1. YAZARLAR

  2. MURAT KAYACAN

  3. Mağduriyet edebiyatının çöküşü
MURAT KAYACAN

MURAT KAYACAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Mağduriyet edebiyatının çöküşü

26 Şubat 2026 Perşembe 11:34A+A-

  ﴿وَقَالَتۡ أُولَىٰهُمۡ لِأُخۡرَىٰهُمۡ فَمَا كَانَ لَكُمۡ عَلَیۡنَا مِن فَضۡلࣲ فَذُوقُوا۟ ٱلۡعَذَابَ بِمَا كُنتُمۡ تَكۡسِبُونَ﴾ [الأعراف ٣٩]

Bazen fırtınalı bir denizde irademizin pusulasını bir başkasına devretmenin, sorumluluktan kaçan o konforlu limanına sığınmak isteriz. Bununla birlikte A‘râf sûresi 39. ayetin sarsıcı iklimine girdiğimizde, “Ben sadece uydum.” mazeretinin mahşer günü ne kadar hükümsüz kalacağını görüyoruz. Bu hafta, kalabalığın içinde yürümenin bizi masum kılıp kılmayacağı sorusuna dair temel öngörümüz, dünyevi hiyerarşilerin ilâhî terazi karşısında nasıl buharlaştığı gerçeğiyle birleşiyor. “Körü körüne bağlılık” olarak kodlanan o tehlikeli aidiyetin aslında bir mağduriyet değil, iradeyi herhangi bir otoriteye teslim eden bilinçli bir “suç ortaklığı” olduğu yönündeki tespitimiz, Kur’ân’ın sarsıcı sahnesiyle mühürleniyor. İnsan, iradesini kime rehine verirse versin, nihayetinde kendi tercihinin sahibidir ve bu tercihin ahiretteki yankısı, zerre kadar bir imtiyaza yer bırakmayacaktır.

Cehennemde Dünyevi Otoritenin Çöküşü

Dünyada inkâra (batıl din ve ideolojilere) çağıranın da çağrıya koşanın da cehennemde bir üstünlüğü olmayacaktır. Suça iştirak, iradesiyle o harama koşan failin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Kur'an, bu bağlamda mağduriyet edebiyatını çürütür şekilde “takipçi-lider” ilişkisinin metafizik sonunu şöyle ilan eder: “Öncekiler sonrakilere, ‘Sizin bizim üzerimizde herhangi bir üstünlüğünüz yoktu. O hâlde kazandığınız şeyler yüzünden azabı tadın.’ der.” (el-A`râf 7/39). Bu ayette dünyada üstünlük iddiasıyla hiyerarşi kuranların ahirette eşitlenmesi, kurtarıcı sanılan liderlerin kurtaramaması ve büyütülen otoritenin “min fadlin (مِنْ فَضْلٍ)” vurgusuyla zerre üstünlüğe bile sahip olmadığının ilan edilmesi şeklinde üç aşamalı bir ters yüz oluş tasvir edilir. Söz konusu vurgudaki “min”, Arap dilinde nefyi pekiştiren bir edattır ve ayette iki grup arasında ayrıcalığın bulunmadığını kesin olarak ifade eder.

Takip Etmek Sorumluluktan Kurtarmaz

Sosyolojik bir perspektiften bakıldığında tıpkı Mâlik b. Nebî’nin (1905-1973) belirttiği gibi sömürü yalnızca dış zorlamayla değil, sömürülmeye zemin hazırlayan iradî ve zihninsel tercihlerle de mümkün hâle gelir (1). Yukarıdaki ayette (el-A`râf 7/39) söz edilen “takip edenlerin” hazır bulunuşluğu, inkâra çağıranların psikolojik olarak cesaretini artırmış olabilir; ancak bu durum her iki kesim mensuplarının sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Öncekiler, “Madem bu kadar adam bizi takip ediyor, demek ki doğru şeyler söylüyor ve yapıyoruz.” demişlerdir. Ayetteki “O hâlde kazandığınız şeyler yüzünden azabı tadın.” Cümlesi, sonrakiler de yüce Allah tarafından da söylenmiş olabilir. “Kıyamet günü (kâfirlerle) Allah onlarla konuşmayacak.” (Âl-i İmrân 3/77) ayetinin tüm inkârcıları kapsadığı görüşü esas alınırsa söz konusu cümleyi cehennem melekleri de söylemiş kabul edilebilir. Cümleyi “öncekiler” söylediyse muhatapları “sonrakiler” olur. Yüce Allah ya da melekler söylediyse ifade hem öncekileri hem de sonrakileri kapsar. Yani şirk ve yalanlama sebebiyle kazandıkları şeyler yüzünden azaba uğrayacaklardır. Ayetteki “kazandıkları” ifadesi, inkârcıların ahirette karşılaştıkları kötü durumun, bir intikam değil, batıl konusunda ortaya koydukları iradenin sonucu olduğunu gösterir. Cehennemde tartışmaları verilen inkârcıların aralarında bir üstünlük olmadığının belirtilmesinden hemen sonra “azabı tadın (فذوقوا)” denilmesi, azabın çabucak onlara ulaştığına işaret eder.

Ateşte Ayrıcalık Yok

Peki, kâfirler cehennemde en alt tabakada yer alan münafıklardan (en-Nisâ 4/145) üstün değiller mi? Ayetteki (el-A`râf 7/39) tartışmada münafıklar yer almadığı için kâfirlerin ateşte birbirlerine üstün olmadığının anlatıldığı söylenebilir. Bu kâfirler, orada kendi dertlerine düştüklerinden münafıkların başına ne geldiğini düşünüp teselli bulacak hâlde değillerdir. Cehennemde inkârcıların hiçbir türünün; inkâr iradesi, sorumluluk ve mazeret öne sürememe bakımından ayrıcalığı bulunmayacaktır.

Sonuç

Nihayetinde A‘râf 39’un sunduğu bu dehşetli manzara, sorumluluğu başkasına yükleyerek rahatlama yanılgısını yerle bir eden bir ibret levhasıdır. Mahşerin o dürüst aynasında dünyada büyütülen otoritelerin “min fadlin (zerre üstünlük yok)” gerçeğiyle nasıl sıfırlandığını ve her ruhun kendi iradesiyle ördüğü “kesb” düğümleriyle baş başa kaldığını gördük. Bu analizimiz, literatürdeki “sömürülmeye elverişlilik” tartışmalarına bir şerh düşerken, sınırlı insan mazeretlerinin mutlak adalet karşısında ne kadar cılız kaldığını kanıtlamaktadır. Günümüz insanı için mesaj açıktır; vicdanın sesini kalabalıkların gürültüsüne kurban etmeyenler, yarın gölgeler çekildiğinde yalnız kalmaktan korkmayacaklardır.


Dipnot:

1-Mâlik b. Nebî, Vichetü’l-ʿâlemi’l-İslâmî (Dımaşk: Dârü’l-Fikr li’t-Tabaâ ve’t-Tevzi` ve’n-Neşr, 1986), 92.

 

YAZIYA YORUM KAT