1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Çağrı Der'de "Düşünmek Farzdır" Semineri
Çağrı Derde Düşünmek Farzdır Semineri

Çağrı Der'de "Düşünmek Farzdır" Semineri

Zonguldak Çağrı Der'de M. Önal Mengüşoğlu tarafından "Düşünmek Farzdır" konulu bir sunum gerçekleştirildi.

A+A-

Çok geniş bir yelpazede, genel bir çerçeve dâhilinde ‘düşünme, akletme’ mesajları temalı bir sunum gerçekleştiren M. Önal Mengüşoğlu; ‘akletmenin merkezi olarak kalbe atıfla, emanete verilemeyecek yegâne olgunun düşünme melekesi olduğunu; insanların bu meleke ile ‘tab edilmiş, tabiata dâhil kılınmış, kaderi belirlenmiş eşya’dan/varlıklardan’ ayrıldığını; insanın amellerinin yaratıcısı olduğunu; Kur’anın ana temalarından biri olarak düşünmenin, akletmenin başlarda geldiğini, en az altı ayette bir bu konuya dikkatlerin çekildiğini; Kur’anda geçen düşünme eksenli kelime ve kavramların içeriklerine de değinerek, her şeyin azından bahsedilmekle beraber,  ‘Ne kadar az düşünüyorsunuz!’ denilerek burada çoğa vurgu yapıldığını; pirincin içindeki yabancı taşları ayırma esnasındaki faaliyetten sonra oluşacak eminliğin, güvenin ‘iman’ olarak zikredilebileceğini; her insan biricik iken onun tek tipleştirilmeye çalışıldığını ve burada siyasilerin, akla ipotek koyanların, aşk kavramı ile kitleleri uyutanların sorumlu olduklarını; hadis metinleri yerine ‘siret’ metinleri okunmasını tavsiye ettiğini; hadis uydurulmasında düşünce melekesinin devre dışı kalışını, mesela ‘tercüme sırasında ‘İstişare ettim!’ ifadesinin ‘İstihareye yattım!’ şeklinde çevrilerek bir nevi ortam hazırlandığını belirterek, dikkatleri Kur’an eksenli düşünmeye çekerek sunumunu sürdürdü.

Konuşmasını farklı anekdotlarla açan Mengüşoğlu;

-Zonguldak adını Bursa’ya gelen Ömer Tozkoparan ismiyle tanıdığını (Kardeşimize Allah’ın rahmetini diliyoruz!), o ana kadar olumsuz bir izlenim içinde olunduğunu, ‘Demek ki Zonguldak’ta da Müslümanlar varmış!’ diyerek, düşüncelerinin olumlandığını belirtip bir anı tazelemesinde bulundu.

-Bayanlara hitaben/yönelerek; ‘Sizler de aynı mükellefiyetleri taşıyorsunuz, aynı bilinç ve kararlılık içinde yürümelisiniz!’ mealinde önem atfeden bir bildirimde bulundu.

-Malatya ekolünün usulüne dair paylaşımlarla ‘Hiç fikri, bilgisi olmayanların dahi, seçilen konu üzerinde söz alıp ‘Bu konuda bir bilgim yok!’ deme cesareti gösterip eğitime tabi tutulduğunu ekledi.

-Cevdet Said, Malik bin Nebi ve Aliya İzzet Begoviç örneklerine hassaten dikkatleri çekti. Cemil Meriç örneği ile ‘akıl ve duygu’ ikilemi şeklinde bir batı, doğu analizi yapılmasının ne kadar yanlış bir durum olduğuna vurgu yaptı.

-Anna Masala örneği ile batılı müsteşriklerin, kasten bizleri geçmişimizle överek, bugünlere ulaşmamıza mani olmaları kem niyetini dikkatlere sundu.

-‘İmamını tanımadan ölen cahiliye ölümü üzre ölür!’, ‘Dilini burnuna değdiren cennete girer!’ ve ‘Cenin kırk günlük iken iki melek gelir; said mi, bedbaht mı olacağı yazılır!’ hadis denen sözlerin kendi yaşadığı örneklerden ve kıssa kabili temsillerden hareketle kritiğini yaptı.

-Necip Fazılın şiirinden örnekle, bir muhakeme denemesi akabinde, bu melekenin faal tutulması gereğine işaret etti.

-Bir Hıristiyan’ın ikonsuz, sembolsüz, ibadet mekansız bu işi gerçekleştiremeyeceğini ve fakat bizler için yeryüzünün ibadet alanı ve her salih eylemin bir ibadet içeriğinin söz konusu olduğunu açıkladı.

-Pirincin içindeki sırayla sarı, siyah taşların ayrılarak, daha yoğun bir faaliyetin beyaz taşları ayıklayarak gerçekleştirildiğini, işte bunun düşünme ameliyesine denk geldiğini ve bu esnada bir sorumluluk tahakkuk etmeyip asıl imanın, işte bu son noktadaki eminlik, güven aşaması olacağı üzerinde durdu!

-Roden’in ‘düşünen adam’ heykelinin başka ülkelerde üniversite alanlara dikilirken, bizde bir akıl hastanesinin önüne dikilmesi arasındaki tenakuza ve bir hayvan barınağı açılırken hayvan kesilmesine sadece bizde rastlanmasına vurgu yaptı.

-Kur’anın ölülere okunan kitap haline gelmesi benzeri, kullanılsın için verilen aklın ancak %15’inin kullanılıp bir de hesap günü ‘Ne getirdin?’ sorusuna, en sonunda ‘’Verdiğiniz aklı, bozmadan, aynen koruyarak(!), ambalajında geri getirdim!’ durumuna, ironi ile açılım getirdi.

-Fıkhın insanı daraltmak, sınırlandırmak işlevi gördüğünü, taklit konusunun aşılmak için hassasiyet istediğini; asl olanın ise ‘ibahe/mübahlık’ olduğunu, içtihadın ‘yol açmak, çıkış göstermek’ olarak düşünülmesi gerektiğini; İslam dışı tüm paradigmaların yasaklar üzerinden meşruiyet aradıklarını; Arapça yaratma içerikli çok farklı ifadeler kullanılmasına rağmen bunların Türkçe’de sadece ‘yaratmak’ olarak karşılanmasının anlam daralmalarına sebep olduğuna ve ‘İnsanın fillerinin yaratıcı olması’ hususuna engel teşkil ettiğine özellikle vurgu yaptı.

-‘Aşk’ kavramının bizim kaynaklarımızda asla yer almadığını, halasının yaşadığı ‘leylek aşkı’ örneği ile çok beliğ bir şekilde açıklayarak, ‘muhabbet ve meveddet’ kavramlarına vurgu yaptı.

İlgi ve dikkatle takip edilen program, dinleyicilerin sorularına verilen cevaplar akabinde, teşekkürlerin sunulması ve kitaplarının imzalandığı bölümle sona erdirildi.

Haksöz Haber

cagri_der.jpg

cagri_der2.jpg

 

HABERE YORUM KAT

1 Yorum