1. YAZARLAR

  2. Haksöz

  3. Nasıl bir üniversite gençliği?

Nasıl bir üniversite gençliği?

Kasım 1995A+A-

İDKAM'da 21 Ekim 1995 günü "Nasıl bir üniversite gençliği" başlıklı bir panel düzenlendi. Mustafa Bahadır'm yönettiği panelde; Nihat Bulut, Hülya Koç ve Hüseyin Ceyhan konuşmacı idiler.

Mustafa Bahadır, giriş konuşmasında tüm toplumsal-siyasal dönüşümlerde gençliğin motor görevi gördüğü gerçeğini vurgulayarak, özellikle Üçüncü Dünya diye tabir edilen ülkelerde marksist gençlerin etkinliğinden ve dün İran İslam Cumhuriyeti ve bugün Cezayir İslami Kıyamı'nda gençlerin ne kadar önemli roller üstlendiğinden bahsetti, Yaşadığımız coğrafyadaki gençlerin 1980'li yıllardaki vaziyetleri ve bu noktaya nasıl gelindiği hakkında özet bilgi veren ve bazı kesimlerin de bu durumdan oldukça memnun olduklarının resmi olan Ertuğrul Ozkök'ün şu yazısını aktardı:

"/.../ Bu kuşak 1980'li yılların Özal kuşağı /.../ Onlar tarihimizin en büyük zihniyet devriminin yoldaşlarıydı. 1980 kuşağı, bu büyük devrim ile 1968'lilerin kıymeti kendinden menkul şöhretini, muhteşem gençlik efsanesini söndürdüler. Devrimcilik tekelini kırdılar. Onlar bir şeyleri gerçekten değiştirdiler. 1980'liler Türk ekonomik rönesansını yarattılar. Ve şimdi 90'lılar geliyor. Özal gençliğinin ekonomik rönesansının üst yapısını inşa ediyorlar. Türk kültür ihtilali patlıyor. Bunun mimarlarını en içten duygularla selamlıyorum. Bizler başaramadık; iyi niyetliydik ama değiştiremedik. Onlar dağlarda telef olmadan, eline silah almadan, cana kıymadan, cinayet işlemeden de dünyanın değiştirilebileceğini ispat ediyorlar".

İlk konuşmacı Nihat Bulut, müslüman gençliğin 1960'lardan itibaren düşünsel ve pratik sürecini özetledi. 1961 Anayasası'nın sola açık olmasının 1963-64 Kıbrıs Sorunu'nun ve bu sorun karşısında ABD'nin tavrının, anti-Amerikancı duygulan beslediğini, böylece gençler arasında Marksizm'e yakınlık ve SSCB'ye sempati oluştuğunu belirtti. Bu durum karşısında sağcı-muhafazakâr eğilimin güçlendirilmeye çalışıldığını, bu amaçla Komünizmle Mücadele Dernekleri'nin kurulduğunu ve komünizmi tel'in mitinglerinin düzenlendiğini söyledi. Bu gelişmelerin Kanlı Pazar gibi olaylara meydan verdiğini ilave etti.

Aynı yıllarda Milli Türk Talebe Birliği'nin gençler arasındaki çekim gücünden bahseden konuşmacı, MTTB'nin başına Rasim Cinisli'nin seçilmesi ile bu oluşumun aşırı milliyetçi çizgisinden nispeten uzaklaştığını, ancak yine de muhafazakârlık -Anadolu milliyetçiliği- İslamcılık çerçevesinde eklektik bir kimliği sürdürdüğünü söyledi. 1975'den sonra MTTB'nin yayın organı Milli Gençlik Dergisi'nde Ali Bulaç, Şeyhmus Durgun, Beşir Eryarsoy gibi kimselerin cisimlerinin görülmesiyle birlikte sağcılıktan, anti-emperyalizme doğru bir yönelişin olduğunu belirtti.

1976-77'den Milli Selamet Partisi'nin gençlik kolu niteliğindeki Akıncıların güç kazandıklarını söyleyen N. Bulut, zaman zaman bu gençlerin MSP'yi aşan fikir ve eylemler ortaya koyduklarını vurguladı.

1967'de kurulan Mücadele Birliği'nin ise, 196O'lı yıllarda başlayan çeviri hareketleriyle netleşen dimağları yeniden bulandıran olumsuz işlevinden bahsetti.

1980 sonrası gençliğin ise hayatla dalga geçen bir dünya görüşüne sahip olduğunu / kılındığını, fakat bu durumun tam aksine İslam'ın gençlik içinde taban bulmasına, güç ve etkinlik kazanmasına sebep olduğunu belirtti. Bu kesimin kendini başörtüsü ve Cuma eylemleri ile ifade ettiklerini, böylece anti-emperyalist kimliklerini de bildirme fırsatını yakaladıklarını söyledi. Bu yıllardaki bir olumsuzluğu ise, siyasi geleneğin sorgulanıp sağlıklı bir zemine oturtulmuş olmasına karşın usuli konularda bu netliğin yakalanamamış olması olarak belirtti.

İkinci konuşmacı Hülya Koç ise müslüman genç kızların İmam-Hatip Lisesi ve Üniversite yılları boyunca karşılaştıkları sorunlar ve sergiledikleri tavırlar üzerinde durdu. İHL'deki kız öğrencilerin hiçbir ideallerinin olmadığından, ancak "İmam-Hatip nesline yakışan şekilde davranmak" gibi içi boş bir takım yönlendirmelere maruz kalacaklarından ve bu idealden yoksunluk ve eksik donanımla üniversiteye gelen kızların düşünsel ve eylemsel planda ve hatta psikolojik sorunlarla karşılaştıklarından bahsetti. Müslüman kızların üniversite seçiminde, ideolojik tercihlerin söz konusu olmadığı bu noktada bazı komplekslerin daha belirleyici olduğunu söyleyen H. Koç, üniversiteye gelen bayanların ekonomik sıkıntılar ve barınma sorunları ile karşı karşıya kalmaları ve bunun sonucu olarak cemaatlerin kendilerine sağladıkları imkanlardan faydalanma durumunda kaldıklarını, fakat bu durumun, bu öğrencilerin o cemaatlerin bir anda "elemanı" oluvermeleri sonucunu da beraberinde getirdiğini gözlemlerinden yola çıkarak anlattı. Bu duygusal bağlanışın "cemaat taassubunu" da yanına alarak müslüman bayan öğrenciler arasında "selam"ın dahi kesilmesi gibi sonuçlara varmasının üzücü olduğunu dile getirdi. Cemaatlerin imkanlarını açtığı, öğrencilere okul birinciliğini hedef göstermelerinin de bir diğer sığ yaklaşım olarak nitelendirdi.

Üniversitelerdeki bayanların çoğunda kendine güvensizlik duygusunun bulunduğunu, bunun birçok yerde (sınıfta, başkalarıyla olan ilişkilerde) kendini gösterdiğini ve buna biraz da erkek öğrencilerin kız öğrenciler hakkında sahip oldukları "kısıtlayıcı bakış açısının", bu sonuncular üzerinde bir baskı oluşturmasına yol açtığını vurguladı. Bu "bakış açısını" ise genelde müslümanların kadına bakışlarının bir sonucu olduğunu belirtti,

Üçüncü konuşmacı Hüseyin Ceyhan genel olarak müslüman öğrencilerde hakim olan sessizliğe dikkat çekti. Her ideolojinin kendine özgü bir ifade biçimi olduğunu, fakat müslümanların kendilerini ifade etmelerinin "susmak"tan öteye geçemediğini, bir şeyler yapmak isteyenlerin ise solu taklit etmekle suçlandığını söyledi. Genel üniversite sorunlarıyla (harç, yemekler vs,) solcuların ilgilendiğini, yine işçi sorunlarıyla da, işçilerden bize nispeten çok uzak olmalarına rağmen yine solcuların ilgilenmelerinin üzücü olduğu belirtti. Sivil baskı gruplarında yeni yeni, tevhidi bilince sahip insanların görülmeye başlanmasının ümit verici olduğunu söyledi.

Anadolu'dan gelen öğrencilerin çekingen tavırlara sahip olmalarının ve bu tavrı tüm üniversite döneminde korumalarının önemli bir sorun olduğunu, oysa müslümanların bulunduğu çevreye rengini veren kişiler olmalarının gerekliliğini vurguladı.

H. Ceyhan'ın dikkat çektiği bir diğer konu, bağlı olunan İslami çevrelerle ilişkilerin hassasiyetle korunması ve geliştirilmesi gerekliliğiydi. Aksi bir tutumun bireyciliğe ve bunun da yok olmaya ve silikleşmeye yol açacağını ifade ettikten sonra müslümanlar arasında da ortak yanların işlenmesi ve geliştirilmesi gerekliliği ve hemen farklılıkların gündeme getirilerek ilişkilerin kesilmesinin yanlışlığı üzerinde durdu.

İkinci turda Nihat Bulut, netleşmeye başlamış kimliğimizde sivil toplum tartışmaları, kültürel birikim adı altında geleneksel ve tasavvufi anlayışın / öğelerin tekrar işlenerek müslüman kimliğine eklenmesi gibi nedenlerle yeniden bir bulanıklık oluşması tehlikesinden bahsetti. Ayrıca, okula devamsızlık nedeniyle sosyal ilişkilerin zayıflaması ve bunun sonucunda mesajın yeterli olarak verilme imkanlarından birinin yitirilmesi ile üniversitede müslüman olmuş gençlerin sayılarının azlığına dikkat çekti. Genel üniversite sorunlarının (harç, polis...) müslümanların gündeminde yer almayışının ve bu tür bir faaliyetin "sapma" olarak nitelendirilmesinin yanlışlığına değinen N.Bulut, ilk inen ayetlerde ekonomik dengesizliğin ve zulmün her boyutunun müslümanların gündemine sokulduğunu belirtti. Tüm bu sorunların çözümünün vahy eksenli bir ölçü oluşturmaktan geçtiğini, ayrıca ahlaki olgunluğun da müslümanlar arasındaki ilişkilerin düzenlenmesi ve sağlıklı bir zemine oturtulması için önemli olduğunu söyleyerek konuşmasına son verdi.

Hülya Koç ise, ikinci turda başörtüsü eylemleri ve mücadelenin müslümanların kimlik oluşturmalarına katkısı ve İslami Hareket'e ivme kazandırmasından söz etti. Başörtüsü mücadelesinde, tüm değerlerinin başörtüsünde sembolleştiğini belirterek bugün ise başörtüsünün kapitalist amaçlar uğruna en ahlaksız mankenlerin üzerinde sergilenmesinin çok üzücü olduğunu vurguladı.

Gelenekten kurtulunmaya çalışılırken moderniteye yakalanıldığını, bu durumun kendisini müslüman kızlarda bazı kompleksler ile gösterdiğini, ayrıca kız-erkek ilişkilerinde de ölçüsüzlüğe varan neticeler verdiğini ifade etti. Modernite veya geleneğin bizler içi alternatif olamayacağını belirterek müslümanları duyarlılığa ve müslüman kadınları da İslami hareket içerisinde yer almaya çağırdı.

Hüseyin Ceyhan, konuşmasının ikinci bölümünde müslüman genç ile ailesi arasındaki ilişkilere değindi. Geçmişte yapılan hatalar sonucu aileler ile olan ilişkilerin zayıfladığı, hatta kopma noktasına geldiğini belirtti. Oysa Kur'an'da Allah'ın bizden, "eğer anne-babamız O'ndan başkasını ilah edinmemiz yolunda bizi zorlarlarsa onlara itaat etmememizi, ancak yine da onlara iyilik yapmamızı" istediğini vurguladı ve Lut/15 ve Ankebut/8. ayetleri aktardı:

"Eğer onlar seni, hakkında bir bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla dünyada iyi geçin ve bana yönelen kimselerin yoluna uy..."

"Biz insana ana-babasına iyilik etmeyi tavsiye ettik. Eğer onlar seni, hakkında hiçbir bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Dönüşünüz banadır".

BU SAYIDAKİ DİĞER YAZILAR