1. YAZARLAR

  2. ENVER CAN

  3. Kök paradigma olarak izm’ler ve hegemonik tutum
ENVER CAN

ENVER CAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Kök paradigma olarak izm’ler ve hegemonik tutum

07 Ocak 2026 Çarşamba 20:08A+A-

Bu satırları kaleme aldığım bu günlerde, Batı emperyalizminin lejyoner gladyatörü olan ABD, uluslararası hukuku çiğneyerek başka bir ülkenin devlet başkanını darbe usulüyle ve haydut bir biçimde alıkoymuştur. Bir film sahnesi gibi dünyanın gözü önünde yaşanan bu olay, Batı’nın ürettiği birçok izm’lerin iflas ettiğini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Tıpkı Batı izm’lerinin Gazze’de yaşanan soykırım karşısında nasıl da içi boş argümanlar olduğunun anlaşılması gibi. İslam ümmetinin göbeğinde, küçücük çocukları vahşi siyonizmin insafına terk eden emperyal uşaklar da aynı boş argümanlarla oyalanmaktadır. Üstelik bu hal, uğruna mücadele edildiği sanılan bu izm’leri yaşayabilmenin bedeli olarak haydutlara verilen rüşvetlerin acı bir sonucudur. Oysa Ortadoğu gezilerinde ABD’ye sunulan hazine ile birçok İslam beldesi ihya edilebilirdi. Daha da ibretlik olan şudur ki kendisini öteki izm’lerle tanımlayan çevreler bu tabloyu seyretmekle yetinmiş, salt bir tepki bile ortaya koyamamıştır. Kulaklar sağır, diller suskun, gözler kör kesilmiştir. Kur’an-ı Kerim bu ideolojik körleşmeyi ve duyarsızlığı sanki bugünden haber verircesine şöyle tarif eder: “Onlar sağır, dilsiz ve kördürler. Artık onlar (hakka) dönmezler.” (Bakara Suresi, 18. Ayet).

Bu yaşananlar karşısında bir kez daha akıllara şu sorular gelmektedir: “Mutlak bilginin kendisinde olduğunu ilan eden bir kişi bir başkasının yaklaşımını samimi ve dürüst bir biçimde değerlendirebilir mi? Başkalarını dinleme zahmetine katlanır mı? Ya da öteki düşüncelerin en az kendi görüşü kadar geçerli, hatta daha mantıklı olabileceğini ihtimal dâhilinde görür mü?” Tabii ki hayır. Çünkü mutlak hakikati cebine koyduğunu zanneden kişi, artık öğrenmeye değil yalnızca dikte etmeye odaklanır. Kendi çıkar kavgalarında birbirlerinin türevi olmaktan öteye geçemeyen, hiçbir hayır ve iyilik üretmeyen, kibri pazarlayıp hamaseti yaygınlaştıran günümüz izm’leri bu hegemonik mekanizmanın önemli kök paradigmasıdır.

Hak, hukuk ve adalet kılıflarına sarmalanmış izm’ler ideolojik hesapların, çıkar pazarlıklarının ve sahte kurtuluş reçetelerinin gölgesinde inşa edilmiştir. İslam ümmetinin hak, adalet ve kardeşlik havuzunu besleyen değer ve kavramlar da bilinçli biçimde bölünmüş, parçalanmış ve bu izm’ler çerçevesinde hizaya sokulmaya çalışılmıştır. Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç’in o tarihi uyarısını burada hatırlamak boynumuzun borcudur: “Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir.” Ardından Batı’nın kendi hastalıklı ideolojik sapkınlıkları, dünyanın ve insanlığın kurtuluş reçetesiymiş gibi sunulmuştur. İçimizdeki ahmaklar ise modern Batı’nın kavram ve paradigma dünyasının şifa dağıttığını iddia ederek, bu ideolojileri her defasında kurtuluş adına savunmuş, bilerek ya da bilmeyerek nice haksızlığa ve zulme ortak olmuştur.

Oysa izm’ler Batı’nın dünya üzerinde yaydığı zulümlerin makyajıdır. Batı ve Amerika’nın yeryüzünde ayak bastıkları tek bir metrekare yoktur ki oraya kan, soykırım, acı, vahşet ve gözyaşı taşımamış olsunlar. Sözde fikir, gerçekte ise ideoloji olan bu kavramlar, bu azgın vampirler tarafından medeniyet reçetesi olarak sunulmakta, özüne yabancılaştırılan ve uyutulan toplumlar bilinçli biçimde körleştirilmektedir. Rasyonel ilerlemenin ve materyalist anlayışın dünyayı ve insanı hakikate ulaştıracağına dair idealler sunan izm’ler, zamanla bencil, çıkarcı, açgözlü ve doyumsuz bir canavara dönüşmüş, dünyanın dört bir yanında gerçekleştirilen kıyımların süslü perdesi hâline gelmiştir. Diğer bir ifadeyle izm’ler, bu serüvende dünyaya yayılan kötülüğün ideolojik kılıfı olarak işlev görmüştür.

Modern zaman izm’leri; önce akıllı, sonra güçlü, en sonunda da haklı olmanın reçetesi olarak pazarlanmıştır. Sömürgeleştirilen coğrafyalara demokrasi götürdüklerini iddia eden Batı ve emperyalist ülkeler, Afganistan’da, Irak’ta, Bosna’da ve daha nice mazlum coğrafyada bu kavramların ardına sığınarak soykırıma varan suçlar işlemişlerdir. Dünya tarihinde birçok örneğine rastlanan bunca zulme rağmen Batı veya Amerika özgürlükler ülkesi olarak pazarlanmıştır. “Emperyalistlerin bu topraklarda ne işi var?” sorusunu dahi soramayan, mankurtlaşmış yığınlar, Amerika çekildiğinde oluşan kaotik ortamın sebep ve sonuçlarını da yine o coğrafyaların insanlarına fatura ederek bağnaz bir yaklaşım sergilemişlerdir. Fikirsizliğin ideolojiye dönüştüğü bu anlayışta, zihinlere sinsice yerleştirilmiş sömürü, talan ve ifsat projeleri toplumlara birer hayat kurtaran reçete gibi sunulmuştur. Son birkaç yüzyıldır dünyanın başına bela edilen bu izm’ler aracılığıyla toplumlar inşa edilmiş başka bir deyişle hipnoz edilen özgür dünya insanları, istenildiği gibi kullanılabilir hâle getirilmiştir. Onurlar ve insani değerler ise, suni ideolojik refleksler üzerinden inşa edilen kör bir biat anlayışıyla sistemli biçimde tahrif edilmiştir.

Beşerî izm’lerin hegemonyasında yetişen fertler, tıpkı cahiliye döneminde olduğu gibi nesnelere, motiflere, kişilere veya fikirlere kutsallık atfederler. Beşerî kibrin halüsinasyonu olan izm’ler, bireysel sorgulamalara izin vermeyip bilinçlere ket vurup toplumları akıl edemez yığınlar haline getirmiştir. Tıpkı gerçek hakikate ulaştığını iddia eden ateist aklın, bilimsel bilginin yegâne temsilcisi olarak hegemonik bir yaklaşım içerisinde olduğu gibi. Bu anlayışa göre kişi kendi aklını kutsallaştırarak yeterli görmekte, hakikatin bilgisinin kendi katında olduğunu dikta etmektedir. Bu meyanda her izm kök paradigma olarak aynı zamanda ateist zihinsel kodlara sahiptir. 

İzm’ler hakkındaki tespitlerimize ek olarak İslam tarihinde bireylerin ve toplumların hegemonik fikirlerle zorbalığa uğratıldığı örneklere de değinmekte yarar vardır. Tarih boyunca değişmeyen klasik söylemlerden biri şudur: “Ben ne düşünürsem doğru odur”. Bu kalıp cümlelerle büyüyen nesiller, belli kutsallara bağlı hayatlar sürmektedir. Nitekim Hz. İbrahim örneğinde olduğu gibi müşrik bir toplumda putlara atfedilen kutsallık fetişizmi gibi izm fetişizmi üretilmektedir. “Ben yüzümü gökleri ve yeri var edene dönerim” (En’âm, 79) diyerek tüm sahte kayıtları elinin tersiyle iten Hz. İbrahim, bu durum karşısında Müslüman bir kimsenin alması gereken tavrı ortaya koymaktadır. Libya’nın aslanı Ömer Muhtar: “Biz asla teslim olmayız ya kazanırız ya ölürüz!” diyerek bu duruşun simge isimlerinden biri olmuştur.

İzm’lerin toplumlar üzerine kurduğu bu hegemonik işleyiş mekanizmasına karşı İslam’da herhangi bir kavram veya ideolojiyle tanışmak veya bunları okumak yasaklanmamıştır. Engellemek, yasaklamak ve fobilere dönüştürmek batıl ideolojik hegemonyanın tutumudur. İslam, akıl etmeyi ve sorgulamayı önemseyen, hakikat üzerine derin derin düşünmeyi tavsiye eden bir dindir. Körü körüne inanmayı benimsemeyen İslam, hakiki bir özgürlük anlayışı inşa etmektedir. İslam, insanı akıl/düşünme ile şerefli kılan bir dindir. Akıl insanı insan yapan onu diğer canlılardan ayıran ve değerli kılan yegâne nimettir. Putlaştıran/köleleştiren başka bir deyişle akla düşman fikri hastalıklara karşı İslam, akla şifa olan inancın adıdır.

Dua

Allah’ım! Bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip eyle, bâtılı bâtıl olarak göster ve ondan uzak durmayı lütfet. Kalplerimizi ideolojik körlükten, zihinlerimizi hegemonik sapmalardan muhafaza eyle. Mazlumların yardımcısı, zalimlerin kahredicisi sen ol. İzzeti, adaleti ve hikmeti şiar edinen bir ümmeti yeniden dirilt. Aklımızı vahyin nuruyla, kalbimizi merhametinle ihya eyle. Bizleri hakikate şahit, adalete hizmetkâr, zulme karşı sarsılmaz kıl. Âmin.

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum