
"O, onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir"
O, onların önlerindekini de arkalarındakini de (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir.

“O, onların önlerindekini de arkalarındakini de (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar, O'nun razı olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler. Onlar, O'nun korkusundan titrerler.” (Enbiya: 28)
Allah onların önlerini de, arkalarını da, yaptıklarını da, yapmadıklarını da, kalplerinde yapmayı tasarladıkları niyetlerini de, düşüncelerini de bilmektedir.
Allah, insanların öncesini ve sonrasını bilendir. O’nun bilgisinin dışında kalan hiçbir şey yoktur. Ve Allah izin vermedikçe hiçbir kimse Allah’ın bilgisinden hiçbir bilgiye muttali olamaz.
Öyleyse onlar Allah’ın razı olduklarından başkalarına asla şefaatte bulunamazlar. Ne Îsâ (a.s), ne Üzeyr (a.s), ne Allah’ın melekleri, ne de Allah’ın öteki peygamberleri Allah’ın izin vermediği, Allah’ın razı olmadığı kimselere şefaat etme yetkisine sahip değillerdir. Çünkü bunların hiçbirisi kimin hangi niyetle ameller işlediğini, kimin ne adına bir hayat yaşadığını bilemez.
Kur’an-ı Kerîm’de bu ve benzeri âyetlerden anlıyoruz ki Allah’ın izin vermediği hiç bir kimse şefaat etme hakkını kendisinde bulamayacağı gibi, Allah’ın lâyık görmediği hiçbir kimse de şefaat edilmeye hak kazanamayacaktır.
Öyleyse Allah’ın vermediği yetkiyi birilerine vererek yarın bunlar bize şefaat etsinler demenin anlamı yoktur. Kendi kafamıza göre bu dünyada bir kısım Şafii’ler belirleyerek, onların eteğine yapışarak, onların önlerinde eğilerek, onların hatırını kazanmaya çalışarak, Allah’a yapılması gereken kulluk vazifelerinden bir kısmının bunlara yaparak şirke düşmeye gerek yoktur. Kul oluruz Allah’a, O dilerse dilediklerinin şefaatiyle bizi lütfuna, cennetine ulaştırır.
Bu bağlamda Kur'an'ın müşriklerin şefaat ilkesini, onların bu şefaatçilerinin şefaat etmeye yetkili olmadıklarını söyleyerek reddettiğine dikkat edilmelidir. Bunun nedeni ise onların gaybı bilememeleridir. Oysa Allah onlara açık olanı da gizli olanı da bilir. O halde melekler, peygamberler ve veliler ancak Allah'ın izniyle şefaat edebileceklerdir. Şefaati dinleme ve kabul etme yetkisi sadece Allah'a mahsus olduğuna göre, kimse ilâhî haklara ve ibadete layık değildir.
BASAİRUL KUR’AN
Zemahşerî’nin bu ayete dair öne çıkan tefsir analizleri şu şekildedir:
1. "Önlerindekini ve Arkalarındakini Bilmesi" (يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ)
Zemahşerî buradaki zamirin, melekler veya peygamberler gibi şefaat yetkisi olduğu düşünülen yüce varlıklara gittiğini belirtir.
Zamahşeri, şefaat edecek olan varlıklar bile kendi geleceklerini veya arkalarında bıraktıklarını tam olarak bilemezken, Allah her şeye hâkimdir. Bu yüzden Allah'ın izni ve bilgisi olmadan kimse kendi kendine şefaat edemez.
2. Şefaat Şartı: "Rıza" (وَلَا يَشْفَعُونَ إِلَّا لِمَنِ ارْتَضَىٰ)
Bu ayete göre, melekler veya peygamberler sadece Allah’ın kendisinden razı olduğu kimselere şefaat edebilirler.
Allah, ancak iman edip Salih amel işleyen ve büyük günahlardan kaçınan (veya tövbe eden) kullarından razı olur. Dolayısıyla şefaat, günahkarların cezasını kaldırmak için değil; zaten cenneti hak etmiş müminlerin derecelerini artırmak ve onlara ikramda bulunmak içindir. Tövbe etmemiş bir günahkar için şefaat söz konusu olamaz, çünkü Allah ondan razı değildir.
3. Allah Korkusu ve Haşyet (وَهُمْ مِنْ خَشْيَتِهِ مُشْفِقُونَ)
Zemahşerî, ayetin bu son kısmında meleklerin ve peygamberlerin Allah karşısındaki psikolojik durumlarını tasvir eder:
Müşfikûn (Titrerler): Onlar Allah katında çok yüce makamlarda olmalarına, günahsız olmalarına rağmen Allah’ın celalinden ve azametinden dolayı sürekli bir ürperti ve korku (haşyet) içindedirler.
Çünkü onlar, Allah’ın rızasına muhtaç olduklarını bilirler. Zemahşerî buradaki "min haşyetihi" (O'nun korkusundan) ifadesini, "Allah'ın kendilerini cezalandırmasından veya bir kusur işlemekten korkmaları" olarak açıklar.
Zemahşerî bu ayetle, müşriklerin melekleri veya putları Allah katında mutlak şefaatçi görme inancını çürütür. Şefaatin tamamen Allah'ın iznine, bilgisine ve şefaat edilecek kişinin layık olmasına (rızaya) bağlı olduğunu; en yüce varlıkların bile Allah korkusuyla titrediği bir nizamda, kimsenin Allah'a rağmen birini kurtaramayacağını vurgular.
EL KEŞŞAF TEFSİR

HABERE YORUM KAT