1. HABERLER

  2. HAKSÖZ-ÇEVİRİ

  3. Mavi Marmara Aktivisti Iara Lee ile Röportaj
Mavi Marmara Aktivisti Iara Lee ile Röportaj

Mavi Marmara Aktivisti Iara Lee ile Röportaj

“Mavi Marmara katliamı, yıllar geçmesine rağmen terörist İsrail’in yanına kâr kaldı. Ancak azmimizi diri tutmalı ve adaletin yerini bulması için yasal yollar ve halk örgütlenmelerini kullanmalıyız. Bu, sonsuza kadar böyle gitmez.”

29 Mayıs 2020 Cuma 21:13A+A-

Mavi Marmara’nın 10. Yıldönümünde Electronic Intifada Podcast kanalının Mavi Marmara katılımcılarından Kore asıllı film yapımcısı Iara Lee ile yaptığı yayından konuyla alakalı bölümü ilginize sunuyoruz.

Nora Barrows - Friedman / The Electronic Intifada Podcast
Çev: Abdülfettah İsmail Şenbaş / Haksöz-Haber

Elektronik İntifada: Kıdemli film yapımcısı ve bir aktivist olan Lee ile konuşmaktayız. Kendisi 10 sene önce İsrail askerleri tarafından baskın yapılan Gazze Özgürlük Filosu’nun en büyük gemisi olan Mavi Marmara’da bir yolcuydu. İsrail askerleri 9 kişiyi öldürüp onlarcasını da yaraladı. Onuncusu ise yaklaşık 4 sene önce hayatını kaybetti. Bu suçlardan dolayı incelemeye tabi tutulmuş veya hüküm giymiş hiçbir İsrail askeri ve hükümet yetkilisi de yok. Bu yüzden 10 yıl öncesine giderek yaşananları Lee ile konuşacağız. Elektronik İntifada podcast yayınında bizimle beraber olduğunuz için teşekkür ediyoruz.

Iara Lee: O şeref bana ait. Sizler senelerdir mükemmel işler çıkarıyorsunuz. Ve gerçekten takdiri hak ediyorsunuz. Teşekkür ederim.

Elektronik İntifada: Bilmukabele. 10 sene önceye gidip, silah zoruyla el konan Gazze Özgürlük Filosu’nda yaşananlara dair hatırladıklarınız ile başlayabiliiz. O gün neler oldu? Ayrıntılı bir şekilde anlatır mısınız?

Iara Lee: Ben o gün kameraman ile birlikteydim. Büyük bir şey olacağı konusunda onu uyardım ancak o, “Bunu biraz abartmıyor musun? Bu gemiyi nasıl zapt edebilirler, burada bir sürü insan var görmüyor musun” dedi. Bence o, maceralı bir işe girdiğimizi düşünüyordu. O aslında, bu sorunun boyutunun farkında da değildi. Kamuflajlı İsrail askerlerinin mühimmatlarıyla,hücum botları ve helikopterlerden indiğini görünce inanamadı tabi. Baskın sırasında ona doğru koştum ve çekim için büyük HD hafıza kartını kullanmamasını, mikro SD kartın daha işlevsel olduğunu söyledim. Çünkü İsrail askerleri her şeye el koyacaklardı. Kargaşa başladığında bunun aklına gelmeyeceğini düşündüm çünkü göz gözü görmüyordu ve kaos vardı. Buna rağmen kameraman neredeyse her şeyi fotoğrafladı ve o mikro SD hafıza kartına yükledi. Bazı noktalarda çok paniklediğimi ve kaygı içinde olduğumu hatırlıyorum. Çünkü askerlerin ateş açmasına şahit olmuştum. Ekibimle yaptığım tüm seyahatlerde onların güvende olması, her zaman tek düşüncemdi. Baskının sonunda herkes bir yana dağılmıştı. Kameramanın hayatta olduğunu bilmiyordum. İnsanlar kadınları aşağı tarafa götürüyorlardı. Cesetler de bizim olduğumuz tarafa getirilmeye başlamıştı. İnanmakta güçlük çekiyorduk. Çünkü öncesinde böyle bir şey olması durumunda hapise atılacağımızı, gaz bombası yiyeceğimizi ve en kötü ihtimal plastik mermi ile vurulacağımızı düşünmüştük. Ancak tam donanımlı, kamuflajlı ve maskeli askerler tarafından öldürüleceğimiz hiç aklımıza gelmedi. Çok kaotik bir durum içerisinde kalmıştık. Onların yaptığı ilk şey, dünya ile irtibatımızı kurduğumuz uydu cihazımızı imha etmekti. Herkes video almaya başladı ve onlar bunu gördüler ancak baskın sonunda hepsine el koyacakları için izin verdiler. Ve her şeye el koydular. Kameraman ve benim, görüntüleri saklamak için bir planımız vardı. Kameraman sarışın, mavi gözlü bir Sırp olduğu için İsrailli askerlerin dikkatini çekmedi. Zaten Avrupalılara çok odaklanmadılar. Çünkü o sırada askerler sakallı Müslümanlarla meşgullerdi. Yarım milyon kere indirilmiş olan baskının tek görüntüsünü almayı ve yüklemeyi başardık. Şaşırtıcı olan ise, İsrail’in uydurduğu hikayeyi ifşa etmek için gittiğimizde medyanın bize karşı tepkisiydi. Bu reaksiyon karşısında şok içerisindeydim. Çünkü çoğu kez hikayenin künhüne vakıf olduğunu söyleyen bir medya vardı. Birçok ana akım medya şirketi uluslararası kara sularında o kanlı geceye dair olanları duymak dahi istemiyordu. Hikayenin İsrail versiyonunun türküsünü söylüyorlardı. Öyleyse bunu, bağımsız bir şekilde ve taban örgütlemesiyle yapmalıydık. Görüntüleri internete bu şekilde yüklemeliydik. Dolayısıyla insanlar rahatça girip, o geceye dair olanları görmeliydi. Açıkçası bizim gibi düşünenler bu olayın medyada yer almasını istiyorlardı. Ancak bize muhalif düşünenler yani ana akım medyanın değirmenine su taşıyanlar, o geceye ait tek görüntüyü, tek delili bile boykot ederek yayınlamadılar. Her şeye rağmen mücadele devam ediyor. Bizler, dünyanın da şahit olduğu İsrail’in suçlarının farkındayız. Bu yüzden burada mühim olan, dünyanın her yerinden daha çok insanın, gerçekleştirilen bu işgale karşı bir olması ve beraber hareket etmesidir. İnsanlar defalarca bize şunu sordu: “Korkmadınız mı?” “Kesinlikle hayır” diyorum her seferinde. Bir dakika bile korktuğumu hatırlamıyorum ama öfkeliydim. Ancak bu olay, yıllar geçmesine rağmen terörist İsrail’in yanına kâr kaldı. Ancak azmimizi diri tutmalı ve adaletin yerini bulması için yasal yollar ve halk örgütlenmelerini kullanmalıyız. Bu, sonsuza kadar böyle gitmez. Bunun değişmesi lazım. Ne çetin bir sorun bu değil mi? Evet, zor bir durum. Ancak biz de vazgeçmedik, azmimizi koruyoruz ve inatçıyız. Hepimiz birer Don Kişot’uz. Bizler devasa bir kayayı kaldırıyor gibiyiz. O, kendini aşağı çekse de biz onu tekrar yukarı kaldıracak, bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.

Elektronik İntifada: Hangi saikle bu gemide olmak istediniz? Aktivistler ve nobel ödüllü insanlar niçin böyle bir girişimin parçası oldular, niçin Gazze’ye gitmek istediler?

Iara Lee: Bana göre, evlerimizde oturup Facebook’ta birkaç beğeni atıp, öfke nöbetleri geçirmenin ötesinde bir şeyler yapmamız gerektiğini biliyoruz ve bu konuda inatçıyız. Bazen gitmeniz, tüm benliğinizle ve düşüncelerinizle mücadeleyi göğüslemeniz ve ne kadar değerli bir varlık olduğunuzu göstermeniz gerekir. Bizi motive eden şey buydu. Sayımız fazlaydı ve bu sorumluluğu almamız gerekiyordu. Deniz, kara ve hava yolu ile oraya girmenin yasal ve makul bir şey olduğunu dünyaya göstermek istedik. Bu iş tamamen illegal olmuş olsa zaten yapamazsınız. Bu yüzden, bizim yaptığımız, dünyayı bilgilendirmek ve farkındalık yaratmaktı. Böylelikle tüm saldırı, yıldırma hamleleri ve hapse atılma gerçeğine rağmen gemiler yollarına devam ettiler. Kitlesel farkındalıklar oluşturarak bu yapılanlara mani olabiliriz. Burada önemli olan, bu yolda sebat etmek ve hakikat yolundaki inatçılığımızı korumaktır.

Elektronik İntifada: Elbette, uluslararası yasal yükümlülükleri biliyoruz. Uluslararası Ceza Mahkemesi, son 10 yıldır çeşitli noktalarda katliam hakkında soruşturma talimatı verdi. Ancak bugüne kadar hiçbir İsrail askeri ya da komutanı veya hükümet yetkilisi soruşturulmadı ya da hüküm giymedi. Uluslararası Ceza Mahkemesi başsavcısının bu konuda ciddi hatalar yaptığını ve delilleri görmezden geldiğini ve takipsizlik kararını 2014 -15’lerde aldığını düşünüyorum. Tabii ki burada bizim konumumuzu ve İsrail’in siyasi baskısını hesaba katmak durumdayız. Ancak başsavcının bu davadaki rolü ve Filistin'deki İsrail savaş suçlarıyla ilgili soruşturma yürüteceğini belirtmesini göz önüne alınarak, Mavi Marmara saldırısının bu soruşturmalara dahil edilip edilmeyeceği konusunda bir bilgi var mı?

Iara Lee: Aslında, bu mücadeleye hayatını adayan ve mevcut savaştan kaynaklı kişisel acıları kapsayan bir kitap ele alan Tom'u, bu yüzden bize katılması için davet ettim. O, davanın yeniden açılması ve sürece tekrar başlanması ile ilgili bir iradenin olduğunu anlatacak. Bu olumlu bir gelişme. Gemide beraber olduğumuz arkadaşlarımız var. Bunlardan biri, Mavi Marmara'da babasını kaybetti, diğeri ise Almanya’da eski bir parlamento üyesi. Kanadalı, Amerikalı, İspanyol üyelerimiz var. Tüm bu konuları tartışacağız ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’ndeki dava hakkında bir güncelleme yapacağız.

HABERE YORUM KAT