1. HABERLER

  2. İSLAM DÜNYASI

  3. TUNUS

  4. Tunus'ta Devrimci-Düsturcu Çatışması
Tunus'ta Devrimci-Düsturcu Çatışması

Tunus'ta Devrimci-Düsturcu Çatışması

Tunus'ta son üç yılda inandırılmak istenen Laik-İslamcı kutuplaşması yerini Devrimci-Düsturcu ayrışmasına bıraktı.

27 Kasım 2014 Perşembe 15:42A+A-

Sinan Özdemir / Dünya Bülteni

Tunus Pazar günü gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçimlerinin birinci turuyla 14 Ocak 2011 tarihinden bu yana sürmekte olan geçiş sürecini Aralık ayında gerçekleşecek ikinci tur seçimleriyle tamamlamaya hazırlanıyor. Nahda'nın Ekim ayında gerçekleşen genel seçimlerde Nidaa Tunis karşısında aldığı sonucu (ikinci sıraya gerilemesini) kabullenmesini "demokrasi yolunda" atılmış önemli bir adım olarak değerlendirilmesi bir yana, 2011 kurucu meclis seçimlerinin ortaya çıkardığı onlarca partiyi tarihin derinliklerine göndermesi siyasi kutuplaşmanın eksenini değiştirdi.

Son üç yılda inandırılmak istenen Laik-İslamcı kutuplaşması yerini Devrimci-Düsturcu ayrışmasına bıraktı (Düsturcu Hareket, Tunus siyasi tarihinde, ilk anayasanın kabulünden (1861) Fransız işgaline (1881), yirmili yıllarda "düsturcu hareketler" çerçevesinde şekillenen hürriyet mücadelesine; 1959’da kabul edilen ikinci anayasadan Burgiba dönemi devrimlerini de içine alacak şekilde uzun bir döneme göndermede bulunuyor). Nidaa Tunis siyasi varlığını düsturcu harekete bağlarken Nahda, Etakol ve Cumhurbaşkanı Marzuki'nin CPR'i 2011 devriminin kazanımlarını korumak adına partilerinin devrimci karakterini öne çıkarmayı tercih ediyorlar.

Nahda, cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday göstermediği gibi ilk turda tarftarlarını serbest bırakarak, Marzuki'ye dolaylı yoldan destek verdiğini düşünmek mümkün. Ganuşi ve Marzuki'nin yolları ilk defa 2011'de kesişmedi. Çok gerilere götürmek mümkün. Devrimden altı yıl önce Tunus dışında faaliyet gösteren hareketlerin tek çatı altında toplanması sürecinde birkaç defa bir araya geldikleri gibi, Marzuki'nin İnsan Hakları Derneği Başkanı olduğu yıllarda Nahda ile yolları kesişmişti. Siyasi vitrine bakıldığında gözden kaçırılmaması gereken vitrini sürgünden, hapishaneden ve sivil hayattan gelenlerin oluşturduğudur. Örneğin, Nahda hükümetlerinin iki başbakanı Bin Ali döneminde idam cezasına çarptırılan isimlerdi. Hayatlarının önemli bir bölümünü hapishanede geçirdikten sonra devrimle tekrar sivil hayata dönenlerin sayısı azımsanmayacak oranda.

Nahda'nın cumhurbaşkanlığı seçimlerine herhangi bir ismi aday göstermemesini yeni anayasayla yetkileri biraz daha kısıtlanan cumhurbaşkanlığına ilgisiz kaldığı veya gelecek haftalarda başlayacak olan hükümet kurma çalışmaları çerçevesinde meclis başkanlığına karşı "tarfasızlığını" siyasi koz olarak elinde bulundurduğu iddialarını bir kenara bırakırsak; Nahda’nın son iki yılda yaşadıklarını göz önüne bulundurduğumuzda ama özellikle Mısır darbesi sonrasında değişen ve dönüşen Tunus'ta yeni bir siyaset dilinin ortaya konulması konusunda yeni yasama dönemini düşünme ve hazırlanma dönemi olarak değerlendirmeye hazırlandığını düşünmek daha doğru olacaktır. Hareket buna benzer bir durumu kuruluş yıllarında faaliyetlerini gizlice sürdürdüğü günlerde yaşadığı gibi (program ve usul konusunda) daha sonra, Bin Ali döneminin ilk yılında, siyasi partiye dönüştüğü zamanda da benzer bir durumla karşılaştı. Devrimin onları hazırlıksız yakaladığını artık onlar da kabul ediyorlar.

Değişen ve dönüşen Tunus sürgünde mücadeleyi sürdürmüş olanlar için anlaşılması güç bir dünyaya göndermede bulunuyor. Nahda'nın 1980'lerde vurguladığı üç temel ilkesinden ödün vermesi beklenmiyorsa da, Tunus'un İslami kimliğine kavuşturulması, dış bağımlılığa ve Batılılaşmaya son verilmesi, ilklerinin daha anlaşılır olması isteniyor. 2000’lerin Tunus'u iktisadi sorunların daha fazla dillendirildiği, nepotizmin yaygınlaştığı, tüketim toplumu olma arzusunun kendi hissettirdiği bir dünyaya göndermede bulunuyor. Uçların bir tarafında sorunlarına çözüm bekleyen milyonlarca genç bulunuyorsa, diğer tarafta Suriye'ye silahlı mücadeleye katılmak için giden binlerce Tunuslu bulunuyor.

Konunun son yirmi yılında eğitim ve öğrenimde görülen geriye gidişle ilintili olduğunu söyleyebiliriz. Burgiba yılları eğitim ve öğrenim yılları olarak tarihe geçerken Bin Ali döneminde en az yatırım yapılan alan oldu. Devrim sonrasında da durum pek değişmedi. Geçen yıl okula başlaya iki milyon öğrencinin 110 bini daha öğrenim yılı bitmeden okulla ilişiğini kesmişti! Okula giden gençlerin yüzde otuzu uyuşturucu tuzağında. Sigara tüketimi erkeklerde yüzde 50, bayanlarda yüzde 10. Fas'la kıyaslandığında alkol tüketimi de 2011'den bu yana artışta. Bira üretiminde yüzde on şarap üretiminde yüzde on beşlik bir artış gözlemleniyor. Rahatsızlıkların yüzde yirmisine depresyon teşhisi konuluyor (Queensland Üniversitesi araştırması).

Seçimlere katılımın yüzde altmışların üstünde olması (yüzde 64,6) olumlu bir gösterge olarak kabul edilse de gençlerin ilgisizliği bütün dillerde. Buna karşın gençler partilerin kendilerine yeterince yer vermediğinden yakınıyorlar. Nidaa Tunis'in başkanı ve cumhurbaşkanı adayının 88 yaşında olması gençleri irrite ediyor. Tunus'ta ortalama işsizlik oranı yüzde 15 iken gençlerde bu sayı yüzde 25-30'lara ulaşıyor. Bu tablo karşısında siyasetin kendilerini ikna edememesi, sorunlarına çözüm bulamaması ilgisizliği artırıyor. Ancak beklenen "çözümler" Bin Ali yıllarından kalma bir alışkanlıkla, zamana yayılan köklü çözümlerden çok, pansuman çözümler olduğunu söylemek gerekiyor.

Büyük fotoğrafa bakıldığında Düsturcu-Devrimci kutuplaşması aslında eski düzenin özlemi içinde -Bin Ali'yi kullanamayacaklarına göre- Burgiba'yı kalkan olarak kullananlarla devrimin kazanımlarını korumaya çalışanların çekişmesine göndermede bulunuyor. Tunus devriminin devlet aygıtını ortadan kaldırmadığı, tek parti idaresini ortadan kaldırılmasından doğan boşluğu çok partili yaşama geçerek doldurduğu unutulmamalı. Bürokrasi, istihbarat, polis gibi medyada da eski rejim taraftarları varlıklarını sürdürüyorlar. Yapılan yayınlara bakarak bir fikir edinilebilir. Bin Ali'nin 1980'lerin sonunda Nahda'yı gözden düşürmek için televizyonu kullandığı gibi, bugün de terör tehdidi vurgusuyla korku salmak suretiyle aynı işi farklı yöntemlerle sürdürmeye çalıştıkları anlaşılıyor. Medyanın seçimlerde Nida Tunis'in yanında yer alması bir yana Cumhurbaşkanı Moncef Marzuki'yi hedef göstererek gerilimi artırması devrimci cephede tedirginliğe sebep oluyor.

Aralık ayında gerçekleşecek ikinci tur seçimlerine kadar gerilimin düşmeyeceği, bilakis artarak devam edeceğini düşünebiliriz. Devrimci cephe cumhurbaşkanlığı seçimleriyle devrimin ikinci perdesine geçileceğine inanırken eski rejim taraftarlarının daha çok güvenlik söylemiyle geleceğe eski söylem ve alışkanlıkları taşıma arzusunda oldukları anlaşılıyor. Bu çerçevede Tunus'un bir Devrimci-Düsturcu çekişmesine/çatışmasına hazırlandığını söylemek mümkün.

HABERE YORUM KAT