1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Yapay zekâ çağında insan tasfiye mi ediliyor?
Yapay zekâ çağında insan tasfiye mi ediliyor?

Yapay zekâ çağında insan tasfiye mi ediliyor?

Nihal Bengisu Karaca, teknoloji elitlerinin yapay zekâ üzerinden insanı ikinci plana iten yeni bir iktidar düzeni kurmaya yöneldiğini ifade ediyor.

16 Mayıs 2026 Cumartesi 15:55A+A-

Nihal Bengisu Karaca / Habertürk

Teknolojik elitlerin sessiz darbesi: İnsanlığı "Eski Model" ilan etmek

Bir Instagram reeli var. Birkaç dakika. Ama içinde on yılı, belki de bir çağı özetleyen bir şey var.

Farklı röportajlardan kesilip birleştirilmiş altyazılarla Peter Thiel. Sam Altman. Alex Karp. Shlomo Kramer.

Hepsi ayrı ekranlarda, ayrı zamanlarda konuşuyor. Ama yan yana gelince ortaya çıkan şey tek bir ses. Tek bir proje. Adı konmamış, oylanmamış, onaylanmamış bir “iktidar transferi”.

THİEL: “TEKNOLOJİ SİYASETİN ALTERNATİFİDİR”

Başlayalım Thiel’den. Yıl 2010. Libertopia konferansı. PayPal’ı neden kurduğunu anlatıyor: “Seçimi hiçbir zaman kazanamazdık — çok küçük bir azınlıktık. Ama belki insanları ikna etmek, yalvarmak, asla razı olmayacak kitlelerle boğuşmak zorunda kalmadan, teknolojiyle dünyayı tek taraflı değiştirebilirdiniz. İşte bu yüzden teknoloji, siyasetin inanılmaz bir alternatifi.” Bunu 2010’da söylüyor. Bunu söylerken PayPal’ı çoktan eBay’e satmış, Palantir’i kurmuş, Facebook’a ilk dış yatırımı yapmış. Meyvelerini sayıp coşuyor.

"İNSAN IRKI HAYATTA KALMALI MI?" SORUSUNUN CEVABINI VERİRKEN ZORLANIYORLAR

Aradan on beş yıl geçiyor. Haziran 2025. New York Times’ın Ross Douthat’ı, Thiel’e yapay zekâ ve transhumanism konuşurken sıradan görünen bir soru yöneltiyor: “İnsan ırkının devam etmesini tercih edersiniz, değil mi?”

Thiel cevap vermiyor. Douthat devam ediyor: “Tereddüt ediyorsunuz…”

Thiel yine konuşmuyor.

Douthat’ın sesi değişiyor: “Bu uzun bir tereddüt.”

Nihayet: “Bilmiyorum, ben… ben…”

Moderatör bir kez daha: “İnsan ırkı hayatta kalmalı mı?” Thiel: “Evet.” O kısa, geç, isteksiz “evet”, her şeyi söylüyor. Daha doğrusu, söylemediği her şey söylüyor.

ALEX KARP VE BOL İDRARLI ‘DAHİYANE’ HAYALİ

Karp sahneye giriyor. Ocak 2025, New York, kitap tanıtım etkinliği. Palantir CEO’su Alex Karp, kendisini ve şirketini değersiz bulan Wall Street analistlerini anlatıyor. Aklındaki alt amacı şöyle tarif ediyor: “Bir drone alıp, bizi batırmaya çalışan analistlerin üzerine hafif fentanyl’lı idrar püskürtme fikrini çok seviyorum.” Bunu şaka olarak anlıyorlar. Belki şaka.

Ama Karp’ın üst amacı şaka değil: “Bu ulusun dünyanın önde gelen gücü olmasını sağlamak.”

Nisan 2026’da Palantir, Karp’ın The Technological Republic kitabından derlenen 22 maddelik bir manifestoyu şirketin X hesabından yayınladı.

32 milyon görüntüleme.

Viyana Üniversitesi’nden filozof Mark Coeckelbergh tek kelimeyle tarif etti: “Teknofaşizm.”

Eski Yunanistan Maliye Bakanı Yanis Varoufakis ise bir satırla geçiştirdi: “Eğer kötülük tweet atsaydı, bu içeriği paylaşırdı.” Fentanyl esprisini güldürücü bulanlar, üst amacı atlamış demektir.

Manifesto Thiel'ın yıllar önce yanıtlayamadığı, duraksadığı sorunun cevabını veriyordu özünde. Palantir'in ağzından ve ortağı Karp'ın kelimeleriyle. Yolculuğun döngüsü çoktan tamamlanmıştı.

ÇOCUĞUNU AI'DEN AŞAĞI KONUMLAMAK

Altman’a sıra geliyor. Gelmez mi?

Ekim 2025, Dubai, GITEX fuarı. Moderatör Altman’ın kendi daha önceki sözlerini hatırlatıyor. Altman gülümsüyor: “2025’te doğan bir çocuğum var. Yapay zekâdan daha zeki olacağını düşünmüyorum. Ama bunun mutluluğuna ya da tatmine engel olacağını da düşünmüyorum.”

Gülümseme hâlâ orada. Çocuğunu ontolojik olarak daha alt bir katmana yerleştiriyor ve bu onu rahatsız etmiyor.

Hayır, daha kötüsü, rahatlatıyor. Çünkü Altman için mesele çocuğun mutluluğu değil. Mesele “zekanın elektrik gibi satılacağı” bir dünyanın altyapısını kurmak. OpenAI bunun fabrikası. Çocuğu ise o dünyanın ilk müşterisi, şükretsin...

"SOSYAL MEDYADAKİ ÖZGÜNLÜĞÜ DENETLEMELİYİZ!"

Ve son olarak bir isim geliyor reelden, daha az tanınan ama daha az tehlikeli olmayan: Shlomo Kramer. Cato Networks CEO’su, İsrailli siber güvenlik milyarderi, geçmişi İsrail Savunma Kuvvetleri’nin 8200 istihbarat birimi. Ocak 2026, CNBC. “Biliyorum duymak zor, ama Birinci Değişiklik Maddesi’ni korumak için onu sınırlamanın zamanı geldi.” Açıklamasını netleştiriyor: “Tüm sosyal platformları kontrol etmemiz gerekiyor. Çevrimiçi kendini ifade eden her kişinin özgünlüğünü sıralamalı ve bu sıralamaya göre söylediklerini denetlemeliyiz.”

Kimin denetleyeceğini sormayalım bile.

Bu dört adamı bir araya getiren şey ne? İdeoloji değil tam olarak. Yöntem. Motivasyon.

HUXLEY’İN DİSTOPYASINI YENİ AMERİKAN RÜYASI OLARAK PAZARLAMAK

Hepsinin ortak paydası şu: Demokrasiyi atlamak, insanları ikna etme zahmetine katlanmamak, “asla razı olmayacak kitlelerle” uğraşmayı reddetmek. Thiel bunu 2010’da açıkça söyledi. Ortağı Karp bunu askeri kontratlarla ve hem hükümetlere hem toplumlara ayar veren manifestolarla somutlaştırdı. Altman bunu zekâ altyapısını tekelleştirerek yapıyor. Kramer ise geriye kalan son kapıyı, ifade özgürlüğünü, kapatmayı öneriyor.

Ocak 2026’da Davos’ta Musk, "robotlar o kadar çoğalacak ki, tüm insan ihtiyaçlarını öylesine doyuracaklar ki, insanlar “bir noktada robottan ne isteyeceğini bile düşünemez hale gelecek.” Dedi. Larry Fink soruyor: “Peki bu senaryoda insanın amacı ne olacak?” Musk bir an düşünüyor. Cevabı şu: “Hiçbir şey mükemmel değil.”

Aldous Huxley "Cesur Yeni Dünya'da bunu distopya diye yazdı. Onun dünyasında insanlar kategorize edilmiş, izole edilmiş ve bir özgün istem geliştiremeyecek kadar çok tatmin edilip sistemin zincirsiz kölesi yapılmışlardı.

Elon Musk aynısını kusursuz bolluk programı diye pazarladı.

İşin kötü tarafı Musk’ın neşeyle savunduğu insanı mutlu maymuna dönüştürme stratejisi, insanı mevcut halde bile yetersiz gören Thiel’i ve Yapay Zeka’ya tapan ve insanının da bu yeni hakikate teslim olmaktan başka şansı olmadığını düşünen Sam Altman’ın kafasında tek bir yere varacaktır: İnsan eski modeldir, ya androide dönüşmeli ya da tasfiye edilmelidir.

Bu, çocuksu bir ütopya/ distopya değil; planlı bir güç transferi.

Soru şu: Biz bu oyunda nereye yerleştirileceğiz? Ve hâlâ seçim şansımız var mı?

Oylanmadan, sorulmadan, onaylanmadan alınan bu kararları kim geri alacak?

HABERE YORUM KAT