Zenginlik psikolojisi: Kişisel finans konusunda İslami bir bakış açısı -1

Zenginlik psikolojisi: Kişisel finans konusunda İslami bir bakış açısı -1

​​​​​​​İslami bir çerçeve içinde, paranın nasıl harcanması, yatırılması ve biriktirilmesi gerektiği konusunda daha fazla bilgi edinmeli ve İslam’ın toplumsal ve bireysel zenginliğe nasıl baktığını öğrenmeliyiz.

Dr. Osman Umarji / Yaqeen Institute
Çeviri: Barış Hoyraz – Haksöz Haber


1. Bölüm

Giriş

“Gerçekten de her milletin bir imtihanı vardır ve benim milletimin imtihanı ise servettir.”1

Hz. Muhammed ﷺ

Psikoloji ve iktisat bilim dallarının ortaya çıkmasından ve bunların “davranışsal iktisat” olarak bilinen birleşiminden çok önce, Kur’an ve Sünnet, toplumu iyileştirmeyi ve ekonomik davranışı etkileyen psikolojik mekanizmaları açıklamayı amaçlayan ekonomik ilkeleri ortaya koymuştu. İslam kaynakları, insanların “Homo economicus” olmadığını, yani memnuniyetlerini en üst düzeye çıkarmak için sınırsız bir rasyonaliteyle tamamen rasyonel ekonomik kararlar almadıklarını anlamıştı. Aksine, insan, optimal olmayan seçimler yapmaya yol açan önyargılara meyillidir. Son birkaç on yılda, davranışsal ekonomi ve bilişsel psikoloji, bu önyargıları ve ekonomik seçimleri, özellikle de risk ve belirsizlik içeren kararları etkileyen bilişsel ve duygusal süreçleri belirlemeye çalışmıştır. Bu makale, hayırsever bir zihniyetin aşılanmasına ve optimal karar verme sürecine vurgu yaparak, servet psikolojisiyle ilgili İslami ilkelere ışık tutmayı amaçlamaktadır. Homo economicus’u tartışmak yerine, İslam’ın nasıl bir Homo İslamicus, yani İslam’ın ahlaki ilkelerine uygun olarak düşünen ve davranan Müslüman ekonomik aktörü aşılamaya çalıştığına odaklanıyoruz.2

İslam, bireylerin ve toplumların manevi ve ekonomik ihtiyaçlarını bütünsel bir yaklaşımla ele alır. İslam hukukunun en önemli amaçları arasında toplumun servetinin korunması ve geliştirilmesi yer alır. Ayrıca, ibadetin ekonomik bir direği olan zekât yükümlülüğü, servet ile ibadetin birbirinden ayrılamayacağını vurgular. Dahası, çok sayıda hadis ve Kur’an ayeti, servetin nasıl kazanılması, harcanması ve değerlendirilmesi gerektiğini ele alır. Servetin elde edilmesi konusunda, Hz. Muhammed’in ﷺ şöyle dediği rivayet edilir: “Helal servet aramak her Müslümanın bir yükümlülüğüdür.”3 Ayrıca şunu da ifade etmiştir: “İnsanın parasını helal ya da haram yoldan nasıl kazandığına aldırış etmeyeceği bir zaman gelecek.”4 Servetin yatırımı konusunda ise Ömer ibn Hattab şöyle öğüt vermiştir: “Yetimlerin malını, zekâtla erimemesi için verin.”5 Servetin harcanması konusunda ise Peygamberimiz ﷺ şöyle buyurmuştur: “Allah, servetinizi israf etmenizi, gereksiz sorular sormanızı ve dedikoduyu yaymanızdan hoşlanmaz.”6 Dolayısıyla, Sünnet’e şöyle bir göz atmak bile, Peygamberimiz’in ﷺ mali meselelere büyük önem verdiğini açıkça ortaya koymaktadır. Ancak, mali rehberliğin kapsamı, caiz ve caiz olmayan işlemlerle ilgili hukuki talimatlarla sınırlı kalmamıştır. Aksine, Kur’an ve Sünnet, uygun ekonomik seçimler yapabilmenin ön koşulu olan servet psikolojisine büyük ölçüde odaklanmıştır. Buna ek olarak, servetin psikolojisine odaklanarak ve temel ekonomik kavramları yeniden çerçevelendirerek, İslami rehberlik, servetle ilgili ve yetersiz, hatta çoğu zaman zararlı ekonomik seçimlere yol açan bilişsel ve manevi önyargıları düzeltmeyi amaçlamaktadır. Ancak, servet konusundaki İslami bakış açısına geçmeden önce, günümüzde toplumumuzu domine eden ekonomik kültürü anlamamız gerekmektedir.

Neoklasik iktisat ile İslami psiko-ekonominin uyumsuzluğu

Neoklasik iktisat, 19. yüzyılın sonlarından bu yana egemen olan ekonomik dünya görüşüdür ve modern kapitalizmin bel kemiğini oluşturur.7,8 Bu akım, mal ve hizmetlerin üretimi, fiyatlandırılması ve tüketiminin ardındaki temel itici güçler olarak genel anlamda arz ve talebe odaklanan bir iktisadi felsefe olarak tanımlanabilir.9 Daha da önemlisi, neoklasik iktisat metodolojik açıdan bireyciliktir; ekonomik davranışın kişisel çıkar tarafından yönlendirildiğini varsayar ve genellikle başkalarının çıkarlarını göz ardı eder.10 Ekonomik bireycilik, bireyin üstünlüğüne ve bunun bir sonucu olarak özel mülkiyetin dokunulmazlığı ilkesine dayanır. Bu temel ekonomik değerler, John Locke, Adam Smith ve diğer iktisat felsefecilerinden türetilmiştir. Locke, mülkiyet hakkının kişinin kendisine ait olması ilkesine dayandığını savunmuştur; her birey kendisine ait olduğu için, her bireyin kendi emeği üzerinde doğal bir hakkı vardır ve dolayısıyla bu emek karşılığında elde ettiği veya ürettiği mülkiyet üzerinde de hakkı vardır. Smith ise, bir kişinin mutluluğunu en üst düzeye çıkarmanın en iyi yolunun, kişinin kendi çıkarları doğrultusunda özgürce hareket etmesine izin vermek olduğunu öne sürmüştür.11 Neoklasik iktisadın temelinde yatan temel inanç, hedonik psikolojidir;12 en etkili neoklasik düşünürlerden biri olan William Stanley Jevons’un da belirttiği gibi: “Zevk ve acı, şüphesiz İktisat Hesaplamasının nihai nesneleridir. İhtiyaçlarımızı en az çabayla en üst düzeyde karşılamak… başka bir deyişle, zevki en üst düzeye çıkarmak, İktisat’ın sorunudur.”13 Ayrıca, Jevons, “[herhangi bir maldan kaynaklanan] faydanın, bir kişinin mutluluğuna sağlanan artışla ölçülen, hatta aslında onunla özdeş olan bir şey olarak değerlendirilmesi gerektiğini” kavramsallaştırmıştır.14 Neoklasik servet felsefesinde bir sorun var mıdır? Bu felsefe, gerçekliği yansıtıyor mu ve İslami değerlerle uyumlu mu?

Neoklasik iktisat, insanların şu üç gerçekçi olmayan varsayıma sahip olduğu düşüncesine dayanır:

(1) sınırsız rasyonalite;

(2) sınırsız irade gücü;

(3) sınırsız bencillik.

Herbert Simon ve davranışsal iktisatçılar da dâhil olmak üzere karar verme bilimlerinin önde gelen seküler liderlerinin çoğu, bu varsayımlara oldukça eleştirel yaklaşmışlardır; insanlığın “sınırlı rasyonalite” ile kararlar aldığını, özdenetim eksikliği nedeniyle sıklıkla hatalı kararlar verdiğini ve çoğu zaman özverili kararlar aldığını savunmuşlardır.15

Toplu olarak bakıldığında, neoklasik iktisadın temelini oluşturan ilkeler ve varsayımlar, İslam psikoiiktisadı ile önemli ölçüde farklıdır ve ona zıttır. “Psikoekonomi” terimini, bir Müslümanın ekonomik zihniyetinin temelini oluşturan psiko-ruhani rehberliği vurgulamak için kullanıyorum. İlk olarak, İslami psikoekonomi perspektifinden bakıldığında, ihtiyaç ve isteklerin karşılanması ya da bedensel zevkin maksimize edilmesi, ekonomik faaliyeti yönlendiren nihai hedef olamaz. Zevkin maksimize edilmesini ekonomik faaliyeti yönlendiren nihai hedef olarak kabul etsek bile, o zaman zevki, Allah’ı hoşnut eden şey olarak yeniden tanımlamamız gerekir. İkincisi, İslam’da “kendine ait olma” kavramı tamamen farklıdır; zira ruhlarımız ve dolayısıyla malımız Allah’a aittir. Allah, Tevbe Suresi’nde şöyle buyurur: “Şüphesiz Allah, müminlerden cennet karşılığında canlarını ve mallarını satın almıştır….”17 Üçüncüsü, ekonomik bireycilik, İslam’ın kamu refahı ve toplumsal haklar kavramlarından çok uzaktır.18

Zekâtın, başkalarına servetimizin bir kısmı üzerinde hak tanıması ve sadaka vermemekten kaçınmanın iyi sayılması ve yıkımımıza yol açması, İslam ile ekonomik bireycilik arasındaki uyumluluğu ortadan kaldırmaktadır. Allah, Bakara Suresi’nde şöyle buyurur: “Allah yolunda harcayın ve kendi ellerinizle kendinizi helake atmayın. İyilik yapın; şüphesiz Allah, iyilik edenleri sever.”19

Böylelikle, Kur’an ve Sünnet’i ayrıntılı bir şekilde inceleyerek, mali zihniyet ve davranışları en iyi hale getiren psiko-ruhani temelleri ortaya çıkarabilir ve bunların değerini kavrayabiliriz. Bu makalenin geri kalan kısmında, psiko-ekonomik açıdan sağlıklı bir zihniyet kazandıran seçilmiş İslami mikroekonomik ilkeler ele alınmaktadır. Bu ilkelerin, içsel tatmini teşvik etmeyi, hayırsever davranışları motive etmeyi ve Allah bilincine ulaşmayı amaçladığını savunuyorum. İslam psikoeonomisinin bütüncül doğası, kişinin kendisiyle, yaratılmışlarla ve Yaratıcı ile olan ilişkisini düzenlemeye yardımcı olur. Neoklasik iktisat tarafından entelektüel olarak desteklenen kapitalizm, kamusal söylemi domine eden ekonomik dünya görüşü olduğundan, Müslümanları servet konusunda İslami bir dünya görüşüne yöneltme ihtiyacı, kişisel ve toplumsal refah için hayati önem taşımaktadır.20

Devam Edecek >>>


Dipnotlar:

1. Jāmiʿ al-Tirmidhī, no. 2336.

2. Murat Çokgezen, “Gerçek Hayatta İslam Ekonomisi: Müslümanlar Diğerlerinden Daha Fazla Bağış Yapıyor mu?”, 2016.

3. Ṭabarānī, al-Muʿjam al-kabīr, no. 9993.

4. Ṣaḥīḥ al-Bukhārī, no. 2059.

5. Mālik, Muwaṭṭaʾ, no. 592.

6. Musnad al-Bazzār, no. 8463.

7. John F. Henry, The Making of Neoclassical Economics (Milton Park: Routledge, 2012).

8. Chandana Ghosh ve Ambar Nath Ghosh, An Introduction to Economics (Singapur: Springer, 2019).

9. Lara Boerger ve Exploring Economics Ekibi, “Neoklasik İktisat,” 18 Aralık 2016, https://www.exploring-economics.org/en/orientation/neoclassical-economics/.

10. John B. Davis, “Bireycilik,” The Elgar Companion to Classical Economics içinde, der. Heinz Kurz ve Neri Salvadori (Cheltenham: Edward Elgar Publishing, 1998), 405–10.

11. Marjorie E. Kornhauser, “Paranın Ahlakı: Zenginlik ve Gelir Vergisine Yönelik Amerikan Tutumları,” Indiana Law Journal 70, no. 1 (1994): 119.

12. Erik Angner ve George Loewenstein, “Davranışsal İktisat,” Bilim Felsefesi El Kitabı: İktisat Felsefesi (2007): 641–90.

13. Williams Stanley Jevons, Politik İktisat Teorisi (Londra: Macmillan, 1879).

14. Jevons.

15. Herbert A. Simon, “Rasyonel Seçimin Davranışsal Modeli,” The Quarterly Journal of Economics 69, no. 1 (1955): 99–118.

16. Sendhil Mullainathan ve Richard H. Thaler, Davranışsal İktisat, Ulusal İktisat Araştırmaları Bürosu, makale no. w7948, 2000.

17. Kur’an 9:111.

18. Mohammed Borhandden Musah, “Eğitimde Hesap Verebilirlik ve İnovasyon Arasındaki Dengeyi Sağlamada Bireycilik ve Kolektivizm Kültürü: İslami Bir Bakış Açısı,” OIDA International Journal of Sustainable Development 2, no. 8 (2011): 69–76.

19. Kur’an 2:195.

20. “Neoklasik iktisat, kapitalizmin erdemlerini övmekte ve kapitalistlerin üretilen mal ve hizmetler üzerindeki hâkimiyetini artırmasına yardımcı olacak politikalar önermektedir. Daha açık bir ifadeyle, kapitalist bir toplumun kendi haline bırakıldığında, tüm işçilerin tam istihdamını ve tüm üretim birimlerinin (yani mal ve hizmet üreten kuruluşların) üretim kapasitelerinin tam olarak kullanılmasını otomatik olarak sağlayacağını göstermektedir. Ekonomide bu kuruluşlara ‘firmalar’ denir). Ayrıca, kapitalist bir ekonominin kendi başına tüm farklı mal ve hizmetleri optimal miktarlarda üreteceğini ve üretilen mal ve hizmetleri insanlar arasında optimal bir şekilde dağıtacağını da gösterir. Dolayısıyla, serbest piyasa ya da laissez-faire politikasını önerir. Bu politika kapsamında, devlet bireylerin ve firmaların ekonomik faaliyetlerine müdahale etmemeli ve kapitalist ekonominin kendi kendine işleyişine izin vermelidir.” Bkz. Ghosh ve Ghosh, Introduction to Economics.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir