
Ramazan nefis terbiyesinin en güçlü mektebidir
Süleyman Gülek, Ramazan’ın nefis terbiyesi yoluyla insanı takvaya ve güzel ahlâka ulaştıran temel bir eğitim süreci olduğunu ifade ediyor.
Süleyman Gülek / Yeni Akit
Ramazan ve nefis terbiyesi
Ramazan, nefsi dizginleyen ve iradeyi güçlendiren bir mekteptir. Helâl olan yeme ve içmeden bile belirli bir süre uzak duran insan, haramdan sakınma konusunda daha bilinçli hâle gelir. Bu ayda kazanılan sabır ve özdenetim, hayatın diğer alanlarına da yansır. Nefis terbiyesi, İslâm ahlâkının temel hedeflerinden biridir.
Ramazan’da tutulan oruç, bu terbiyenin en etkili araçlarından biri olarak müminin şahsiyet inşasına katkı sağlar. İslâm ahlâkının ana konusu iyi ve kötü huy ve davranışların ne olduğudur. “İyi” ve “kötü” huylar, Allah Teâlâ tarafından insanın fıtratına konulmuştur. Yüce Allah, insanı yarattığında ona “iyi” ve “kötü”nün bilgisini tanıtmış ve tercihi insanın kendisine bırakmıştır.
Bu konu bir ayette şöyle belirtilmiştir: “Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.” (Şems, 91/7-9) İslâm ahlâkına göre iyi ve kötü, dinin emirlerine uymak ve uymamak ile ilişkilidir. Allah Teâlâ’nın emirlerine uymak iyi ahlâkı, uymamak ise kötü ahlâkı doğurur.
Buna göre, dinin emir ve yasakları ahlâkın ana konusu olarak karşımıza çıkar. Hz. Muhammed (s.a.v.) tebliğine başladığı ilk günden itibaren samimiyetle insanların davranışlarının güzelleştirilmesi için çaba sarfetmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Ahlâk eğitimindeki başarısı tarihen sabittir. Bu başarının gerçekleşmesini sağlayan iki unsuru belirtmemiz yerinde olacaktır.
Öyle sanıyoruz ki, bu iki unsur, O’nun ahlâk eğitiminin temelidir. Peygamberimiz şöyle buyurur: “İslâm güzel ahlâktır.”(Beyhakî, Şuubu’l-İman, Hds. 7652)İbadetlerden gaye, insanlarda güzel ahlâkın oluşturulmasıdır. Nitikem namazın bir faydası da kötülüklerden alıkoymasıdır. (Ankebut, 29/5) Oruçtan gaye takvayı öğrenmektir. Zekât her yönüyle dert ortaklığıdır. Hac da çeşitli yollarla ahlâkın düzelmesine yardımcı olur. En azından başkalarına yardım etmeyi ve dertlerine ortak olmayı öğretir. Bu sebeple nefisle mücadele çok önemlidir.
İnsanların kötülüklerinin, ahlâksızlıklarının, günahlarının kaynağı nefis ve şeytandır. İnsanın zayıf bir yerini bulup, o kişiye kötülük yaptırmaya, başını derde sokmaya, günahlara götürmeye ve böylece onu çok kötü bir duruma düşürmeye uğraşır. Kişilerin kâfir, müşrik, münâfık, fâsık veya zâlim olmasında nefsin ve şeytanın çok büyük katkısı olmaktadır. Yanlışlıkların, huzursuzlukların, kavgaların, cinayetlerin ve bütün kötülüklerin yapılmasında nefis ve şeytanın etkisi vardır. İnsanlara maddî ve mânevî çok büyük zararlar vermekte ve böylece dünya ve âhirette insanların perişan olmalarına sebep olmaktadır.
Nefse “içgüdü” de denmektedir. Nefs-i Emmâre; Nefsin dünya lezzetlerine meyletmesi, şiddetle istemesidir. “Emmare” tâbiri, fazlasıyla emreden, ısrarla isteyen demektir. Cinsî arzular, yemek, içmek, giyinmek, süslenmek, gezmek, eğlenmek gibi vücudun bütün isteklerine şâmildir. Kur’ân-ı Kerim’de nefs-i emmâre hakkında şöyle buyurulmuştur: “Muhakkak nefis, olanca şiddetiyle daima kötülüğü emreder...”(Yusuf, 12/53)
Nefs-i Emmâre, haram-helâl gözetmeden gördüğü ve istediği şeylerden hoşuna giden şeylerin hemen elde edilmesini, isteklerinin ve arzularının derhal yerine getirilmesini ister. Hiçbir sınır (haram-helâl) tanımadan her istediğine kavuşmak ister. İşte kötülenen nefis, insanın amansız düşmanı olan bu nefs-i emmâredir.
Nefis insanda bütün kötü arzularının ve isteklerinin hemen tatbikini isteyen, kötülükleri yapmasını emreden, günah olan şeyleri yapması için kolaylık ve hafiflik, sevap olan şeyleri de yapmaması için ağırlık ve zorluk veren; benlik (kendini üstün görme), şöhret, hırs, kin, kibir, gurur, haset duygusu ve arzusu veren bir iç yönelimi ve bir istekler ve arzular manzumesidir. İşte onun içindir ki; nefis insanın en tehlikeli düşmanıdır. Nefsin düşmanlığı şeytandan daha şiddetlidir ve tehlikesi ondan daha büyüktür.
Çünkü nefis insanın en şiddetli düşmanı olduğu halde sahibi tarafından sevilmektedir. Nefis içeriden öyle bir hırsızdır ki, evi soyar da kimseye belli etmez. Öyle bir düşmandır ki, ölünceye kadar insandan ayrılmaz. Çok kere şeytana yataklık eder, onunla birleşerek insanı felâketlere, günahlara götürür. Bundan dolayı İslâm’da, nefsin kötü arzularından korunmak için nefisle mücadele vardır. İnsan, ölünceye kadar nefsin kötü arzuları (Yusuf, 12/18, 53) ve şeytanın düşmanlığı devam eder. (Hicr, 15/39)
Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ve sana ölüm gelinceye kadar Rabbine kulluk et!” (Hicr, 15/99) İnsan ölünceye kadar nefis ve şeytan, insanların Allah’a kulluk görevlerini yerine getirmeye mâni olmaya çalışır. Bu sebeple ölüm gelinceye kadar, nefsin kötü isteklerine ve şeytanın aldatmasına karşı dikkatli olmak gerekir. Nefsin istekleri hayatın devamı için gereklidir. Ancak nefis başıboş bırakıldığı zaman, aşırı istekler gündeme gelir ve insan o noktada hataya düşer. Dolayısıyla bu Ramazan ayında nefsimizi terbiye etme gayretinde olmalyız. Bir mü’min nefsini terbiye eder, kendini kötü arzu ve isteklereden korur, Allah’ın sevdiği ve razı olduğu bir kul olmaya gayret ederse dünya ve âhiret saadetine erenlerden olur.




HABERE YORUM KAT