1. YAZARLAR

  2. Rıdvan Kaya

  3. Bu Ne Doymak Bilmez İştah Böyle!

Bu Ne Doymak Bilmez İştah Böyle!

Eylül 2008A+A-

CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun AK Parti genel başkan yardımcılarından ve Adapazarı milletvekili Şaban Dişli hakkında ortaya attığı suiistimal iddiası bir süredir pek fazla tartışılmayan yolsuzluk meselesinin yeniden gündemleşmesine yol açtı. Dişli hakkındaki iddianın özünü, Silivri’de bir arsanın düşük fiyatla satın alındıktan sonra imar değişiklikleriyle oldukça değerli hale getirilip kârlı bir satışa konu olması oluşturuyor. Şaban Dişli’nin kendisine yöneltilen suçlamaya cevap vermekte önceleri biraz zorlandığı, ardından karşı bir atakla Kılıçdaroğlu’nu suçlamaya geçtiği görüldü.

İddiaların bütünüyle iftira olduğunu söyleyen Dişli’nin kendisini savunurken geliştirdiği bir tez dikkat çekici: Silivri Belediyesi’nin CHP’nin elinde olmasını ve Büyükşehir’de de değişikliğin neredeyse üyelerin tümünün onayını alarak geçmesini Dişli suiistimal iddiasını çürüten delil olarak öne sürmekte. Gerçekten de bu durum dikkat çekici. Suçlayanın suçlamasını pek fazla dikkatli değerlendirmediğinin bir göstergesi. Eğer varsa da yolsuzluk iddialarından Kılıçdaroğlu’nun partisinin de azade olmadığını gösteriyor ama bu durum Dişli’yi temize çıkartmaya yetmiyor! Şaban Dişli’nin söz konusu olayda arazi spekülatörlüğü yapıp yapmadığını bilemiyoruz elbette ama AK Parti kurmaylarının akçeli işlerle adeta sınır tanımayan iç içeliği insanı ister istemez bu konularda şüpheci olmaya ve pek hayırhah düşünmemeye sevk ediyor.

Türkiye her dönemde siyasi kadrolarla ticari işlerin yoğun irtibatına sahne olmuş bir ülke. Cumhuriyetin kurulduğu günden bu yana iktidar erkini elinde bulunduran ya da elinde bulunduranlara yakın olanların en mahir olduğu konuların başında geliyor avanta(j) elde etme tutkusu. Bu noktada devlet ihaleleri, arsa, arazi tahsisleri ve benzeri uğraşlar söz konusu kadroların yoğun ilgi duyduğu alanları oluşturmuştur. Ama genelde bu olgunun pek dışa vurulmamasına, mümkünse kamuoyundan gizlenmesine de gayret edilmiştir. Ta ki Özallı dönemlerle birlikte ivme kazanan neo-liberal politikaların her alanda zihinleri yeniden biçimlendirmesine dek bu temkinlilik, gizlenme, görüntüden uzak olma halleri sürmüştür. Özallı yıllar ise adeta “at binenin kılıç kuşananın” felsefesiyle herkesin içindeki dünyevi özlemlerini, mal tutkusunu pazara sürdüğü bir dönem olmuştur.

AK Parti kadrolarının da, zaten bir kısmı ideolojik-siyasi ekol olarak içinden geldikleri, Özal zihniyetinin devamcısı oldukları rahatlıkla söylenebilir. Başbakan’dan bakanlara milletvekillerinden yerel yöneticilere kadar hemen herkes çeşitli düzeylerde ekonomik faaliyet içindedirler. Siyasiler gerek kendi şahısları itibariyle, gerekse de aile fertleriyle kârlı yatırımlara yönelmiş bir haldedirler. Maliye Bakanı’nın oğlunun ekonomik faaliyetlerinden Başbakan’ın şirket ortaklığına, bakanların milletvekillerinin yatırımlarına kadar pek çok konu belki gündemin merkezine oturmamakta ama her düzeyde dikkat çekmekte, konuşulmaktadır.

Bu durum sorulduğunda ilgili kişiler ya da onların savunucuları hep aynı gerekçeyi öne sürmekteler: “Ne yani siyasi kişiliği olan insanlar ya da onların aile fertleri aç mı kalsınlar? Karın tokluğuna talim mi etsinler?” Elbette, aç kalmalarını arzu edecek değiliz ama bunun bir orta yolu, daha mütevazı ve daha ölçülü bir pozisyonu yok mu? Aç kalmak ile nerede kârlı bir iş varsa orada bitmek arasında muhtaç duruma düşmek ile Karun gibi zenginleşmek arasında bir yer bulunamaz mı?    

Burada yapılan işin, uğraşılan konunun yasal (meşru?) olup olmamasından öte acaba ahlaki kriterlere uygun olup olmadığının sorulması da gerekmez mi? Siyasi şahsiyetlerin sahip çıkmaları, geliştirmeleri gereken bir saygınlıkları, itibarları olması gerekmez mi? Yoksa her şey ekonomik portföyden, malvarlığından, sahip olunan mülklerden, kazançtan ibaret midir!?

Mesela Şaban Dişli’nin, -suiistimal, nüfuz istismarı vb. suçlamaların doğru çıkmadığını ve hepsinin iftira olduğunu varsayalım- bir milyon dolar için içine düştüğü bu durum ne ifade eder? Acaba değmiş midir? Aynı şekilde Başbakan’ın tam da seçimler arifesinde oğlunun gemisini izah için ter dökmesi, aynı şekilde Ulaştırma Bakanı’nın, Maliye Bakanı’nın çocuklarının ticari işleriyle ilgili muhatap kaldıkları sorular düşündürücü değil midir?

Tamam, Açık Pazar ekonomisinin uygulandığı, yerli-yabancı ayırt etmeksizin sermayenin her türünün teşvik edildiği bir ülkede kimse ticari faaliyetten men edilmesin ama toplumun karşısına büyük vaatlerle, değişim-dönüşüm iddialarıyla çıkan insanların kendilerini ve yakın çevrelerini bazı konularda frenlemeleri daha şık olmaz mı? Yapılan ise tam tersidir! Bulunulan konumun, makamın da itme kuvvetiyle sürekli biçimde ileri, daha ileri koşulmaya çalışılmaktadır. Bu da ortaya bugünkü şaibeli, gayri ahlaki görüntüleri çıkarmaktadır.

Başbakan ve yakın çevresi hakkında akçeli işlerle ilgili olarak ileri sürülenler, konuşulanlar, söylenenler tümüyle mesnetsiz iddialardan ibaret dahi olsa yenilir yutulur şeyler değildir. Sürekli yenilenen, büyüyen bu iddialar bir müddet sonra reddedilemez boyutlarda bir kirlilik algısını da beraberinde getirmektedir. Nitekim bu hükümet döneminde abartılı bir hızla zenginleşen işadamlarının giderek daha görünür hale gelmesi ve daha önemlisi de siyasi kadrolar etrafında adeta yeni bir sermaye tabakasının gelişimi dikkat çekici boyutlara ulaşmıştır.

Bu kirliliği muhalefetin çekememezliği ile açıklamak mümkün değildir. Doymak bilmez bir iştaha ile oraya buraya zıplayan, büyüyen, semiren, yığdıkça yığan bir kadro görüntüsü her yana sinmiştir. Daha da ilginci bu “ekonomi merkezli zihniyet ve pratik” sadece hükümet kadrolarıyla sınırlı kalmamakta “muhalif” sanılan çevreyi de kuşatmaktadır. Bu konuyla ilgili olarak örneğin CHP milletvekillerinin pek çoğunun ticari uğraşları bilinmektedir. Yine CHP içinde müteahhit ağırlığı da bu durumun bir göstergesi sayılabilir.

Evet, Şaban Dişli arazi spekülatörlüğü ya da nüfuz istismarı yapmış mıdır, yapmamış mıdır şimdilik bilemeyiz ama siyasilerin giderek akçeli işlerle hem kendilerini, hem de toplumu daha fazla kirlettikleri, bu olgunun artık inkâr edilemeyecek boyutlara ulaştığı açıktır. Buradan çıkış var mıdır? Pek kolay görünmüyor! Öncelikle Şaban Dişli gibi hiçbir ayırıcı vasfı, ilkesi, toplumsal adalet hedefine yönelik gayreti bilinmeyen liberal tiplerle oluşturulan parti kadrolarından temizlik, arınma beklemek mantıklı değil. Bilhassa da parti liderinin bu işlerden ne kadar uzak olduğu bu kadar tartışmalı iken, bu çok daha zor!  

BU SAYIDAKİ DİĞER YAZILAR