
Şayet onlara Rabbinin azabından hafif bir esinti dokunacak olsa, hiç şüphesiz: 'Vay başımıza gelenlere! Gerçekten biz zalim kimselermişiz!' derler. Enbiya/46
Evet her ne zamanki Rabbinin azabından bir nefha, bir esinti onlara dokunsa, hemen cıyak cıyak ötmeye başlarlar. O kadar âciz ki bu insanlar ufacık bir sarsıntı, ufacık bir hastalık, ufacık bir ekonomik kriz bile zalimliklerini itiraflarına yetmektedir.
Bu durum belki Allah’ın insan fıtratına koyduğu ve yerinde kullanıldığı zaman insanın hayrına sebep olabilecek iyi bir özelliktir. Başlarına Allah’tan ufacık bir belâ geldiği zaman, hemen Allah’ı hatırlayıp ya Rabbi yazıklar olsun bize, meğer biz zalimlik etmişiz diyebiliyorlar. Kendi zulümlerini idrak edip kavrayabiliyorlar. İşte Rabbimizin onların fıtratlarına koyduğu bu özellikleri sebebiyle bu insanlar daha büyük belâlarla, daha çetin azaplarla karşı karşıya geldikleri zaman Rablerine kulluğa dönebilirler. Bu onların müslüman olmalarını sağlayabilir.
Gerçekten bakıyoruz her bir dönem peygamber karşısında zalimane davrananların, Allah ve elçileriyle en büyük savaş verenleri bu fıtrî özellikleri sayesinde yavaş yavaş da olsa İslâm’a döndüklerine şâhit oluyoruz.
Eğer Allah’ın rahmeti gereği toplumlara gönderdiği bu belalar, bu azaplar karşısında bağışıklık kazanmış, aldırış etmez hale gelmiş bir toplum içinde insanlardan bazıları çıkıp ta toplumu bu kötü gidişiyle uyarmazsa, onları vahiyle, Allah’ın âyetleriyle, kıyâmetle, azapla uyarmazsa, artık Allah’ın azabı o toplumu top yekun kaplayacaktır.
Gelin ey insanlar, bu uyarılardan ibret alalım da hep birlikte Allah’a yönelelim. Yıllardır kaçtığımız Rabbimize tövbe edelim. Allah’la, Allah’ın Kitabıyla, Allah’ın elçisiyle barışık bir hayatın içine girelim. Günahlarımızdan, zulümlerimizden vazgeçip Rabbimize yalvarıp yakaralım da Rabbimiz bu belâlardan, bu çıkmazlardan, bu bunalımlardan bizi kurtarsın. Demek zorundayız ki daha büyük, daha genel azaplardan bu toplumu, bu zavallı insanları kurtarmış olalım. Değilse Allah korusun böyle bir toplum içinde uyarıcılar da susarsa, genel bir azaptan sonra bunu demenin, Allah’a yalvarıp yakarmanın hiçbir kıymeti kalmayacaktır.
BASAİRUL KUR’AN
Râzî, bu ayetin tefsirinibirkaç ana başlık altında inceler:
1. "Azabın Esintisi" Râzî, ayetteki kelime seçimlerinin inkârcıların içine düştüğü acziyeti vurgulamak için seçildiğini belirtir ve dil bilimsel bir tümdengelim yapar:
"Nefha" (Esinti/Dokunuş): Kelime anlamı olarak rüzgarın en hafif esintisi, kokunun hafifçe yayılması veya bir şeyin çok az bir parçası demektir.
"Hafif Bir Dokunuş": Râzî der ki: Ayette azabın tamamı değil, sadece küçücük bir parçası (nefha) ifade edilmiştir. Üstelik bu kelime "tenvin" (belirsizlik takısı) ile gelerek azabın ne kadar küçük bir cüzü olduğunu pekiştirir.
Sonuç: Eğer azabın en hafif, en küçük esintisi ve kokusu bile onları bu derece perişan edip feryat ettiriyorsa; o azabın tamamı, fırtınası ve kalıcı olanı geldiğinde hallerinin ne kadar dehşet verici olacağını varın siz düşünün. Ayet, azabın azıyla çoğunun şiddetine delil getirmektedir.
2. Râzî, inkârcıların azabı hisseder hissetmez "Vay başımıza gelenlere! Biz gerçekten zalimmişiz" diyerek suçlarını hemen itiraf etmelerini kelamî bir boyutta inceler:
Bu itiraf, isteğe bağlı (ihtiyarî) bir iman veya pişmanlık değildir. Sıkışan ve kaçacak yeri kalmayan insanın çaresizlikten doğan fıtri bir çığlığıdır.
Dünyada peygamberlerle alay eden, ayetleri kibirle reddeden o azgın nefs, azabın kokusunu aldığı an bütün kibrini kaybeder ve kendi kendisine "Biz zalimdik" şehadetinde bulunur.
3. Ayetin Önceki Ayetlerle irtibatı: Râzî bu ayeti, bir önceki ayette geçen "De ki: Ben sizi ancak vahiyle uyarıyorum. Fakat sağırlar uyarıldıkları vakit çağrıyı işitmezler" ifadesine bağlar:
İnkârcılar dünyada ve hakikat karşısında "sağır" kesilirler, uyarılardan etkilenmezler.
Ancak Râzî der ki: Onların bu sağırlığı ve umursamazlığı, azap gelene kadardır. Azaptan küçücük bir esinti geldiğinde kulakları açılır, kalplerindeki gaflet perdesi yırtılır ve gerçeği haykırmak zorunda kalırlar.
Özetle:
Bu ayet, insanoğlunun emniyetteyken ne kadar kibirli ve duyarsız olabileceğini, ancak ilahi azabın en ufak bir sızıntısı karşısında ise ne kadar aciz, zayıf ve hemen teslim olmaya mahkum bir yapıda olduğunu beyan eder. Kibir biter, gerçeğin çıplak itirafı başlar; fakat bu itiraf vakti geçmiş bir itiraftır.
TEFSİRİ KEBİR


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.