1. YAZARLAR

  2. Mehmet Baransu

  3. Suçluları tanıyalım
Mehmet Baransu

Mehmet Baransu

Yazarın Tüm Yazıları >

Suçluları tanıyalım

04 Nisan 2011 Pazartesi 18:09A+A-

Dokunanın yandığı, muhaliflerin susturulduğunu kamuoyuna açıklamak için sokağa çıktılar, ağızlarını bantladılar, köşelerinde, bir biri ardına yazılar kaleme aldılar. Sizi bilmem ama ben Nedim Şener ve Ahmet Şık için düzenlenen yürüyüşte en önde yürüyen gazeteci kılıklılara, konuyla ilgili köşelerinde kalem oynatanlara bakınca gülüyorum. O fotoğrafta suçlunun suçunu gizlemek için gösterdiği çabayı görüyorum.

Şener ve Şık, ne Fethullah Gülen’e dokundukları için ne de iktidara muhalif oldukları için tutuklandılar. “Silahlı Terör Örgütüne Üye” olmak suçlamasıyla tutuklanıp cezaevine kondular. Askerin, Bağcılar medyasının, CHP’nin ve statükonun bir numaralı destekçisi Bakan Cemil Çiçek’in çıkması için yoğun çaba sarf ettiği meşhur “Terörle Mücadele Yasası” kapsamında içeri tıkıldılar.

İsterseniz TMY’deki düzenlemenin öncesi ve sonrasında yaşananlara bakıp, suçluların, suçlarını gizlemek için nasıl şekilden şekle girdiklerini, “Dokunan yanar” yalanının arkasına saklandıklarına bakalım.

12 Nisan 1991 tarihli Terörle Mücadele Kanunu, güvenlik güçlerine geniş imtiyazlar vermiş ve bu yasa kapsamında binlerce insan eline silah almadan örgüt üyeliğinden hapse konmuş, bir o kadarı da faili meçhul cinayetlere kurban gitmişti. Bu kanundaki insan haklarına aykırı maddelerin bazılarını Avrupa Birli Uyum Paketi kapsamında 2001 yılında ANAP-DSP-MHP koalisyonu değiştirdi. Ardından iktidara gelen AK Parti, 2003 yazında kanunda bir dizi değişiklik yaptı. Terör tanımını açık hale getirip, insan hakları kapsamında eksikleri giderdi. Binlerce masum insanın cezalandırıldığı terör kavramı daraltılmış oldu.

Yapılan yeni düzenleme askeri rahatsız etti. Statükonun temsilciliğini üstlenen medya ve CHP de bir süre sonra rahatsızlığını dile getirmeye başladı. İşte tam bu sırada Türkiye’de özellikle doğu ve güneydoğu da olağandışı gelişmeler yaşanmaya başlandı. PKK kendi ilan ettiği ateşkesi bozdu. Eylemler tekrar başladı. PKK’nın yaptığı tuhaf eylem ve bombalama olaylarına, “iyi çocuklar” Şemdinli ve benzerleriyle “destek” verdi.

2005 ağustosunda TSK ilginç bir açıklama yaptı; “Bölücü terör örgütüne karşı mücadele kısıtlanmış yetkilere rağmen özveriyle sürdürülüyor”du. Terörle mücadelede en büyük engelin 2003 yılında yapılan yasal değişiklikler olduğu askerler tarafından sıkça vurgulanmaya başlandı.

Askerin ardından söz sırası bu kez Bağcılar medyası ve statükonun diğer yayın organlarına geçti;“Terörle mücadelede sert tedbirler alınmalı, yasalarda güvenlik güçlerinin elini kolunu bağlayan maddeler bir an önce değiştirilmeli.” Medyanın ardından bu kez CHP topa girdi. PKK’nın yanına, İslami Terör Örgütü kavramı sokuldu. Terör, 2003’te yapılan değişiklikle cesaret bulmuş, yasal değişiklik “elzem” olmuştu.

Kamuoyunda oluşturulan bu havanın ardından dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek, kanunda düzenleme yapılması için çalışmalara başladı. Ardından mecliste komisyon kuruldu ve hazırlanan metin meclise sunuldu. 29 Haziran 2006’da da Terörle Mücadele Kanunu’ndaki değişiklik kabul edildi. Kabul edilen teklifte, terör kavramı geniş tutuldu. Terör örgütü açıklaması ve propagandası yapmanın karşılığı hapis cezası olarak belirtildi. Anayasal düzeni değiştirmeye, ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğünü bozmaya yönelik olarak suç işlemek üzere örgüt kuran, yöneten ve üye olanların “silahlı örgüt” hükümlerine göre cezalandırılması kararlaştırıldı. Terör örgütünün propagandasını içeren yayınlar, bildiriler hâkim kararıyla durdurulabiliyordu. Şüpheli avukatının, dosya içeriğini incelemesi veya belgelerden örnek alma yetkisi, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği durumlarda, cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla kısıtlanabiliyordu. CHP bireysel hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı bu maddelerin hiç birine itiraz etmedi. İtiraz, Öcalan’a af getireceği söylenen maddeye (mecliste paketken çıkarıldı) ve irticai terör örgütlerine karşı düzenlenen maddelerin tırpanlanmasına oldu.

Bugün Şık ve Şener’in yargılanmasına neden olan bu düzenlemeyi asker istediği için CHP gibi Bağcılar medyası ve statükonun diğer yayın organları düzenlemeye ses çıkarmadı. Çünkü yapılan değişikliğin hedefi, Kürtler, Kürt gazeteciler, aydınlar ve de Fethullah Gülen’di. “Silahlı Terör Örgütü” kapsamında artık bu isimler tutuklanıp, cezaevine konabilecekti. Askerin isteği meclisten geçmişti. Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından yasanın onaylanmasıyla, onlarca Kürt gazeteci, aydın yazdıkları yazılar nedeniyle, hapis cezası almaya başladı. Binlerce insan savcı ve hâkimlere geniş yetki veren kanun gereği örgüt üyeliği kapsamında hapse atıldı. Yine bu yasa kapsamında İrticayla Mücadele Eylem Planı devreye sokuldu. Fethullah Gülen’in evlerine silah konup, hakkında “silahlı terör örgütü” kapsamında soruşturma açılması planlandı.

Yasa değişikliği yapılırken, askerin duyarlılığına yakın hareket eden, onların sözcülüğü yapan Bağcılar medyası ve CHP’nin, yüzlerce gazeteci hapis cezası alırken, seslerini çıkartmayıp, Şener ve Şık için paletlerini takıp, ağızlarını bantlayarak meydanlara çıkması da komik kaçıyor. Gelin “Dokunan yanar” yalanının ardına sığınmadan, Terörle Mücadele Yasası’nı hep birlikte değiştirelim. Bizim sizler gibi çok şartımız yok. Tek şartımız, askeri, Cemil Çiçek’i bu işe bulaştırmadan, omzunuzdaki apoletleri, ayağınızdaki palet ve botları çıkartıp yanımıza gelmeniz.

[email protected]

TARAF

YAZIYA YORUM KAT