
Trump'ın İran felaketini tersine çevirmesi için bir çıkış yolu var mı?
Son 60 yıl içindeki savaşlardan herhangi birini hatırlayacak kadar uzun süredir buralardaysanız, "bunamış yaşlı bir başkanın" İran’daki son "gezintisi" pek çok anıyı canlandıracaktır — ve bunların hiçbiri iyi anılar değil.
Barbara G. Ellis / Counter Punch
Trump'ın İran felaketini tersine çevirmesi için bir çıkış yolu var mı?
Eğer ilk günlerini hatırlıyorsanız muhtemelen saçlarınıza aklar düşmüştür; hani bize bu savaşın, Güneydoğu Asya'nın tamamının komünistlerin eline "domino taşları gibi" düşeceği şeklindeki bir kurgu olan "Domino Teorisi"ni engellemek için gerekli olduğunun söylendiği günler...
Vietnam’ı sömürgeleştiren ve kaynaklarını yağmalayan Fransızların, siyah pijamalı, sandaletli ve AK-47’li Vietkong gerillaları tarafından nasıl utanç verici bir yenilgiye uğratılıp kovulduğuna dair tek bir kelime dahi edilmemişti.
Sonra biz devreye girdik; B-52'lerle halı bombardımanları yaptık, Vietnamlıların ormanlarına, bahçelerine ve köylerine muazzam miktarda ölümcül "Agent Orange" (Portakal Gazı) döktük, helikopterlerden üzerlerine kurşun yağdırdık; bir yandan da o meşhur "köyleri kurtarmak için onları yok etmemiz gerekiyordu" iddiasını savurduk.
1956'daki ilk müdahalemizden, 1975'te Kuzey Vietnamlılar Saygon'u ele geçirirken son helikopterlerin Amerikan Büyükelçiliği'nin çatısından son Amerikalıları topladığı güne kadar süren bu uzatmalı "çatışmada" 58.220 askerimizi kaybettik. Agent Orange ve TSSB (Travma Sonrası Stres Bozukluğu) kaynaklı fiziksel ve zihinsel rahatsızlıklar yaşayanların acıları ise bugün bile devam ediyor.
Amerikalılar, kendi hükümetleri ve savaşın kaybedildiği gün gibi ortada olana dek bize savaşı kazandığımızı söyleyen suç ortağı medya tarafından yalanlarla kandırıldı ve kasten aldatıldı. Sonunda, "güvenilir" haber spikerleri Chet Huntley ve David Brinkley bile hükümetten kendilerine beslenen yalan propagandaları halka doğruymuş gibi aktardıklarını itiraf etmek zorunda kaldılar.
Hızla ileri saralım; gerçekten saldırıya uğradığımız 11 Eylül’e... İkiz Kulelere ve Pentagon’a çarpan uçaklardaki 19 saldırgandan 15’inin Suudi olduğu gerçeğini görmezden gelerek Afganistan’a saldırdık. Suudi Arabistan’ı sorumlu tutmadık çünkü "sanayileşmiş" ekonomilerin bel bağladığı petrol ve gaz onlardaydı. Böylece Afganistan’ı yerle bir ettik, harabeye çevirdik ve sonunda —tıpkı Vietnam'daki Fransızlar gibi— oradan kovulduk.
Sonra Irak vardı… Bize pişkinlikle orada kitle imha silahları olduğu söylendi! Mobil biyolojik silah laboratuvarları! Her an boğazımıza yapışacaklardı!
Hepsi yalandı. Ama bir kez daha bu yalanlar bizzat kendi hükümetimiz tarafından yayıldı. Medya yine suç ortağıydı ve bir başka "tercihli savaşa" karşı çıkanlar "vatansever" olmamakla aşağılandı.
Ve işte yine buradayız — İran’ın bizim için büyük bir tehdit olduğu şeklindeki sahte bahaneyle başka bir savaşa balıklama dalıyoruz. Hepsi yalan — ve daha da kötüsü, İsraillilerle ittifak kurduk; Gazze, Lübnan, Yemen ve şimdi de İran’da işledikleri soykırıma, hayal dünyasında yaşayan başkanımız "biz kazandık!" diye ilan ederken ortak oluyoruz.
Bize yine her şeyin ne kadar iyi gittiği, tüm bu ölüm ve yıkımın geleceğimiz için kritik olduğu söyleniyor. Oysa küresel petrol ve gaz fiyatları tavan yaparken, zor durumdaki Amerikalı aileler ve işletmeler bunun bedelini ödüyor. Montana’nın "MAGA kuklası" kongre heyeti savaşa alkış tutarken, demokrasimiz tehlikede; araştırmacılar ABD'de ifade özgürlüğünün "İkinci Dünya Savaşı'nın bitiminden bu yana en düşük seviyede" olduğunu söylüyor.
Şunu iyi bilin ki, kendi hükümetinizi eylemlerinden dolayı hesap verebilir tutmaktan daha vatanseverce bir şey yoktur. Seçimimiz ya sessiz kalıp suç ortağı olmak ya da Vietnam Savaşı’nı bitirmek için yaptığımızı yapmaktır: Avazımız çıktığı kadar protesto etmek, yalanları ifşa etmek ve bu çirkin, gereksiz savaşı bir başka utanç verici sona ulaştırmak — işte gerçek vatanseverlik budur.





HABERE YORUM KAT