1. HABERLER

  2. ÇEVİRİ

  3. Şirin Ebu Akleh'ten Emel Halil'e, katil aynı kişi
Şirin Ebu Akleh'ten Emel Halil'e, katil aynı kişi

Şirin Ebu Akleh'ten Emel Halil'e, katil aynı kişi

Bugün 4 yıl önce, Şirin Ebu Akleh bir İsrail askeri tarafından öldürüldü. O günden bu yana İsrail, Gazze ve Lübnan'da 275'ten fazla gazeteciyi öldürdü. Şirin'in katilinin serbest kalmasına göz yuman dünya, tüm bunların yaşanmasına zemin hazırladı.

16 Mayıs 2026 Cumartesi 14:13A+A-

Shatha Hanaysha’nın Mondoweiss’de yayınlanan yazısını Barış HoyrazHaksöz Haber için tercüme etti.


Hâlâ ağacın altındayım. Yanımda Şirin ve Gazze ile Lübnan’dan gelen yüzlerce gazeteci var; birbirlerinin ellerini tutmuş, işgal canavarından kurtulmaya çalışıyoruz.

Emel Halil'in Lübnan'ın güneyinde öldürüldüğü gün — İsrail'in Bint Jbeil'e yönelik saldırılarını haber yaparken bir binada mahsur kalan Emel Halil, Lübnan ordusuna ve Kızıl Haç'a kendisi ve meslektaşı Zeyneb Faraj'ı tahliye etmeleri için çağrıda bulunmuştu — kendimi Şirin'le birlikte o ağacın altında, etrafımızı saran kurşunların arasında buldum.

Bugün dört yıl önce, bir İsrail askerinin ateşlediği kurşun Şirin Ebu Akleh’in başına isabet etti ve onu öldürdü. O gün, İsrail işgalinin gazetecilere karşı yürüttüğü savaş tüm dünyanın gözü önüne serildi.

Ancak o günden bu yana, bu bölgedeki gazeteciler için hayat her geçen gün daha da zorlaştı. İşgalin suçları durmadı. Katiller hiçbir zaman hesap vermedi. Ve uluslararası hukuk, işgalin yeniden öldürmesini engelleyemedi.

İnsanlar bana bu dört yılın ardından nasıl olduğumu soruyor. Onlara, Şirin'in öldürülmesinden bu yana Gazze ve Lübnan'da 275'ten fazla gazetecinin öldürüldüğünü söylüyorum. Eğer dünya İsrail'i o ilk suçtan sorumlu tutmuş olsaydı, bu sayıya ulaşır mıydık?

Bu hesap verme yükümlülüğünün yokluğu, İsrail’in şu anki davranışlarını mümkün kılan şeydir; bu davranışlar o kadar cüretkâr bir hal almıştır ki, İsrail gazetecileri, doktorları ve sağlık görevlilerini öldürdüğünde bunu gururla ve alenen duyurmaktadır. Gazze’de Enes El-Şerif, Hasan Eslayeh ve İsmail el-Ghoul’a, Güney Lübnan’da ise Ali Şuayb, Fatima Ftouni ve kardeşi Muhammed’e de aynı şeyi yaptı. Bu vakaların her birinde ve diğer pek çok vakada, İsrail ordusu, bazen sosyal medyada açıkça, onları öldürmekle tehdit ettikten sonra, hedef alındıklarını doğrulayan resmi açıklamalar yayınladı.

Tüm dünya, kurumları, insan hakları kuruluşları ve uluslararası platformları, Gazze, Batı Şeria ve Lübnan’daki kan dökülmesinden sorumludur. Buna şu anda İsrail hapishanelerinde tutulan gazetecilerin kanı da dâhildir: 44’ten fazla gazeteci, idari gözaltı altında tutulmakta; tecrit, açlık, hastalık ve susuzluk içinde yaşamakta ve serbest bırakılma tarihi belli değildir. Tek suçları gazeteci olmaktır.

Birkaç gün önce, gazeteci Ali el-Samoudi tam bir yıllık idari gözaltının ardından serbest bırakıldı. Ali, Şirin'in öldürüldüğü gün onun yanındaydı ve aynı sabah omzuna isabet eden bir kurşunla yaralanmıştı. Zayıflamış, gözleri çökmüş ve herkesi ağlatacak hikâyelerle dışarı çıktı. Sorgu sırasında kendisine, “Bizi rahatsız ettin, Ali” dediklerini söyledi.

O gün bizimle birlikte olan meslektaşı Mücahid El-Saadi ise hâlâ İsrail'de gözaltında. Sağlığıyla ilgili herhangi bir haber ya da serbest bırakılma tarihi yok.

Bir de Reuters fotoğrafçısı ve arkadaşım Raneen Sawafta var. Nablus dağlarında zeytin hasadını haber yaparken yerleşimcilerin saldırısına uğradı ve mucizevî bir şekilde hayatta kaldı. Ona taş attılar ve sopalarla dövdüler. Hâlâ hastanelerde tedavi görüyor.

Filistin’in en yetkin Arapça editörlerinden biri olan meslektaşım Mücahid Bani Mufleh ise sekiz ay boyunca gözaltında tutuldu. Serbest bırakılmasından dört gün sonra felç geçirdi. Hâlâ hastanede ve durumu kritik. Bir arkadaşım, “Mücahid’in hapishanede neler yaşadığını ve bu hale gelmesini hayal bile edemiyorum” dedi. Mücahid bana, odasında iki tutuklunun öldüğünü söyledi. Bunu duyduktan sonra, sanki ölümün odaya girmesini izlemiş, kokusunu almış ve kendisine ulaşmasını beklemiş gibi hissettim.

Her gün Gazze, Batı Şeria ve Güney Lübnan’daki gazeteciler, eve dönebileceklerini bilmeden evlerinden çıkıyorlar. Her gün hayatta kalma mücadelesi: İsrail uçağından atılan bir füze, İsrailli bir askerin kurşunu, sopayla silahlanmış bir yerleşimci, her şeye saldırıyor.

Ve Şirin’in ölümünden dört yıl sonra, ben hâlâ o ağacın altındayım.

 

* Shatha Hanaysha, işgal altındaki Batı Şeria’nın Cenin kentinde yaşayan Filistinli bir gazetecidir.

HABERE YORUM KAT