
Batı medyasında tarihi kırılma anı
Ersin Çelik, Batı medyasındaki yeni dilin İsrail’in dokunulmazlık zırhını parçaladığını ve işgal gerçeğinin artık gizlenemez hale getirdiğini ifade ediyor.
Ersin Çelik / Yeni Şafak
Zırh delindi: Evet sen İsrail’sin!
İtalya’nın köklü haftalık dergisi L’Espresso, 1955’ten beri yayımlanıyor. Yani İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra şekillenen Avrupa’nın yazılı hafızalarından biri bu dergi. Matbu yayıncılığın çok güçlü olduğu 1980-1990’larda İtalya’daki büyük yolsuzlukların ortaya çıkarılmasında önemli rol oynamış. Dijitalleşme ile tirajları düşse de hala Avrupa’da etkili haftalık siyasi dergiler arasında sayılıyor.
Türkiye’de de birkaç gündür gündemde L’Espresso. Aslında son sayısı tüm dünyada yankı buldu. Kapağı sosyal medyada elden ele dolaşıyor. Çünkü dergi hem kullandığı fotoğraf hem de çarpıcı analizi ile İsrail’in Batı Şeria’daki işgalini ifşa edecek cesareti sergiledi.

Türkçeye “İSTİSMAR” olarak çevrilen tek kelimelik “L'ABUSO” manşeti ile çıkan derginin kapağındaki fotoğraf öyle etkili oldu ki, Siyonistler ve Yahudi çevreleri bu karenin yapay zeka ile üretildiğini ve İsrail’e yönelik bir itibar suikastı yapıldığını yalanını zorunda kaldılar. Dergi de antisemit suçlamaları üzerine o fotoğrafın videosunu da yayımladı.
Söz konusu fotoğraf karesinde, uzun namlulu silahı belinden aşağı sarkan bir İsrail askeri görülüyor. Sağ eli tetikte. Ayakta duruyor. Üzerinde, kütüklükleri şarjör dolu hücum yeleği var. Tam teçhizatlı olmasına rağmen bir yandan diğer elindeki cep telefonu ile çekim yapıyor. Fakat bu sahneyi “kamusallaştıran” başka detaylar söz konusu. Başında kipa ve Ortodoks Yahudilerin Tevrat’ta geçen “saçlarını yandan uzatma” emrine uyan “dindar” bir asker bu. Kıyafetiyle, şekliyle şemaili ile Yahudiliği temsil ettiği kadar; yüz ifadesi, dişleri sayılacak kadar sırıtması ve nefret dolu bakışları hemen dikkat çekiyor. Asker, her haliyle her mimiği ile “Ben İsrail’im” diyor. Karşısında ise Filistinli, başörtülü bir kadın görülüyor. Kayıt altına alınma, silah ve düşmanca bakışların hedefindeki, sivil ve savunmasız kadının gerilim altındaki donuk bakışları yan profilden de olsa kadraja yansıyor. Fotoğraf Batı Şeria’da bir zeytin bahçesinden. İsrail’in ev ev işgal ettiği Filistin toprakları.
Bu sarsıcı fotoğrafı, “Filistin topraklarının tapu senedi” mahiyetinde kapağına taşıyan İtalyan dergisi analizinde ise Gazze ile başlayan etnik temizliğin tüm Filistinlileri, hatta Lübnan’ı içeren topyekûn bir işgale dönüştürüldüğüne dikkat çekiyor. Manşetin altındaki spot şöyle: “Batı Şeria'nın ilhakı, askerlerin yerleşimcilerle iş birliği. Yok edilen Gazze. Lübnan'daki ilerleyiş. Suriye'de ihlal edilen sınırlar. İran'la savaş. Etnik temizlik ve katliamlar. Siyonist sağ, Büyük İsrail'e işte böyle şekil veriyor.”
Dergi iç sayfalarda, “Büyük İsrail, sivillerin katledilmesi üzerine kuruldu” başlığını kullanarak, aslında Batı’daki sarsıcı uyanışın itirafını ve ifşasını aynı anda dile getiriyor. Uzun yıllardır savaş muhabirliği yapan ve aynı zamanda dış politika uzmanı olan İtalyan gazeteci Daniele Mastrogiacomo’nun kaleme aldığı 15 sayfalık dosya haberini çevirterek inceledim. Mastrogiacomo, aslında Batı’da herkesin bildiği ama söylemekten çekindiği veya görmezden geldiği işgalin boyutlarını derinlemesine ele almış. Yazı aslında dosyadaki fotoğraflar kadar net.
Dosyanın derinliğinin hakkını teslim etmek gerek. Çünkü Gazze sadece soykırıma uğrayan bir şehir olarak değil, çok daha geniş bir planın “hızlandırılmış laboratuvarı” olarak ele alınıyor. İsrail’in 7 Ekim sonrasında, güvenlik bahanesiyle meşrulaştırmaya çalıştığı; sınırlarını genişletme, demografik dönüşüm ve Filistinlileri yaşadıkları topraklardan söküp atma siyasetinin yeni aşamalarına da dikkat çekiliyor. Batı Şeria’da olan bitenler, işgalci şiddeti ile askeri korumanın iç içe geçtiği rejim uygulaması, köy baskınları, evlerin yıkılmaları, su kaynaklarının ele geçirilmesi, hayvanların çalınması, kadın ve çocukların hedef alınması… Bunların her biri, Filistinlileri “burada artık yaşayamazsın” noktasına sürükleyen sistematik baskı düzeninin aşamaları olarak derginin sayfalarında aktarılıyor.
Dosyada yer alan bir diğer önemli başlık, İsrail’in esirleri kurtarma ve Hamas’ı yok etme argümanının “kamuflaj” olduğuna dikkat çekmesi. Çünkü Gazze harabeye çevriliyor, Batı Şeria’daki sivil işgalciler İsrail ordusunun gölgesinde yeni alanlar açıyor. Güney Lübnan’da yeni işgaller başlıyor ve Suriye’de gasp edilen topraklar genişletiliyor. İtalyan dergi bu tabloyu birbirinden kopuk bölgesel krizler değil; birbirini tamamlayan, başka ülkelerin topraklarını ele geçirme sistematiğinin göstergesi olarak sunuyor.
Derginin kapağı ve dosya haberde ele alınan gerçekler; dünyadaki İsrail imajını savuran rüzgarın uğultusu aynı zamanda. Bir süredir Avrupa ve Amerika basısına yansıyan, İsrail karşıtı kırılmaların en tesirlisi. Batı kamuoyunda değişen dilin işareti. Dün “çatışma” diye tarif edilen işgaller, bugün artık “ilhak”, “etnik temizlik” ve “katliam” kelimeleriyle anlatılıyor. İsrail’in hırsızlığı aşikar ediliyor.
Peki bu neyi değiştirir?
İsrail’i hemen durdurmaya yetmez elbette. Fakat Siyonistlerin Batı toplumlarında inşa ettikleri dokunulmazlık zırhı her geçen gün biraz daha deliniyor. Daha düne kadar görmezden gelinen fotoğraflar bugün insanlığın utanç vesikası olarak sunuluyor. Dünyanın, Filistin topraklarında olup biteni artık Holokost endüstrisinin kavramlarıyla “konuşmaması” Siyonistleri her geçen gün panikletecek. Kibir, “üstün insan” inancı ve güç zehirlenmesinin de etkisi ile hata üstüne hata yapacaklar. Haliyle onarımı mümkün olmayan toplumsal öfke daha da büyüyecek. Daha da önemlisi anti-Siyonist Yahudiler bir yol ayrımındalar ve devletlerine ve dindaşlarına karşı ayaklanacaklar.
L’Espresso’nun son sayısı, Siyonist İsrail ile Evanjelist Amerika’nın tüm dünyayı sürüklediği felaketin önünde duracak “insanlık ittifakı”nın artık ete kemiğe bürünmeye başladığını da gösteriyor. Bu arada geçtiğimiz hafta sonu Barselona’dan 41 gemi ile yola koyulan ve önümüzdeki günlerde uğrayacağı Akdeniz limanlarından çok sayıda katılımla genişleyerek dünyanın en büyük sivil misyonuna dönüşecek yeni Sumud Filosu’nun yelkenlerini “Batı’dan İsrail’e doğru esen sert rüzgar” dolduruyor.
Yazıya konu fotoğrafta, o pis bakışlara maruz kalan Filistinli kadının aslında “dünyanın geri kalanını” temsil ettiğini tartışacağımız günler de çok uzak değil.





HABERE YORUM KAT