1. YAZARLAR

  2. Azad Essa

  3. Çin’in İslam’ı Bir Hastalık Olarak Görmesi Müslüman Liderlerin Umurunda Değil!

Çin’in İslam’ı Bir Hastalık Olarak Görmesi Müslüman Liderlerin Umurunda Değil!

Kasım 2018A+A-

Çinli yetkililer, Uygur bölgesinde kapsamlı ve sistematik bir baskı kampanyasıyla ülkenin Müslüman azınlıklarına mensup bir milyon kişiyi hapsetti.

İslam'a yakınlık duyan kişiler Çin’in kuzeybatısındaki Sincan bölgesinde namaz kıldıkları, oruç tuttukları, içki içmedikleri, domuz eti yemedikleri ve sakallarını uzattıkları veya tesettüre uygun  giyindikleri gerekçesiyle gözaltına alındılar ve şimdi akıl hastası muamelesi görmekteler. 

Evlerinden alınan bu Müslümanlar, yeniden eğitim adı verilen kamplarda komünizm propagandasına maruz bırakılırken, Komünist Parti marşlarını söyleyip sloganlarını atmaya ve günlük beyin yıkama seanslarına katılmaya zorlanıyorlar. Bu taleplere boyun eğmezlerse, işkence görüyor ve uykusuz bırakma, hücrede tecrit gibi cezalara ve şiddete maruz kalıyorlar.

Hükümsüz Hapis

İnsan hakları aktivistleri, dinî kimliklerinden dolayı ‘devlete düşman’ diye etiketlenen Müslümanların, haklarında yasal bir suçlama olmaksızın hapsedildiklerini ve avukata erişim gibi hukuki temsil yollarının kapalı tutulduğunu kaydediyorlar. 

Uygur Müslümanlarına uygulananlar şoke edici olmakla beraber, dünya çapında tepkiler yetersiz kaldı ve gerekli tepkiyi uyandırmadı.

2014 yılında Çin devleti, Suriye ve Irak’ta IŞİD’e katıldıkları yönünde raporlar üzerine Uygur Müslümanları arasında ortaya çıktığına inanılan ‘fanatik’ ve ‘bölücü’ unsurlarla mücadele etmek adına ‘Eğit ve Dönüştür’ uygulamalarını devreye soktu. Chen Quangua’nun Komünist Parti lideri olmasından sonra bu uygulamalar 2017 yılında genişletildi ve yoğunlaştı. 

Uygurların ülke nüfusundaki payı sadece yüzde 1,5 olmasına rağmen geçen yıl itibariyle, ülkedeki toplam tutuklamaların yüzde 21’i Uygur kökenli vatandaşlara karşı gerçekleşti.

Uygurlara yönelik ayrımcılık ve baskılara ilişkin haberler Çin’de sansürden geçiriliyor. Ancak geçen yılki olaylarla beraber, Ağustos ayı raporunda Birleşmiş Milletler Irkçılıkla Mücadele Komitesi, Pekin’in Uygur özerk bölgesini büyük bir hapishaneye çevirdiğini bildirdi. Konuya ilişkin gelen dehşet verici baskı ve zülüm haberlerinin düzmece olduğu yönündeki iddiaları boşa çıkaran raporlar, yaşananları gözler önüne serdi.   

Kahreden Sessizlik

Dünya medyası Çin’in Uygurlara karşı muamelesine ilişkin sorular sormaya başlarken, dünya liderleri ve siyasetçiler özenle bu meseleden uzak durmayı sürdürdüler. Sessizlik sahiden hayret verici.

Çin’in dev bir ekonomik güç olarak, dünya çapında hükümetler üzerinde dişli bir güce sahip olduğu su götürmez bir gerçek. Ancak 49 Müslüman ülkeden hiçbiri konuya ilişkin ne bir açıklama talebinde bulundu ne de Çin’in Uygur bölgesinde gemi azıya alarak, insan hakları ihlallerinde bulunmasını gündem yaptı.

Geçen hafta, içinde hatırı sayılır büyüklükteki Müslüman ülkelerin de bulunduğu 40’tan fazla ülke lideri Çin-Afrika Ekonomik İşbirliği Forumu için Pekin’de ağırlandı. Devlet Başkanı Xi Jinping, Afrika’da 60 milyar dolarlık yeni yatırım sözü verirken, Çin’e borçlarını ödemekte zorlanan ülkelerin borçlarının silineceğine dair bir vaatte bulundu.  

Forumdaki görüşmelerde ‘eşit ortaklık’ ve ‘kazan-kazan’ prensiplerine vurgu yapılırken, tek bir Afrikalı lider bile Çin’den insan hakları ihlallerine ilişkin açıklama talebinde bulunma cesaretini göstermedi.

Besbelli ki, ticari münasebetler ve Afrika'nın ekonomik kalkınması Çin-Arap ilişkilerinde güçlü ve "hayırsever" Çin’in kurumsallaşmış zulmünden çok daha önemliydi. Çin’in temasta olduğu ülkelerin iç işlerine karışmama uygulamasının karşılığı olarak, muhataplarından da aynı sessizliği beklediği söylenebilir.    

Ruanda Cumhurbaşkanı ve Afrika Birliği Başkanı Paul Kagame, Çin’in Afrika ilişkilerini derinden dönüştürücü nitelikte olduğunu anlatırken, ‘Çin ile çevre koruması ve işgücü alışverişinde karşılıklı yeni fırsatlar yaratacağız.’ şeklinde konuşuyordu.

Sosyal Mühendislik

Çinli ortaklarına Uygur halkına reva görülen uygulamaları meşru şekilde gündeme getirmekten kaçınan forum katılımcısı Müslüman ve Afrikalı liderler aslında sosyal bir mühendislik teşebbüsünün suç ortağı haline geliyorlardı.

2017 yılında Myanmar’ın Rakhine eyaletinde yüz binlerce Rohingya Müslümanın yaşadığı açık bir soykırım olan öldürme ve sürgünler karşısındaki uyuşukluğun aynısı bu.

Tıpkı Hindistan’ın kuzeydoğu eyaleti Assam’da çoğu Müslüman, dört milyon kişinin vatandaşlıktan çıkarılmasındaki sessizlik gibi. 

Amerika'nın bazı Müslüman ülke vatandaşlarına uyguladığı seyahat yasağında da aynı şey olmamış mıydı? Afrika ve Arap ülkeleri yine gıklarını çıkartmamış, cılız kınamalarla yetinmişlerdi.

Yeni Dünya Düzeni

Uygurların maruz kaldığı zulüm ve baskılar gözler önüne serilmesine karşın, yaşanan sessizlik yeni dünya düzenini anlatıyor aslında.

Sincan'da, Çin hükümetinin yeni kontrol yöntem ve formatlarıyla test ettiği, sayısız polis çevirme noktaları ve bölgede cadde köşelerine yerleştirilen yüz tanıma sistemleri ile Uygurlar her türlü özgürlük haklarının ellerinden alınmasıyla karşı karşıyalar. Gezegende metrekareye en çok polisin düştüğü yerler burası.

Aktivistler, Çin'in bu insanlık dışı uygulamalarına dur denilmezse, yakın bir gelecekte diğer ülkelerin de benzer baskıları uygulayacakları ve azınlıkları bastırırken benzer yöntemlere başvuracakları açıklamasını yaptılar.

Faşizm Hindistan’dan Amerika’ya kadar kapımızı çalıyor  ve bu yöndeki endişeler hiç bu kadar artmamıştı.

Middle East Eye / 13 Eylül 2018 / Çeviri: Eyüp Togan

Bu yazı toplam 298 defa okunmuştur.
BU SAYIDAKİ DİĞER YAZILAR