KEREM SÖZER

Böyle cemiyete, böyle nasihatçi: "Atatürkçü evlatlar yetiştirirsiniz"

Tuzla eski belediye başkanı Şadi Yazıcı geçtiğimiz günlerde oğlu Ömer Yazıcı’yı Buse Üzümcü ile Cemile Sultan Korusu'nda görkemli bir törenle evlendirmiş. Normal şartlarda böylesi bir haber bir tebrik ve dua içeriğiyle okurlara takdim edilir. Ama normal şartlar altında tabii. Gelin görün ki, son dönemlerde düğün salonlarından gelen haber ve görüntüler ne Allah’ın rızasına uygun ne de Müslümanları sevince gark edecek yüksek ahlaki bir niteliği haiz. Aksine kadınıyla erkeğiyle bizi ziyadesiyle mahcup edecek, yüzümüzü kızartacak denli şeytan ve dostlarını sevindirecek şeyler oluyor ülkede.

Düğün Değil Politik PR Sanki

İşte o yüz kızartıcı, o utandırıcı sahnelerden biri de şöyle: Rezil magazin programlarıyla bütün bir toplumu ifsad eden Müge Anlı da Yazıcı ailesinin nikah merasiminde sahneye çıkıp gelin ve damada "Atatürkçü, çağdaş ve laik evlatlar yetiştirme" tavsiyesinde bulunuyordu. Gelin ve damat da Müge Anlı'nın bu müthiş çığır açıcı tavsiyesini çok çok beğenmiş ve hayranlıkla takdir etmiş olacaklar ki salondaki davetliler gibi epeyce alkışlıyorlardı. Bu denli ucuz, basit ve çirkin bir propagandaya zemin hazırlamak, böylesi rezil bir söylemi nasihat kabul edip gülücük ve alkışlarla karşılamak utanç olarak herhalde bir ömür boyu yeter mezkur aileye.

Bu çirkin ve utanç verici mizansen de nikah merasimlerinden etrafa yayılan seküler-hedonist-gösterişçi davranış modelleri yeni ve tekil değil maalesef. Muhafazakâr siyasetin, bürokrasinin ve iş dünyasının çürüme hızı öylesine baş döndürücü bir hızla ilerliyor ki seküler-Kemalist elitlerin düğün-dernek programlarından, kılık-kıyafetlerinden, yeme içme alışkanlıklarına, tatil alışkanlıklarından hatta mekân-müzik ve tarih seçimlerine kadar her şeyleriyle onlara benzemek üzere amansız bir rekabete girişmiş durumdalar.

Sekülerizme Öykünme Yarışı Çürütüyor

Peki, şimdi şöyle bir düşünelim: Böylesi bir düğüne gidenler, gelin ve damadı görenler, sahneye çıkıp konuşma yapan magazin figürlerini dinleyenler nereden anlasınlar bu ailenin esasen dindar-muhafazakâr bir kökten geldiğini? Sizi Kemalistlerden, Avrupa ve Amerika hayranlarından ayıran nedir, sorusuna nasıl cevap vereceksiniz? Batılılaşma, yabancılaşma ve seküler-Kemalist sınıflara öykünme hastalığı öyle bir hal almış ki “yok aslında birbirimizden farkımız” dedirtecek nice olayı üzülerek tecrübe etmekteyiz.

Özellikle düğün-nişan gibi törenlerde, eğlence ve seyahat alışkanlıklarında, hassaten çocukların hayat tarzları ve eş seçimlerinde yapılan tercihlerde hemen hiçbir işaret, sembol veya davranış modeli İslam'ı ve Müslümanları temsil edecek mahiyette olmuyor çoğunlukla. Üzerine iyice düşünülmüş, muhakeme ederek tercih edilmiş bir tarzdan ziyade yükselen trendlere eklemlenme yolu tutuluyor. Pahalı zevklerle ucuz duyguları tatmin etmenin yolu bu pazarın en revaçtaki yöntemi olmuş durumda. Fazilet ve tevazu gibi davranış modelleri maalesef bu semtlerde epeydir geçer akçe olmaktan çıkmış durumda. Din ve dünya işleri muhafazakâr siyasetçi-bürokrat ve tüccar sınıfında çoktan Kemalist bir mantıkla birbirinden ayrılmış, kopmuş durumda sanki. Kitlelere hitap ederken kullanılan dilin, verilen özel ve seçilmiş resimlerin korunaklı ve elit mekanlarda hemen hiç söz konusu edilmediği bir tüketim dünyası, bir haz ve gösteriş yarışı almış başını gidiyor. Ne davet sahipleri tertipledikleri cemiyetlerdeki israf ve ifsad sergileme yarışından utanıyorlar ne de davetliler hakkı tavsiye edecek en küçük bir cesareti kendilerinde bulabiliyor.

Magazin Kültürü Sarmış Dört Bir Yanı!

Normal bir insan şöyle düşünmez mi? Müge Anlı gibi bir magazin figürünün ne iş var sizin meclisinizde? Hadi, şu veya bu sebeple o meclise yanlışlıkla “sızmış” olsun. O halde ne demeye sahneye çıkarıp eline mikrofon vererek millete söz söyletiyorsunuz? Hadi diyelim bir kaza, bir karışıklık oldu diyelim. Peki bu densiz, bu edepsiz sözleri başta gelin ve damat olmak üzere hep birlikte alkışlayacak kadar nasıl küçülüyor ve alçalıyorsunuz? Düğün sahibi olarak Şadi bey'in ufak ufak sahne kenarına doğru seğirtmesi belli bir utancın göstergesi ise de asıl olan basiret ve feraset sahibi olup, cesaretle Müslümanca bir duruş sergilemesi değil miydi? Yoksa biz yine muhafazakâr siyaset-bürokrat kadrolara onların belki de hiç hak etmediği misyonlar, roller ve davranış modelleri mi isnat ediyoruz?

Tuhaf zamanlar, acayip kompleksler, acınası özentiler cirit atıyor ülkemizde. İslam'ın edebiyatını yapmak, siyasi-toplumsal bir imaj olarak sahaya sürmek ama hayatın merkezinden dışlamak gibi bulaşıcı ve ölümcül bir hastalık dikilmiş duruyor karşımızda. Hastalığın adını koymanın, teşhis ve tedavi yollarını göstermenin epeyce zorluklar ihtiva ettiği bir zaman ve iklimdeyiz maalesef.

Müfsid Bir Zeminden Bahtiyarlık Neşet Etmez

Belli ki böylesi sıkıntılı işleri ve ilişkileri görmezden gelmek, söylemek yerine söylenmeyi tercih etmek daha faydalı gözüküyor. Lakin “görmedik-işitmedik-söylemedik” tarzı çirkin bir pozisyon bütün bir toplumu topyekûn bir bataklığa doğru sürükleyecek en büyük fitnelerden biridir. Hem kendimizi hem de toplumumuzu böylesi fitnelerden muhafaza etmekten, kendimizi tevbe ve ıslah ile terbiye etmekten başka çare gözükmüyor.

Şu dönemde Kemalist figürler ve kurumlar eliyle terbiye edilmeye rıza göstermek, seküler ve hedonist hayat tarzıyla mesut bahtiyar olunacağını zannetmek kadar büyük bir felaket yoktur esasen. Magazin kültürünün çürütücü kasırgası karşısında edilgen olmak kadar, özgüvenden yoksun öykünmeci karakterler sergileyerek siyasal ve toplumsal meşruiyet elde edeceğini zannetmek de büyük bir yıkım, ağır çekim bir intihardır oysa. Dayatılan bu tarzı elimizin tersiyle itmek, dünya ve ahiretimizi kurtaracak duygu ve davranış modellerini hepbirlikte içselleştirmek asıl kurtuluş yoludur elbette.

YAZIYA YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Yazılar
KEREM SÖZER Arşivi