“Modern Dünyada Müslüman Kalabilmek” başlığıyla gerçekleştirilen konferansta, modern çağın Müslüman birey ve toplum üzerindeki etkileri, Müslüman kimliğini korumanın yolları ve İslami sorumlulukların günümüz şartlarında nasıl yerine getirilmesi gerektiği ele alındı.
Konuşmasına Müslüman olmanın ötesinde Müslüman kalabilmenin önemine dikkat çekerek başlayan Prof. Dr. Abdurrahman Ateş, bu sürecin yalnızca bireysel ibadetlerle sınırlı olmadığını, toplumsal sorumluluk, ahlaki duruş ve süreklilik gerektirdiğini ifade etti. Asr Suresi üzerinden zamanın doğru değerlendirilmesi ve insanın hüsrandan kurtuluşu üzerinde duran Ateş, iman ve salih amelin Müslüman olmanın temelini, hakkı ve sabrı tavsiye etmenin ise Müslüman kalabilmenin vazgeçilmez şartlarını oluşturduğunu vurguladı.
Konferansın ilk başlığında, her şeyden önce Müslüman olma ve İslami sorumluluklarda öncü davranma konusu işlendi. Kur’an-ı Kerim’deki “İlk Müslümanlardan olmak” vurgusuna dikkat çeken Ateş, Müslümanın bir fedakârlık gerektiğinde başkalarının harekete geçmesini beklememesi gerektiğini belirtti. İsrailoğullarının Arz-ı Mukaddes'e girme konusunda gösterdikleri sorumsuz tutumu Maide Suresi'ndeki ayetler çerçevesinde değerlendiren Ateş, Müslümanların sorumluluklarını başkalarına yüklemek yerine öncelikle kendilerinin yerine getirmesi gerektiğini dile getirdi. Meslek, makam ve kariyer gibi dünyevi hedeflerin önünde Müslüman kimliğinin bulunması gerektiğini ifade etti.
İkinci olarak iyiliği yaymak ve kötülüklere engel olmak anlamına gelen “Emr-i bi’l-maruf ve nehy-i ani’l-münker” sorumluluğu üzerinde duruldu. Bu görevin yalnızca insanlara bilmedikleri doğruları anlatmaktan ibaret olmadığını belirten Ateş, Müslümanların birbirlerine de hakkı ve hayrı tavsiye etmeleri gerektiğini söyledi. Müminlerin birbirlerinin velileri olduğunu bildiren Tevbe Suresi 71. ayeti ile münafıkların özelliklerini anlatan 67. ayeti karşılaştırarak iyiliği yaymanın ve kötülüğe karşı durmanın mümin kimliğinin belirgin özelliklerinden biri olduğuna dikkat çekti. Ayrıca kötülüğe el, dil ve kalple karşı koymayı bildiren hadisi hatırlatarak bu sorumluluğun şartlara ve kişinin imkânlarına göre yerine getirilmesi gerektiğini ifade etti.
Ateş, kötülük karşısında sessiz kalmanın ve yanlışların işlendiği ortamlara herhangi bir tavır ortaya koymadan eşlik etmenin de önemli bir sorumluluk meselesi olduğunu belirtti. Müslümanın yanlış karşısında nasıl bir tutum takınması gerektiğini Kur’an ayetleri ve Hz. Peygamber’in örnekliği üzerinden açıklayan Ateş, insanlara iyiliği tavsiye etmek için kişinin bütün eksikliklerinden arınmış olmasının beklenemeyeceğini, ancak söylediği güzellikleri kendi hayatında da gerçekleştirmek için çaba göstermesi gerektiğini vurguladı. Bu çerçevede, “Yapmıyorsan söyleme” anlayışından ziyade, “Söylüyorsan o halde yap” yaklaşımının daha doğru olduğuna dikkat çekti.
Konferansın bir diğer önemli başlığı ise Müslümanların insanlığa örnek ve şahit olmasıydı. Bakara Suresi 143. ayetteki “vasat ümmet” ve “insanlara şahit olma” kavramlarından hareketle, İslam'ın yalnızca sözle anlatılmasının yeterli olmadığını, asıl etkili olanın hayatla temsil edilmesi olduğunu ifade eden Ateş, tebliğden önce temsilin önemine dikkat çekti. Müslümanların davranışlarıyla insanlara İslam'ı sevdirmesi gerektiğini belirten Ateş, görüldüklerinde insanlara neyi hatırlattığımızı ve hayatımızın İslam'a yönelik nasıl bir algı oluşturduğunu sorgulamamız gerektiğini söyledi. Bu noktada Gazze halkının ortaya koyduğu direnişi, sabrı ve imanî duruşu, şahit ümmet anlayışının günümüzdeki somut örneklerinden biri olarak değerlendirdi.
Temsil sorununun aileden başlayarak toplumun bütün kesimlerinde görülebildiğine işaret eden Ateş; anne-babaların çocuklarına, öğretmenlerin öğrencilerine, yöneticilerin çalışanlarına örnek olamamasının gelecek nesiller üzerinde ciddi sonuçlar doğuracağını belirtti. Sahabeyi ayrıcalıklı kılanın yalnızca sahip oldukları bilgi değil, bu bilgiyi hayatlarına yansıtmaları ve örneklikleri olduğunu ifade eden Ateş, Müslümanların kendi hayatlarıyla sonraki nesillere güçlü bir miras bırakmaları gerektiğini vurguladı.
Gelecek neslin ihyası ve inşası konusuna da geniş yer verilen konferansta, Müslümanların yalnızca bugünü ve kendi hayatlarını değil, yarınları ve kendilerinden sonra gelecek nesilleri de düşünmeleri gerektiği belirtildi. Yusuf Suresi'nde anlatılan yedi bolluk ve yedi kıtlık yılı üzerinden toplumların imkân ve fırsat dönemlerini iyi değerlendirmesinin önemine değinen Ateş, bugün sahip olunan imkânların gelecekte yaşanabilecek zorluklar düşünülerek değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Aynı idealleri paylaşan ailelerin bir arada bulunmasının ve yakın tarihin genç nesillere unutturulmamasının önemine dikkat çeken Ateş, geçmişte yaşanan acıların, mücadelelerin ve tecrübelerin yeni nesillere aktarılmasının toplumsal hafızanın korunması açısından vazgeçilmez olduğunu ifade etti.
İslam düşmanlarını caydıracak bir güç olmanın da Müslümanların önemli sorumluluklarından biri olduğunu belirten Prof. Dr. Abdurrahman Ateş, Enfal Suresi 60. ayetteki güç hazırlığı emrini hatırlatarak gücün yalnızca sayısal üstünlükten ibaret olmadığını; iman, samimiyet, nitelik ve hazırlıkla doğrudan ilişkili olduğunu dile getirdi. Müslüman toplumların güçsüzlüğünün nedenleri üzerinde dururken dünya hayatına aşırı bağlılık ve ölüm korkusuna dikkat çeken Ateş, Müslümanların dünya ve ahiret dengesini doğru kurmaları, inançları uğruna fedakârlık yapabilecek bir bilinç ve kararlılığa sahip olmaları gerektiğini ifade etti.
Konferansın son bölümünde ise konjonktürel dindarlık tehlikesi ele alındı. İslam'ın ve Müslümanların güçlü veya zayıf olduğu dönemlerde gösterilen tavırların aynı olmadığını belirten Ateş, zor zamanlarda ortaya konulan fedakârlık ve kulluk bilincinin ayrı bir değere sahip olduğunu söyledi. Fetih öncesi ve sonrası yapılan infak ve mücadelenin aynı derecede değerlendirilmediğini bildiren Hadid Suresi 10. ayeti hatırlatarak Müslümanların yalnızca şartların elverişli olduğu dönemlerde değil, zorluk ve risk zamanlarında da sorumluluklarını yerine getirmeleri gerektiğini vurguladı. Yapılması ve söylenmesi gerekenlerin zamanında ve yerinde yapılmasının önemine değinen Ateş, Müslümanlığın dönemsel bir hassasiyet değil, hayatın bütününe yayılan istikrarlı bir duruş olması gerektiğini ifade etti.
Katılımcıların ilgiyle takip ettiği konferans, modern dünyanın dayattığı anlayış ve yaşam biçimleri karşısında Müslüman kimliğini korumanın; iman, salih amel, toplumsal sorumluluk, örneklik, nesil bilinci ve kararlı bir duruşla mümkün olduğuna yapılan vurgularla sona erdi.






