
Trump'ın “Kıyamet Vakti” planı suya düştü
Ateşkesin kaderini artık iki faktör belirleyecek: Hürmüz'de neler olacağı ve İsrail'in Lübnan'ı bombalamaya devam edip etmeyeceği.
David Hearst’ün Middle East Eye’da yayınlanan yazısı, Haksöz Haber için tercüme edilmiştir.
ABD Başkanı Donald Trump az önce dünyaya anlaşma yapma sanatında ustalık dersi verdi. Bir an kıyameti koparacağını söyleyip, bir an sonra düşmanın temel taleplerine boyun eğdi. Bu, diplomasi ders kitaplarına geçmeli.
İranlıların bugün sokaklara çıkıp bayraklarını sallamak için haklı nedenleri var. İran, etkileyici bir stratejik zaferler listesi oluşturmuş olarak iki haftalık müzakerelere giriyor.
Bu, ateşkes planındaki 10 maddenin nasıl tanımlandığından bağımsızdır. Trump bunları görüşmeler için “uygulanabilir bir temel” olarak nitelendirdi. İran ve Pakistan ise bunları sadece iki haftalık bir ateşkes için garanti olarak tanımladı.
Bu şartlar altında İran uranyum zenginleştirmeye devam edecek. Yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu teslim etmeyi kabul etmiş olsa bile, bu büyük bir taviz değildir; bu, ABD ve İsrail saldırmadan önce Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi'nin arabuluculuğunda yapılan müzakerelerde İran'ın sunduğu şeydir.
İran, Hürmüz Boğazı'nı kontrol etmeye devam edecek ve ateşkes süresince sınırlı sayıda geminin geçişine izin verecektir. Ayrıca Umman ile birlikte transit ücretlerini almaya devam edecektir.
Trump, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin, “İran Silahlı Kuvvetleri ile koordinasyon içinde” Hürmüz Boğazı’ndan iki hafta boyunca güvenli geçişin mümkün olacağını belirttiği açıklamasını retweet etti. Bu, boğazın yeniden açılmasının, Washington’un İran’ın boğaz üzerindeki yetkisini tanımasıyla mümkün olacağı anlamına geliyor.
Ancak hepsi bu kadar değil. İran ile barışın bedeli, İran'a bir daha saldırmama konusunda bağlayıcı bir taahhüt, hem birincil hem de ikincil tüm yaptırımların kaldırılması ve savaş hasarlarının tazmin edilmesidir.
10 maddenin içinde, İran'ın tüm ABD savaş güçlerinin bölgeden çekilmesi talebi en spekülatif olanıdır. ABD güçlerinin Irak'tan çekilmesi, Bağdat'taki ard arda gelen başbakanlar tarafından on yılın büyük bir bölümünde talep edildi, ancak bu halen gerçekleşmedi.
Netanyahu kaybediyor
Önümüzdeki iki hafta boyunca İslamabad’da ne olursa olsun, Trump’ın ABD ve İsrail’in yoğun hava saldırıları kampanyasının altını oyduğu gerçeği, onu bu savaşa sürükleyen kişi olan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun otoritesine büyük bir darbe vuruyor.
Gazze'deki soykırım kampanyası, İsrail'in Avrupa üzerindeki ahlaki otoritesinin sonunu getirdiyse, İran'a karşı savaş da İsrail'in Washington'un Orta Doğu'daki politika belirleme üzerindeki tekelinde aynı etkiyi yaratabilir. Artık Washington'da meseleler sadece İsrail'in bakış açısıyla değerlendirilmeyecek.
11 Şubat'ta, yabancı liderlerle yapılan toplantılar için nadiren kullanılan Beyaz Saray'ın durum odasında Netanyahu'nun Trump'a bir saatten fazla süren sunumunda yaptığı tüm tahminler yanlış çıktı.
İran’ın balistik füze programının birkaç hafta içinde yok edilebileceği iddiası: İran, balistik füze atışlarına altıncı haftaya kadar devam etti.
Rejimin o kadar zayıflayacağı ve Hürmüz Boğazı'nı kapatamayacağı: İran'ın izni ve/veya ödemesi olmadan hiçbir gemi geçmedi.
İran'ın komşu ülkelerdeki ABD çıkarlarına darbe vurma tehlikesinin asgari düzeyde olduğu: İran, Kuveyt, Suudi Arabistan, BAE ve Katar'da ABD uçaklarına, radar sistemlerine ve askerlerine sürekli olarak darbe vurdu.
İran’da Sokak protestolarının yeniden başlayacağı ve Mossad'ın sağladığı ivme ve yoğun bir bombardıman kampanyası ile İran muhalefetinin rejimi devirmesi için koşulların yaratılabileceği: Ne yurt içinde ne de yurt dışında rejimden tek bir kaçış olmadı ve bombardımanlara karşı halkın öfkesi, İslam Devrim Muhafızları'na olan desteği azaltmak yerine pekiştirdi.
New York Times, Netanyahu'nun sunumunu, sanki Trump'ın kararını önceden biliyormuş gibi, kendinden emin ve monoton bir ses tonuyla yaptığını bildirdi.
Ancak, on yıllardır ABD'nin İran'a saldırması için kampanya yürüten ve Filistinlilerin her direniş eyleminde İran'ın parmağı olduğunu gören İsrail başbakanı, bugün Trump'ın kendisini destekleyeceğinden o kadar da emin olamaz.
Kaderlerin iç içe geçmesi
Netanyahu’nun Trump’ı bu savaşa sürükleyen kişi olduğu konusunda hiçbir şüphe yok. Savaş kötü sonuçlanırsa, tüm Washington kurumsal yapısı – hem Cumhuriyetçiler hem de Demokratlar – suçu onun omuzlarına yükleyecek.
Bir de Trump var; onun tutarsız sosyal medya paylaşımları, Kongre üyelerinin onun azledilmesi yönündeki çağrılarını körükledi. Cumhuriyetçi tabanı sessiz kalıyor, çünkü onlar da bu başkanın kendilerini Kasım ayındaki ara seçimler öncesinde hangi yöne sürüklediğini görebiliyorlar.
İran'daki ortak girişim, Trump'ın siyasi kaderini Netanyahu'nun kaderine bağladığı anlamına geliyor, ancak ABD'de her iki adamın da anket sonuçları dibe vuruyor.
Bunun en son kanıtı, Mart ayı sonunda yapılan bir Pew Research anketidir. Ankete göre, ABD'li yetişkinlerin yüzde 60'ı İsrail'e olumsuz bakıyor; bu oran geçen yıl yüzde 53 idi. Toplamda yüzde 59'u Netanyahu'nun doğru şeyi yapacağına çok az güveniyor ya da hiç güvenmiyor; bu oran geçen yıl yüzde 52 idi. Her iki partide de 50 yaşın altındaki yetişkinlerin çoğunluğu İsrail ve Netanyahu'yu olumsuz değerlendiriyor.
İranlılarla yapılan son iki müzakere turundaki deneyimler bir gösterge olarak alınırsa, Trump’ın İran’ın anlaşmanın kendi üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirmediğini söyleyip kampanyayı yeniden başlatma ihtimali oldukça yüksek.
Kuşkusuz Netanyahu, böyle bir durumu yaratmak için elinden geleni yapacaktır. İran’ın Körfez’deki komşularına karşı sahte bayraklı insansız hava aracı saldırılarına bile gerek duymayacaktır. Çarşamba günü yaptığı gibi Lübnan’ı bombalamaya devam etmesi yeterlidir.
Peki ya Trump savaşı yeniden başlatırsa? İran'a karşı henüz denemediği ne kaldı? Trump'ın elinde hangi yeni kozlar var?
İran'ın elinde bolca koz var. Hürmüz Boğazı'nı tekrar kapatabilir ve Körfez'e yaptığını Süveyş Kanalı ile Kızıldeniz'in ağzındaki Bab el-Mandeb Boğazı'na da yapmaya başlayabilir.
Yemen'in kuzeyindeki Husi milisleri, Kızıldeniz'deki gemileri vuracak hava-deniz füzelerine sahip. Onlar, İran'ın kampanyasına yeni katılmışlardı. İran'ı bir kez boyun eğdirmeyi başaramayan hava savaşının yeniden başlaması durumunda, küresel petrol ve temel emtia fiyatları fırlayacaktır.
Trump daha da zayıfladı
Birinci veya İkinci Körfez Savaşlarından farklı olarak, Trump Avrupa'nın desteğine sahip değil. NATO'dan çekilerek Avrupa ülkelerini tehdit edebilir, ancak Trump şu anda müttefiklerine veya kendi partisine de mantıklı gelmeyen bir savaşı sürdürecek kadar güçlü değil.
Üçüncü Körfez Savaşı, ilk ikisinin tüm hatalarını özetliyor. Bu hatalar, eski Başkan George H. W. Bush tarafından Irak’ta, oğlu George W. Bush tarafından ise Afganistan ve Irak’ta işlendi; ardından Libya ve Suriye’de Obama yönetiminin, Gazze’de ise Biden yönetiminin yaptığı hatalar geldi.
Trump'ın kampanyası, küfürlerle dolu, ırkçı, sömürgeci bir tirad haline geldi ve bunun zirvesi, onun versiyonundaki Apocalypse Now (Kıyamet Vakti), yani 3.000 yıllık İran medeniyetini sona erdireceği tehdidi oldu.
Amerikan istisnacılığının küllerinden doğmakta olan dünya düzeninde, Trump’ın dağınık ve tutarsız sözleri bir zayıflık olarak algılanıyor. Trump yönetimindeki ABD, gücün yararını anlama yeteneğini tamamen yitirmiş durumda – ve bu, dünyanın en güçlü ordusu için büyük bir kayıp.
Trump’ın elinde kartının olmaması ve dünya sahnesindeki zayıflığı, Çin ve Rusya tarafından çoktan fark edildi. Bu ülkeler, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını talep eden Bahreyn kararında sadece çekimser kalmakla kalmadı; kararı veto ettiler.
Çin’in Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Fu Cong, kararı “dengesiz” olarak nitelendirdi ve kararın “sadece İran’ı suçladığını” belirtti.
“Kararın dengeli olduğunu düşünmüyoruz. Karar, durumun temel nedenine bile değinmiyor” dedi. “Özellikle zamanlamanın çok kötü olduğunu vurgulamak istiyorum. ABD başkanının [bütün bir medeniyeti hedef almaktan] bahsettiğini hepimiz duyduk.”
Kırılgan ateşkes
Peki şimdi ne olacak? Ateşkesin kaderini iki faktör belirleyecek: Hürmüz’de neler olacağı ve transit geçişin İran ile Umman’ın kabul edebileceği bir düzenlemeyle resmileştirilip edilemeyeceği. Lübnan’da yaşanacaklar da hayati önem taşıyacak.
İran'ın 10 talebinden en önemlilerinden biri, ateşkesin tüm bölgeye, özellikle de Lübnan'a uygulanmasıydı. Ancak baş arabulucu Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif, ateşkesin Lübnan'ı da kapsaması gerektiğini söyledikten birkaç saat sonra, Netanyahu tarafından yalanlandı ve Netanyahu, Güney Lübnan'daki operasyonun devam edeceğini açıkladı.
Bu durum devam edecek mi? İran, İsrail’in sanki hiçbir şey olmamış gibi Lübnan’ı yerle bir etmeye devam etmesine izin verecek mi?
Bir Hizbullah yetkilisi, örgütün İran’a yönelik saldırı öncesinde olduğu gibi İsrail’in Lübnan’daki saldırılarının devamını kabul etmeyeceğini, ancak İsrail’i anlaşmaya uymaya mecbur kılmak için anlaşmaya varan ülkelere “bir şans tanıdığını” söyledi.
Çarşamba günü, İsrail'in Lübnan'da 10 dakika içinde 100 hedefi vuran, onlarca kişinin ölümüne ve yüzlerce kişinin yaralanmasına neden olan yıldırım saldırısı düzenlemesi nedeniyle ateşkes zaten zorlanıyordu. Buna ek olarak, doğudan batıya uzanan önemli bir Suudi petrol boru hattı İran tarafından vuruldu.
Hürmüz ve Lübnan, İran'a karşı bu savaşın yeni bir raundunun olup olmayacağına karar verecek - ancak Trump ve Netanyahu, tekrar bu savaşa girerlerse ne beklemeleri gerektiğini çok iyi biliyorlar.
* David Hearst, Middle East Eye’ın kurucu ortağı ve genel yayın yönetmenidir. Bölge konusunda yorumcu ve konuşmacı, Suudi Arabistan konusunda ise analisttir. Daha önce The Guardian’da dış politika başyazarı olarak görev yapmış; Rusya, Avrupa ve Belfast’ta muhabirlik yapmıştır. The Guardian’a katılmadan önce The Scotsman’da eğitim muhabiri olarak çalışıyordu.






HABERE YORUM KAT