1. YAZARLAR

  2. M. HASİP YOKUŞ

  3. Kürt ulusalcılığında yön arayışı
M. HASİP YOKUŞ

M. HASİP YOKUŞ

Yazarın Tüm Yazıları >

Kürt ulusalcılığında yön arayışı

02 Nisan 2026 Perşembe 13:40A+A-

PKK’nin silahlı mücadelede tıkanarak reel siyasete yönelmesi, Kürt ulusalcılığında yeni bir rekabet ve yön arayışını tetiklemiş görünmektedir.

1978 yılında kurulduğu günden itibaren silahlı mücadeleyi ve aynı zamanda diğer sol ve/veya Kürt ulusalcısı hareketleri stratejik hedef olarak belirleyen PKK, süreç içerisinde hem silahlı mücadelesini büyüttü hem de mücadele yürüttüğü Türkiye, Suriye, Irak ve İran sahasında kurduğu sivil ve askeri örgütsel ağlarla Kürt ulusalcılığı üzerinde belirleyici bir hegemonya tesis etti.

Marksist – Leninist bir ideolojiden Demokratik Konfederalizme, Türk Solu ve Kemalizmle ittifaktan Demokratik Cumhuriyete varıncaya değin pragmatik bir anlayışla çok sayıda durak değiştiren PKK, bazı dönemlerdeki taktiksel geri çekilmeler hariç silahı ve şiddeti her zaman bir mücadele yöntemi olarak benimsedi.

Ancak Türkiye ve Suriye’deki gelişmeler, PKK açısından silahlı mücadelenin artık üretebileceği bir sonucun kalmadığını ve sürdürülemez bir noktaya geldiğini açık biçimde ortaya koydu.

Türkiye’de eylem yapma kapasitesi örselenmiş, kamplarının bulunduğu Irak Kürdistanı'nda ise manevra alanı günden güne daralan PKK’nin; Suriye sahasında PYD üzerinden elde ettiğini düşündüğü bir kazanım olarak “Rojava Devrimi” hedeflenen sonucu ve yüklenen anlamı karşılamayarak büyük bir fiyaskoyla neticelenince, “önderliğin” İmralı’dan yaptığı silah bırakma ve fesih çağrısına uymaktan başka bir seçeneği kalmadı.

PKK’nin yaşadığı bu dönüşüm, daha evvel de zaman zaman yaptığı basit taktiksel değişiklikler şeklinde okunmamalı. Uzun yıllar boyunca mutlak doğru olarak sunulan bir mücadele yönteminin kendi sınırlarına dayanmasıyla ortaya çıkan bir tıkanmanın beraberinde getirdiği köklü bir değişim söz konusudur.

Diaspora radikalizmi: Bedelsiz sertlik

Reel politiğe uyumu esas alan mücadele çizgisindeki bu köklü değişim görece olarak PKK’nin etkinlik ve domine edici görüntüsünü perdelerken, uzun yıllar onun gölgesinde kalan farklı Kürt ulusalcı çevreler; ortaya çıkan bu tabloyu kendi tezlerinin haklı çıktığı inancı ve özgüveniyle daha provakatif ve keskin bir söyleme yönelmişlerdir.

Öteden beri PKK’nin ideolojik anlayışına ve mücadele yöntemlerine yönelik yaptıkları cılız bazı itiraz ve eleştiriler; toplumsal karşılıkları zayıf olduğu için pek duyulmadı. Nitekim PKK, bu çevreleri “tırşıkçı”, yapılan eleştiri ve itirazları da “bedel ödeyenlerle söylem üretenler arasındaki fark” diye niteleyip kolayca savuşturdu.

PKK’nin sol ideolojilerden devşirdiği kodlar sebebiyle Kürt toplumunun gelenek ve değerlerine yabancı olduğu; kadın, ekoloji, demokratik konfederalizm gibi söylemlerin Kürtlerin beklenti ve taleplerini karşılamadığı, silahlı mücadelenin Kürt davasına zarar verdiği ve benzeri konularda geliştirdikleri itiraz ve eleştirilerini; şimdi daha yüksek sesle ve özgüvenle dile getirmektedirler.

Öyle ki; Öcalan’ın esasında Kürt ulusal davasını rayından çıkarmak için MİT tarafından görevlendirilmiş bir ‘hain’ olduğu, bağımsız bir Kürt devleti dışında diğer tüm seçenekleri taviz olarak niteleyen hırçın bir “ultra milliyetçi” damar ortaya çıkmaktadır.

Önemli bir kısmı diasporada yaşayan bu yeni muhalif damarın hırçın tavrı, yalnızca ideolojik bir farklılıktan değil; aynı zamanda sosyolojik bir kopuştan da kaynaklanmaktadır. Zira diaspora siyaseti çoğu zaman bedelsiz bir radikallik üretir. Sahadaki gerçekliklerden uzak, çatışmanın maliyetini doğrudan yaşamayan ve büyük ölçüde sosyal medya konforu içinde siyaset üreten bu çevreler, maksimalist talepleri daha rahat dillendirebilmektedir.

İsrail ve ABD’nin bölgede yürüttükleri savaşı Kürtler açısından tarihi bir fırsat olarak değerlendiren, ne pahasına olursa olsun İsrail’le dayanışma ve işbirliği zemininin güçlendirilmesi gerektiğini savunan, bazı bölgesel ve küresel aktörlerle iltisaklı ve bunu gizleme ihtiyacı dahi hissetmeyen bu muhalif damarın kriminal boyutunu ayrıca göz önünde bulundurmakta fayda vardır.

PKK’nin silah bırakarak fesih kararı almasına, PYD’nin Suriye hükümetine entegre olma sürecine bu söz konusu kesimler tarafından “Kürtlerin kazanımlarının heba edilmesi” gerekçesiyle yapılan şiddetli itirazın benzerinin, “Türklerin ali menfaatleri” gerekçesiyle Zafer Partisi gibi çok zıt bazı kutuplardan da yapılıyor olmasında gerçekten bir tuhaflık vardır.

Farklı ideolojik uçlarda konumlanan bu yapıların aynı olaydan birbirine zıt felaket senaryoları üretmesi ilginçtir.

Ulus-devlet zemininde çözüm arayışının sınırları

Sosyalistinden muhafazakârına, radikalinden ılımlısına varıncaya kadar Kürt milliyetçiliği temelinde mücadele yürütenler; yöntem ve söylem farklılıklarına rağmen aynı tıkanıklıklarla yüz yüze kalmaktan kurtulamamaktadır. Müspet/Menfi milliyetçilik veya ezilen halkların milliyetçiliği; mücadele yöntem ve araçlarının sivil veya silahlı olması; düşünce ve söylemin ılımlı veya radikal olması bu sonucu değiştirmez. Çünkü bu durum, yalnızca ideolojik ya da yöntemsel tercihlerden kaynaklanmıyor. Asıl sorun, ulus-devlet paradigması içinde çözüm arayan siyasal projelerin kendi içinde taşıdığı yapısal çelişkidir.

Bu yapısal çelişki aynı şekilde sorunun muhatabı ve çözüm mercii konumundaki devletler için de söz konusudur. Çünkü etnik kimlik esasına dayalı ve asimilasyoncu ulus-devlet anlayışı çözüm üretmediği gibi sorunu daha da karmaşıklaştırmaktan başka bir işe yaramamaktadır.

Bu nedenle, PKK’nin silah bırakarak sivil siyasete yönelmesi barış ve huzuru garanti etmez. Çünkü yalnızca araçların değil, zihniyetin de köklü bir şekilde değişmesi gerekmektedir. Mesele PKK’nin silah bırakması ya da yeni ulusalcı aktörlerin sahneye çıkması değil; milliyetçiliğin kendisinin neyi kaybettirdiğini görebilmektir. Zira sorun, aktörlerin değişmesi değil; aynı zihniyetin farklı biçimlerde yeniden tezahür etmesidir.

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum