Esed rejimi, Rusya, İran ve Hizbullah’ın desteğiyle Suriye’de 1 milyona yakın sivili katletti ve milyonlarcasını da yaraladı.
Milyonlarca Suriyeli başta Türkiye olmak üzere komşu ülkelere sığındı. Avrupa’ya gitmeye çalışanlar denizlerde boğuldu. Gittikleri ülkelerde ayrımcılığa, ırkçılığa maruz kaldılar.
Tüm bu süreçte Türkiye’deki Siyasal Alevici, sol-sosyalist, Kemalist ve ırkçı/Türkçü kesimler Esed rejiminin bu korkunç katliam ve yıkımına doğrudan veya dolaylı destek verdi.
Mezhepsel ve ideolojik saiklerle katil Baas cuntasının arkasında durdular. Çoğunluğu Sünni olan Suriyeli mazlumların katledilmesine alkış tuttular.
Rejimin kimyasal ve konvansiyonel silahlarla yaptığı katliamları gizlediler veya tevil ettiler. Türkiye’de bulunan Suriyeli muhacirler aleyhinde karalama kampanyaları yürüttüler. Onları katil rejime teslim etmek için her türlü senaryoyu devreye almaktan çekinmediler.
Çok sevdikleri Esed rejimi devrilince de büyük bir hayal kırıklığı yaşadılar. Günahlarından tövbe etmek bir yana dursun, yeni yalan ve iftiralarla pislik yapmaktan geri durmadılar.
Suriye’de Alevilerin/Nusayrilerin katledildiğini, onlara ayrımcılık yapıldığını ileri süren bir sürü dezenformasyon yaptılar. Bir anda insan hakları havarisi kesilen bu kesim, yüzbinlerce Sünninin katledilmesi karşısında ise tek bir söz bile söylememişti.
Bu yetmiyormuş gibi Esed rejiminin katliam ve zulmüne ortak olan Alevileri/Nusayrileri eleştirenlere dahi tahammül etmiyorlar. Bunun son örneği Gazeteci Kemal Öztürk...
Öztürk, katıldığı bir televizyon programında Suriye’de katliam yapan Esed rejimi mensubu Nusayrilerin zulmünü dile getirdi. Ancak bu hakikatleri dile getirmek bile hala katil Esed rejiminin yasını tutan siyasal Alevicileri çileden çıkartmaya yetti. İfadeleri bağlamından koparılan Kemal Öztürk’e yönelik sosyal medyada linç kampanyası yürüttüler.
Bu linç kampanyası sonucunda Kemal Öztürk hakkında Samandağ Cumhuriyet Başsavcılığınca gözaltı kararı verildi.
Esed rejimi için kan döken, masumları öldüren, toplu tecavüzler gerçekleştiren ve her türlü pisliği yapan Nusayri gruplara yönelik ifadeler suç sayılıyorsa neden bu suçları savunanlar da yargılanmadı?
Bu kıyas bile doğru değil lakin katile tepki göstermek suçsa katili savunmak değil midir? Siyasal Alevicilerin sesi çok çıktığı için mi bu kararlar alınıyor? İnsan içine çıkmaya dahi yüzleri olmayanların bu çığırtkanlığı neden itibar görüyor hala anlaşılmış değil.
Katliamlar tüm hızıyla sürerken "Şam’da hayat normal" videoları çeken, Doğu Guta’da, Duma’da kimyasal saldırılar olduğu halde bunu alaya alan, rejimi aklama içerikleri çeken İlay Aksoy, Deniz Büstani, Kemal Canbolat ve Fatih Koparan hakkında herhangi bir soruşturma açıldı mı?
Baştan beri Esed rejiminin şakşakçılığını yapan Hüsnü Mahalli ile Suriyeli muhacirlere yönelik ırkçı dalgayı körükleyen ve pogrom denemeleri yapan Ümit Özdağ hak ettikleri cezayı aldılar mı?
“Suriye ile savaşa girsek banko Esad’ı tutarım” diyen Serra Kadıgil, Suriye’de binlerce Sünni’yi katleden katil İssam Zahreddin için büyük komutan diyen Barış Atay için herhangi hukuki bir süreç başlatıldı mı?
Türkiye aleyhinde binbir türlü dezenformasyon yapan İran’ın etki ajanları için gözaltı kararları verildi mi?
Daha bir buçuk yıl önce Suriyeli masumların Sednaya gibi hapishanelerde pres makinelerinden geçirildiğine şahit olduk. İnsanların sırf rejim karşıtı oldukları için korkunç işkenceler altında öldüklerini yakından müşahede ettik.
Bu zulmü savunanlar için herhangi bir şey yapılmazken, bunun müsebbibi olanlara yönelik ifadeler suç teşkil ediyor öyle mi? Bu gerçekten anlaşılır şey değil. Ancak akıl tutulmasıyla izah edilebilir.





