalım lağım farelerini küçük bir fareyi bile kovalamaya üşenmiş vaziyetteler. Öyle ki çevremizde fareden kaçan kedi örnekleri hiç de eksilmiyor! Köpeklerimize gelince; onların da sokaktaki görünümleri en az sokağa mahkum olmuş insanlar kadar içler acısı. Çoğu karda kışta başını sokacağı bir yer bile bulamamakta ve uyuzluk tehdidini içeren devasa bir tehdit potansiyeli olarak algılanmaktadırlar. Bütün imkanlarına karşın en nihayetinde tıpkı "Huzur(suzluk) evi" gibi hayvanları arada bir aşılamakla yetinmek ya da "Hayvanat bahçesi"nde toplamak en fazla hayvanları maymunlaştırmaya yarıyor. Maymundan beklenen ise sürekli taklit yoluyla eğlendirmek… Tıpkı resmi-ideolojik eğitimin çocuklarımızı maymunlaştırma politikası gibi…

Bütün bu olumsuzlukların çocuklar kadar yetişkinlerin dünyasını da ilgilendiren boyutları var elbette. Ve tabii ki gerek bireysel gerekse de kurumsal planda yapılabilecekler de. Kentsel yaşama özgü bu ve benzeri olumsuzlukların şüphesiz ki yetişkinlerden çok daha fazla yarının garantörü çocuklardan götürüleri bulunmaktadır. Dolayısıyla doğal çevreyi ve yaşamı koruma İslami mücadele hattının önemli bir parçası konumundadır. Nasıl ki bu mücadelenin bireysel, örgütsel, sosyal, siyasal vd. alanlarda yüklediği ödevler varsa aynı şekilde bu alanda da gerektirdiği sorumluluklar bulunmaktadır. Kendimizi ve çocuklarımızı bu sorumluluk bilinci temelinde yetiştirmek ve insan-varlık alanında kurulan ilişkinin adabı ve ahlakını bilince çıkararak eylemleştirmek de bunun başında gelmektedir. Bu sorumluluğun farkında olarak Nehir hanım da diğer birçok kitabında olduğu gibi bu kitapta da çocuklarda bu alanda bir farkındalık uyandırmaya ve kentsel yaşam içerisinde pratik fıkıh oluşturmalarına ufuk açmaya çalışmıştır.

Alican'ın tek başına başlatıp birkaç okul arkadaşıyla yaygınlaştırdığı Kedi Okulu projesi belki bir nebze hayalcilik yansıtmakta ancak kedileri sosyalleştirmeye yönelik yavru kedilerin yetiştirilmesi ve müteakiben de parkta açık bir okulda eğitilmeye tabi kılınmaları nitelikli bir etkinlik örneği olmuştur ve çocuklara ufuk açıcı bir mahiyet arz etmektedir.

Hırsız Geliyorum Demez

Serinin bu beşinci kitabında da dedektiflik konusu bu kez de farklı bir öykü üzerinden işlenmiş. Televizyon haberlerinden izlediği bir hırsızlık vakıasının etkisinde kalan Alican, mahallede tek başına yaşadığı evde Dudu Nine'ye dair endişelere kapılarak önleyici bir eylem planı arayışına koyulur. Müteakiben Dudu Nine Nöbet Takımı'nı mahallenin ninesi Dudu Nine'yi korumak için iki arkadaşıyla kuran Alican, kısa süre sonra sayıyı on üçe çıkarır. Kitap boyunca okurlar sürükleyici bir maceranın içerisinde yol alırken aynı zamanda Alican ve arkadaşlarının diyalojist öyküleri üzerinden hırsızlık konusu kavratılmaya çalışılarak bu temelde yardımlaşma ve bakıma muhtaç insanları koruma bilinci edindirilmeye çalışılmaktadır.

Bir Daha Resim Yapmayacağım

Temel konusu dayanışma, affetme ve kardeş sevgisi olan serinin bu altıncı kitabı da nitelikli bir öyküyü içermektedir.

Okulda resim yarışmasında birinciliği hedefleyen Alican günler öncesinden heyecanla güzel bir resim yapmaya koyulur. Ne var ki evdeki zamanlarını o resim yapmakla geçirdikçe küçük kardeşi Esra'nın canı sıkılır. En nihayetinde yarışmanın düzenleneceği günün arifesinde resmini akşamdan tamamlayıp çalışma masasının üzerine bırakan Alican'ın uykuya daldığı bir sırada kardeşi Esra boyaları kaptığı gibi tamamlanmış olan resmi ameliyattan geçirir! Ve sabah bu kötü sürpriz ile karşılaşan Alican bir de Esra'nın iyi niyetli şakalarıyla boğuşur. Esra yaptığı işin kötülüğünü bilmeyerek "Yesim yaptım abi, ben de yesim yaptım!" diye sevinç çığlıkları atarak sevincini abisi ile paylaşmaktadır (!).

En nihayetinde resim yarışmasına katılamayan Alican'ın kardeşi ile arası bozulur. Dolayısıyla artık kardeşi ile ilgilenip birlikte oyun oynamaktan uzak duran Alican her fırsatta küçük Esra'yı aşağılar. Bunu anlamlandıramayan Esra ise evde abisinin arkadaşıyla oyuna daldığı bir sırada canı sıkılarak tek başına oyun oynamaya girişir. Derken sona doğru gelen öykü acı bir trajedi ile sonlanır. Meğer Esra babasının tansiyon haplarını şeker zannederek yüksek dozajda aldığından baygınlık geçirmiş ve müteakiben de hastanelik olmuş. Esra'nın hastane süreci boyunca yazar Alican'ın dilinden kardeşler arası uyumsuzluğun yol açtığı olumsuz sonuçları analiz ederek özeleştiri yapar. Kitap her ailede karşılaşılabilecek kardeşler arası ilişkilerde uyumsuzluk sorununun muhtemel olumsuz sonuçlarına öykü üzerinden dikkat çekerek okurlara bilinç aşılamakta ve affetme erdemini kazandırmayı amaçlamaktadır.

Upuzun Kuyruklu Mavi Uçurtmam

Serinin yedinci kitabında yer alan öyküde başlıca tema olarak sözünde durma ve doğayı korumayı tercih etmiş yazar. Uzaklardan gelen dedesi ile kentte hoş günler geçiren Alican'ın öyküsünü konu edinen kitapta dedesi ile balık avından dönüşü sırasında Alican'ın yaptığı ihmalkarlık ve bunun beraberinde getirdiği olumsuz sonuca karşı özeleşti dikkat çekmektedir. Dedesi salata için manavdan sebze alırken Alican'da kovadaki balıklarla onu bekleme sözü verir. Ne var ki yakındaki parkta az da olsa oynamaya yönelik bir iştiyak uyanmıştır Alican'da. Ve eğlenme arzusu ile sorumluluk arasında sıkışan Alican nihayetinde parkı tercih eder. Kısa zaman sonra ise kedilerin balıkları mideye oturtmaya başladıklarını görür. Dedesinin de olgun ve yapıcı tavrı sonucunda özeleştiri yapan Alican'ın bu öyküsü üzerinden böylece sözünde durma ve sorumluluk bilinci aşılanmaya çalışılmaktadır okura.

Yine dedesi ile parkta oynayan Alican'ın çocukların parktaki çiçekleri koparmaları öyküsü üzerinden doğayı korumaya yönelik bilinç aşılanması yapılmaktadır. Çiçekleri koparan çocuklara karşı uyararak karşı koyma tutumunu geliştiren Alican böylece okura da benzeri durumlarda nasıl bir pratik fıkıh inşa etmeleri gerektiğine dair örneklik sunmaktadır. Uzun bir münazaradan sonra park bekçisinin de müdahalesiyle yaramaz çocuklar dağılmışlardır. Öyküdeki münazara esnasında çiçeklerin vazoda da yaşayabileceği iddiasıyla eylemini meşrulaştıran çocuklara karşı okur Alican'ın  "Vazodaki çiçekler birkaç günde solar. Burada ise günlerce yaşarlar." sözünü heybesine alarak okuma eylemine devam etmektedir.

Kaplanlar Dondurma Yemez

Değerlendirmemizin son, serinin ise dokuzuncu kitabı olan "Kaplanlar Dondurma Yemez" isimli öykü gerek esprili/eğlendirici anlatımı ve gerekse de teması itibariyle serinin başarılı eserinden biri niteliğinde.

Bu öyküde Alican ve arkadaşlarının aileleriyle birlikte hafta sonu hayvanat bahçesi gezilerinden ziyade bu gezinin etrafında dönenen cinsiyetçilik konulu münazara daha dikkat çekicidir. Popüler kültürün de tetiklemesiyle çocuklarımızın dilinde daha bir yoğunlaşan kalıp yargılar ve karşı cinsi aşağılamaya yönelik üslup biçimleri onların dilsel ve kişilik gelişimleri açısından ciddi sıkıntıları ifade etmektedir. Kızlarımızın ve erkeklerimizin karşıt cinsine lanet okuyucu, aşağılayıcı, üstten bakıcı yaklaşımlarında hiç şüphesiz ki geçmişten devralınan fikri mirasın, geleneksel telakkinin ve ebeveynlerin sorumsuzca sözel iletişimlerinin de payı bulunmaktadır. Söz konusu öyküsünde bunu konu edinen yazar eğlendiren ve de düşündüren bir anlatım ile okurlara cinsiyet yarıştırmanın, erkekliği ya da kadınlığı yüceltmenin veya aşağılamanın yanlışlığını Alican, Arda, Banu ve Esra'nın münazaraları üzerinden kavratma yoluna gitmiş ve bu çerçevede önemli ve nitelikli bir öyküyü okuyucuya sunmuştur.

Sonuç Yerine

Muhtevadan hareketle tek tek kitaplar üzerinden tematik bir tanıtım ve çözümlemeye tabi kılmaya çalıştığımız Nehir Aydın Gökduman'ın son çocuk dizisi "Alican'ın Günlüğü" gerek özenli dili, gerek sürükleyici, eğlendirici ve eğitici anlatımı ve gerekse de zengin içeriğiyle çocuklarımızın kitaplığının başucu kitapları arasına konmayı fazlasıyla hak etmektedir.

Serinin "Minik Kuş Fıstık" isimli sekizinci ve "İnekler Türkçe Bilmez" isimli onuncu kitaplarında da farklı öyküler üzerinden hayvan sevgisi eksenli temalar işlendiğinden dolayı hem tekrara düşmemek hem de metnin uzamasını önlemek için muhtevanın detaylı çözümlemesini yapmadık.

Sonuç olarak Alican'ın günlüğü dizisi muhtevanın niteliği yanında zengin anlatım türüyle de dikkat çekmektedir. Başta Nehir hanımın büyük bir emek ve özveriyle çocuklarımıza kazandırdığı eserler olmak üzere çocuk edebiyatı başlığı altında piyasaya sunulan ürünlerin ebeveynler, Müslüman edebiyatçı ve pedagoglar tarafından edebi kaliteleri, pedagojik değerleri ve muhtevadaki nitelikleri açısından tartışılıp tahlil edilmesi hayati bir önem arz etmektedir.

Ek olarak şunu da belirtmek isteriz ki, Alican'ın Günlüğü serisinde başkahramanın babası olarak betimlenen isimsiz karakter de baba-çocuk ilişkisi ve iletişimi bağlamında özellikle de babalar ve baba adayları tarafından okunup değerlendirilmesinin çocuklarımızın daha sağlıklı gelişimleri açısından önemli katkılarda bulunacağı kanaatindeyiz. Kentsel yaşamın doğayı ve insan fıtratını olumsuz etkileyen ifsadı karşısında sağlıklı nesillerin gelişmesi, bir bütün olarak hayatın ıslah edilerek fıtratla uyum temelinde daha yaşanılabilir bir dünyanın inşa edilmesi için kendine, hemcinslerine, yaratıcıya ve doğaya karşı duyarlı ve barışık bir düşünsel donanım ve ilişkiler dünyasının elbirliğiyle kurulması kendimizin ve çocuklarımızın geleceği açısından hayati öneme haiz bir sorumluluktur. Dolayısıyla öncelikle şahsiyette ve şahsiyet oluşumunun en önemli ve öncelikli alanı olan aile ortamından başlaması gereken bu ameliyeye İslam irtibatlı çocuk edebiyatının katkıları hiç şüphesiz ki azımsanmayacak büyüklüktedir.

Nehir Aydın Gökduman'ın yüzü hayata dönük öyküleriyle bu alandaki katkılarını sürdürmesi dileğimizle…

Haşim Ay / Haksöz-Haber

HABERE YORUM KAT

6 Yorum