Gülşen Demirkol Özer

Yazarın Tüm Yazıları >

Rüstem İçin

Aralık 2012A+A-

Herkes sıradan, gençler aradan gidermiş...

Uzundu boyun, tıpkı şehrin her yerinden seçilen binalar gibi. Öğretmenin bu yüzden seni hep en arkaya koyardı. Uzun incecik bedenin her yerde ortaya çıkardı.

Bir görüntü izledim savaşın ortasından. Bir grup ilerliyordu ve içlerinden seni seçmek kolaydı. İlkokul arkadaşın olsa bile tanırdı seni. İşte! Rüstem, uzun boylu, herkesten farklı. Gencecik Rüstem…

Rüstem’in bir okulu olmuş muydu, sınıf arkadaşı var mıydı bilmiyoruz aslında. Bilgisayar ekranından seni izleyip sonra kim olduğunu sorduğumda, kısa ama acı hayatını öğrendim.

23 yaşındaydı Rüstem. İşgal altındaki vatanı, Çeçenistan’ı hiç görmemişti. Babası, vatanının özgürlüğü için savaşırken sürgünde doğmuştu Rüstem. Hep yabancı olmuş ama o, belli ki ümmetin onurunu vatan bilmiş. Suriye’de zalim bir diktatöre karşı ayaklanan Müslümanların yanına koşmuştu. Öldürülen çocukların, ırzına geçilen kadınların çığlıklarına kulak vererek koşmuştu savaşın ortasına. Yaşına bakmamış, gençliğini hesap etmemişti.

İzlediğim video görüntüleri savaşın ortasında çekilmiş. Bir grup siper edinmiş, zalimlere karşı vuruşmaya hazırlanıyor. Beş altı kişiden oluşan grup ilerliyor. Rüstem, hepsinin arasında hemen seçiliyor. Koş Rüstem koş, daha hızlı, karşıda keskin nişancılar var. Eğil, koru kendini. Nasıl saklansın Rüstem, boyu upuzun. Hain bir mermiyle vuruluyor Rüstem. 23 yıl, annesinin gözü gibi bakıp büyüttüğü Rüstem’in bedeni yere düşüyor. Hayır! Çok gençsin daha, düşme Rüstem. Annen sağ salim dönmeni umuyor. Şahadeti ailesine bir onur olarak görse de canı ciğeri, eşinin yadigârı oğlunun dönmesini umuyor. Kalk Rüstem! Annen son bir kez de olsa boynuna uzanıp sarılmayı umuyor. Kalk Rüstem, yaşı kemale ermişler utanıyor. Kalk bak, orada biraz ilerde boyunu gizleyecek bir siper var. Kalk, arkadaşların telaşa düşüyor! Bedenini kurşunların önünden alıyorlar hızlıca. Birazdan yardım gelir, yaran iyileşir diyorlar ama sen gülümsüyorsun onlara. Canın acımadı mı Rüstem? Yüzündeki bu sükûnet de ne? Son sözlerini söylemeye çalışıyorsun, telaşla çırpınan dostlarına. Sakince uykuya geçmeye hazırlanan bir yüz ifadesiyle şahadet getiriyorsun. Anlıyor herkes vedanı. Bir sessizlik… Sanki savaş susuyor, kurşunlar susuyor, dünya susuyor. Sanki her şey senin veda anın için susturulmuş. Sen gidiyorsun, mutlulukla. Şimdi seni kilometrelerce uzaktan izleyen birçok genç, seninle o kurşunun arasına girebilmeyi hayal ediyor. Belki çok fazla okul görmedin ama yaptığınla öğrettiğin, yüreklerimizde bir çığır açıyor. Gencecik Rüstem, 23 yaşında, yüzünde bir gülümseme şahadete koşuyor.

Düğün davetiyeni bekliyordu yakınların. Şahadet haberin ulaştığında, babasının yolundan gitti ama çok gençti dediler. Sen neyin peşindeydin, genceciktin Rüstem. Babana kavuşmayı bu denli çok mu arzu ediyordun? Gizliden yolunu bekleyen genç kızlar vardı muhtemelen. Dal gibi boyunun yanına kendini yakıştıranlar. Hepsine ardını dönüp gittiğin savaş, sana damatlık yerine şehitlik elbisesini hediye etti. Ümmetin onuru senin omuzlarında, upuzun boyunla göğe yükseldi. Seni anlatıyoruz şimdi, zaman zaman haytalık yapan gençlerimize. Aynı zaman diliminde aynı peygamberin izini süren gençlersiniz. İşte ümmet diyoruz sana. Gözü oyundaki gençlere seninle aynı yaşta olduklarını ve kocaman yüreğini anlatıyoruz. Sen bizim gözümüzün aydınlığısın. Şehitler ölmez biliyoruz ama senin iştiyakla saf tutmanı, yüzündeki ifadeyi hatırladıkça, Rüstem hâlâ cephede, grubunun yanında savaşa devam ediyordur diye geçiyor içimizden. Sana nasıl bir nimet gösterildiyse, yüzünde kalan o gülümsemeye bakıp tekrar tekrar şahadet şerbetine talip olacağını hissedebiliyoruz. İyi ki öyle gülümsüyorsun Rüstem, annenin yüreğine sular serpen tebessümün iyi ki ulaşıyor buralara. Herkes sıradan, gençler aradan gidermiş asıl diyara. Sen de aradan koşup gittin işte. Fidan gibi boyunla hemen seçilirdin, işte şimdi de seçildin Rüstem. Şahadetin mübarek olsun, ümmetin gençlerine bir nasihat olarak.

BU SAYIDAKİ DİĞER YAZILAR