1. YAZARLAR

  2. ABDULHAKİM BEYAZYÜZ

  3. Sünnet kavramı ve mahiyeti
ABDULHAKİM BEYAZYÜZ

ABDULHAKİM BEYAZYÜZ

Yazarın Tüm Yazıları >

Sünnet kavramı ve mahiyeti

13 Eylül 2021 Pazartesi 14:27A+A-

Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla. Yüce Allah’a hamd, Resulüne selam olsun. Bu yazımızda Sünnet kelimesinin kavramlaşma süreci üzerinde durmaya çalışacak ve bu kavramın mahiyetini izah etmeye çalışacağız inşallah.

Sünnetin sözlük anlamları ve kavramsallaşması

Sünnet sözlükte; isim olarak; yol, yol güzergahı, yaşam tarzı (siret), davranış tarzı(tabiat) vb. anlamlara gelmektedir. Fiil olarak senne ve türevleri ise, bıçak, kılıç vb. bilemek, parlatmak, zırha bürünmek, göz yaşlarının akması, üzerine su dökünmek, develeri güzelce gütmek, güzel ve süslü konuşmak, dişleri temizlemek, yeni bir şekil vermek, ihdas etmek, çığır açmak, bir yola girip yürümek, sülük etmek, yolun işlek olması, bir durumu belirlemek-beyan etmek, toplum için kural koymak vb. anlamlara gelmektedir.[1]

Yukarıya aldığımız sözlük anlamlarında görüldüğü gibi, Hz. Peygamberin yaşadığı dönemde sünnet kavramı bugünkü anlamda, Hz. Muhammet (a.s.)’ın sünneti anlamında özelleşmemiş ve kavramsallaşmamıştı. Nitekim sünnet ifadesinin Kur’an’ı Kerimdeki kullanışına da baktığımızda bu gerçek daha net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Kur’anda sünnet ifadesi, Allah’ın sünneti[2], Bizim sünnetimiz (yüce Allah kendi zatını kastetmektedir.)[3] Senden önce gönderdiğimiz Resullerin sünneti[4], öncekilerin sünneti[5], tek bir yerde de öncekilerin yasaları[6] şeklinde geçmektedir. Görüldüğü gibi Kur’an’da bugünkü Resul (a.s)’ın sünneti ile özdeşleşmiş bir sünnet kullanımı söz konusu değildir.[7]

Zaten cahiliye döneminde de S-N-N maddesi daha çok davranışlarla ilgili olarak kullanılmıştır. Cahiliye Arapları bununla bilhassa babalarından intikal eden ve kendileri için örnek davranış olan çeşitli örf ve adetleri kastetmişlerdir.[8]

Bu nedenle ilk dönemlerde sünnet denildiğinde bugünkü gibi, hemen ve sadece  Resulullah (a.s.)’ın sünneti anlaşılmıyordu. Tersine birçok kişi ve gurup bizim sünnetimiz şudur, ya da babalarımızın sünneti şöyleydi diyerek kendi yollarını ve tarzlarını ifade etmek için bu kelimeyi kullanıyorlardı. Zamanın ilerlemesi ile bu kelimenin anlamı ortak kabul ve kullanma şekliyle özelleşti ve Hz. Muhammet (a.s.)’ın sünneti anlamında kavramsallaştı. Dolayısıyla Müslümanlar sünnet dediklerinde, artık akla gelen şey Hz. Muhammet (s.a.v.)’in sünnetiydi.

Sünnettin bağlayıcılık meselesi

Sünnetin Müminler için bağlayıcı olduğu gerçeği, bizce tartışma götürmez bir gerçekliktir. Zira İslam’ın temelini oluşturan Kur’an’ı Kerim bu gerçeği şüpheye yer bırakmayacak kadar açık bir şekilde beyan buyurmuş ve Müminlere Allah elçisinin dini yaşama örnekliğine uymalarını emretmiştir. Nitekim yüce Allah Kur’an’ı Kerimde şöyle buyurmaktadır;

 “Kim peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse, (bilsin ki) biz seni onlara bekçi göndermedik.”[9]

 “De ki: "Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir. De ki: “Allah’a ve Peygamber’e itaat edin.” Eğer yüz çevirirlerse şüphe yok ki Allah kâfirleri sevmez.”[10]

“Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır.”[11]

“De ki: “Allah'a itaat edin, resule itaat edin! Eğer yüz çevirirseniz bilin ki ona yüklenen sorumluluk yalnız ona aittir; size yüklenen sorumluluk da yalnızca size aittir. Eğer ona itaat ederseniz doğru yola erersiniz. Resulün görevi ancak apaçık bir tebliğdir.”[12]

Resulullah (a.s.)’a itaat edilmesine dönük yukarıya aldığımız ayetlerin açık hükümlerinin yanında, onbinlerce Müslüman sahabenin Allah’ın elçisine tabi olduklarını ortaya koyan mütevatir sünnetlerinin ve tabi olunması gerektiğine dair bize getirdikleri mütevatir haberler de bu konuda şüpheye yer olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Yanı sıra delil olarak Kur’an’ı Kerim ve mütevatir sünnet kadar kuvvetli olmasa da, Resul (a.s)’ın örnek alınarak tabi olunmasının gerekliliğini ortaya koyan yüzlerce hadisi şerif rivayeti de Nebi (a.s)’a tabi olunması ve sünnetinin örnek ve model olarak alınmasını teyit etmektedir.

Allah Resulüne uymayla ilgili yukarıda ifade etiğimiz kaynaklardan daha nice deliller getirmemiz mümkündür. Ama nasıl güneşin varlığına dair fazlaca delil getirme ihtiyacı yoksa aslında Sünnetin önem ve bağlayıcılığına dönük delil getirme de çok zorunlu değildir. Zira Kur’an’ı Kerimde iman eden bir insan için Hz. Resulullah (a.s)’ın sünnetinin bağlayıcılığına dönük sayısız delille karşılaşmak mümkündür.

Diğer yandan sünnettin Müminler için model ve bağlayıcı olduğu, ilham verici, yol gösterici olduğu kesin olmakla beraber, bu durum Resulullah (a.s)’ın her türlü sünnetinin aynı oranda zorunlu bir itaati gerektirdiği şeklindeki bir anlayışa da bizi götürmemelidir. Nitekim âlimlerimiz bunları sınıflandırmak için, farz, vacip, müstehap, mekruh, haram vb. kavramlarını kullanmışlardır. Biz bu detaylandırmaların üzerinde fazla durmadan, Sünnetin mahiyeti konusuna geçeceğiz.

Sünnetin mahiyeti ile ilgili farklı yaklaşımlar

Yukarıda sünnetin kavramsallaşması üzerinde durmuş ve sünnet kavramının zamanla özelleşerek Hz. Peygamberin sünneti anlamında kavramsallaştığını ifade etmiştik. Ancak bu kelimenin Resulullah (s.a.v.) sünneti anlamında kavramsallaşması, Hz. Peygamberin sünnetinin ne şekilde anlaşılması gerektiği sorununu çözmüyordu. Artık sünnet denilince Hz. Muhammet (a.s)’ın sünneti akla geliyordu. Ancak bu durum Resulullah (a.s)’ın sünnetinin mahiyetinin ne olduğu sorusuna cevap vermiyordu. Dolayısıyla âlimler, ilmi kapasitelerine ve doğru buldukları yöntemlere bağlı olarak, sünnet tanımları yapma, neyin Hz. Peygamberin sünnetine dâhil olduğu, neyin sünnetin kapsamına girmediğini izah etmeye yönelmişlerdi. Elbette bu durum çeşitli ihtilaflara ve sünnetle ilgili değişik tanımların ortaya çıkmasına sebep olmuştur.  Bu durum doğal bir sonuçtu. Nitekim Prof. Dr. Mehmet Görmez bu gerçekle ilgili olarak şunları söylemektedir; Sünneti ve hadisi anlama ve yorumlamadaki ihtilaf tabi bir ihtilaftır. Zira dinin tabiatı, dilin tabiatı, nassın tabiatı ve insanın tabiatı farklılıklar arz etmektedir.[13]

Bu konu ile ilgili olarak Prof. Dr. Selahattin Polat ise şu tespitleri yapmaktadır; Bir Müslümanın din telakkisi ile sünnet telakkisi arasında karşılıklı ve birbirlerini belirleyen bir ilişki vardır. Her şeyden önce dinin sınırlarının tayini yani din ile dindışının tayini problemi gelir. Bilindiği gibi bir uçta dini sadece itikadiyat yani inanç esasları ile sınırlayan görüş diğer uçta ise dini alabildiğince genişleterek hayatın her alanına yayan bir görüş ve bu iki yelpazede değişik yerler tutan görüşler mevcuttur. Siz dinin sınırları konusunda hangi görüşe sahipseniz, sizin sünnet saydığınız şeyler de o sınırlar içinde olacaktır. Bu, o sınırlar dışında bıraktığınız konulardaki peygamberin davranışlarını sünnetten saymayacağınız anlamına gelir. Bugün ne sünnettir, ne değildir konusundaki tartışmaların odak noktalarından birisi budur. Sakal, kıyafet, tıbbu’n-nebi gibi konulardaki tartışmalar bunun en tipik en popüler örneklerindendir. Akademik platformlardaki örnekleri ise Hz. Peygamber’in tasarruflarının taksimati hususundaki tartışmalardır. Şatıbi tarafından yapılan zaruriyat, haciyat, tahsiniyat ayırımındaki sınırların tayini de yine bu konuya örnek olarak verilebilir.[14]

Sünnetin mahiyeti ile ilgili bu tartışmalar sadece yakın zamanda başlayan bir durum da değildir. Bu müzakerelerin sahabe döneminde de yapıldığı açıktır. Nitekim Sahabenin Sünnet anlayışı adlı kitabında, Prof. Dr. Bünyamin Erul, bu durumu net bir şekilde tespit etmekte ve sahabenin Sünnete en temelde zahiri, fıkhi ve içtihadi denilebilecek farklı yaklaşımları olduğunun altını çizmektedir.[15] Bu farklılıkların Hz. Aişe annemiz ile Ebu Hureyre (r.a.)’nın farklı yaklaşımlarında[16], ya da Hz. Ömer ile oğlu ibni Ömer’in (r.a.) Sünnete dönük farklı yaklaşımlarında da somut olarak görebiliriz.[17] Yine Hicri 276 yıllında vefat eden İbni Kuteybe’nin sünnet ile ilgili şu sözleri de bu farklı yaklaşımın ne kadar geriye gittiğinin bir başka delilidir: (Bekr) “Tulumdaki sert nebizden içmek Sünnettendir, keza oğlak yemek, mestlere mesh etmek de Sünnettendir” derdi.  (İbni Kuteybe) Hâlbuki Sünnet, yiyecek, içecek şeylerde değil, ancak dini hususlarda mevzubahis olur. Eğer bir adam ömrü boyunca, Resulullah yediği halde, karpuzu hurma ile yemese veya Resulullah kabak sevdiği halde kabak yemese, bu adam için “Sünneti terk etti.”denemez.[18]

Sünnetin ne olduğu ile ilgili tanımlamalar

Sünnettin mahiyetine dönük bu tartışma ve müzakereler, doğal olarak Sünnettin tanımlanmasında da farklılıklara neden olmuştur. Her âlim ilmi yeterliliğine, tercih ettiği usule ve mensubu olduğu ekolün anlayışına paralel Sünnet tanımlamaları yapmıştır. Biz sünnetin yapısına dönük bütün ekollerin değil, doğruya isabet etme ihtimalini daha yüksek bulduğumuz bazı âlimlerimizin sünnet tanımına bakacağız. 

Muhammet Tahir b. Aşur’a göre, Hz. Peygamberin sünnetini on iki kategoride mütalaa etmek mümkündür. Bunlar; 1-) Yasama, 2-) Fetva, 3-) Yargı, 4-) Devlet Başkanlığı, 5-)İyiye güzele teşvik, 6-) Arabuluculuk, 7-) Fikir danışanlara yol gösterme, 8-) Nasihat, 9-) İnsanları en mükemmel olana yönlendirme, 10-) Yüce hakikatleri telkin, 11-) Tehdit ve azarlama, 12-) Yaratılış gereği ve maddi ihtiyaç gereği yaptıkları.[19]

Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğluna göre Sünnet: Hz. Peygamber’in kendi döneminde İslam toplumunu, akide, ibadet, tebliğ, eğitim, ahlak, hukuk, siyaset, ekonomi gibi çeşitli alanlarda; kısacası bireysel, toplumsal ve evrensel olmak üzere hayatın her alanında, yönlendirip yönetmede, Kur’an başta olmak üzere, esas aldığı ilke ve prensipler bütününün oluşturduğu bir “zihniyet” ya da “dünya görüşü”dür

Prof. Dr. Mehmet Görmez’e göre Sünnet; Allah’ın kitabı, resulün beyan ve tatbikiyle bize gösterilen yoldur. Doğru, mutedil sürekli ve örnek bir yoldur. Sünnet Kur’an’dan ayrı bir şey değildir. Kur’an’ın getirdiği ve Hz. Peygamber’in örnek bir yaşantıya dönüştürdüğü örnek yolun adıdır.[20]

Prof. Dr. Yusuf Kardavi’ye göre Sünnet; Allah’ın dinini anlama ve onu hayattaki bütün işlere uygulamada teorik ve pratik olarak Hz. Peygamber’in getirmiş olduğu Nebevi yöntem demektir. [21]

Biz de sıraladığımız değerli âlimlerimizin Sünnet tanımlarını makul ve değerli bulmakta ve Sünnetin kavramsal olarak anlaşılmasına da katkılar sağladığını düşünmekteyiz. Sadece üstat Muhammed Tahir b. Aşur’un, 12. Maddede “  Yaratılış gereği ve maddi ihtiyaç gereği yaptıkları.”nı da sünnetten saymasını çok hikmetli ve isabetli bulmadığımızı da ifade etmek isteriz.

Yukarıdaki Sünnet tanımlarından da hareketle, Sünnettin; dinin anlaşılması, yaşanılması ve tebliği konusunda Hz. Peygamberin (s.a.v.) efendimizin ortaya koyduğu beyanlarını, pratiklerini ve tasviplerini yansıtan model örnekliğini ifade ettiğini söyleyebiliriz. Burada bir şeyin Sünnet olması için; a-) Kur’an’a ve Kur’andan çıkarılan ilkelere ters düşmemesi, b-) (Beşeri değil) Dinin anlaşılması, yaşanılması ve tebliği ile ilgili olması, c-) Model(örnek) alınıp hayata aktarılmaya müsait bir durumunun olması gerektiği gözden kaçırılmamalıdır.

Sözlerimizin sonu Allah’a hamdtır. İnşallah gelecek yazımızda sünneti bulabileceğimiz kaynakların üzerinde durmaya çalışacağız. Yüce Rabbimizden bağışlanmayı0 talep eder, fikirlerimizde isabet ettiklerimizin Allah’ın lütfuyla gerçekleştiğini, yanıldıklarımızın ise kendi nefsimizden kaynaklandığını itiraf ederiz.

 

[1] Prof. Dr. Bünyamin Erul, Sahabenin Sünnet Anlayışı, Shf:14. T.D.V.Y.  El- Mevarid li’t- Tüllab, Arapça –Türkçe Talebe Lügatı, Mevlüt Sarı, Shf: 388-389. İlk Bahar Y.

 

[2] 33/38,62, 35/43, 40/85, 48/23.

[3] 17/77.

[4]17/77.

[5] 8/38, 15/13, 18/55, 35/43

[6] 3/137.

[7] Sünneti anlamada Yöntem, Prof. Dr. Yusuf el-Kardavi, Shf. 24. Çeviri. Bünyamin Erul, Nida Yay.

[8] Prof. Dr. Bünyamin Erul, Sahabenin Sünnet Anlayışı, Shf:14. T.D.V.Y

[9] 4/80

[10] 3/31,32.

[11] 33/21.

[12] 24/54.

[13] Prof. Dr. Mehmet Görmez, Sünnet ve Hadisi Anlama Klavuzu, Shf. 22. Otto Yay.

[14] İslam’ın Anlaşılmasında Sünnetin Yeri Ve Değeri, Shf.13. (Sempozyum Tebliğleri.) T.D.V. Y.

[15] Prof. Dr. Bünyamin Erul, Sahabenin Sünnet Anlayışı, Shf:150---434. T.D.V.Y

[16] Hz. Aişe’nin Sahabeye yöneltiği Eleştiriler, Zerkeşi, Shf. 63,64. Tercüme: Bünyamin Erul, Otto yay.

[17] Prof. Dr. Bünyamin Erul, Sahabenin Sünnet Anlayışı, Shf:150---434. T.D.V.Y

[18] İbni Kuteybe, Hadis Müdaafası, Shf. 65. Tercüme. M. Hayri Kırbaşoğlu, Otto Yay.

[19] Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu, İslam Düşüncesinde Sünnet, Shf. 65. Ankara Okulu Yay.

[20] Prof. Dr. Mehmet Görmez, Sünnet ve Hadisi Anlama Klavuzu, Shf. 19. Otto Yay.

[21] Sünneti anlamada Yöntem, Prof. Dr. Yusuf el-Kardavi, Shf. 24. Çeviri. Bünyamin Erul, Nida Yay.

YAZIYA YORUM KAT

32 Yorum