1. HABERLER

  2. KÜLTÜR SANAT

  3. TELEVİZYON

  4. Kobani Olayları nasıl başladı, 82 HDP'li hakkındaki gözaltı kararı nasıl yorumlanmalı?
Kobani Olayları nasıl başladı, 82 HDP'li hakkındaki gözaltı kararı nasıl yorumlanmalı?

Kobani Olayları nasıl başladı, 82 HDP'li hakkındaki gözaltı kararı nasıl yorumlanmalı?

Kenan Alpay, katıldığı bir televizyon programında 6-8 Ekim 2014 Kobani olayları soruşturması bağlamında 82 HDP'li hakkında çıkarılan gözaltı kararını değerlendirdi.

28 Eylül 2020 Pazartesi 00:38A+A-

Habertürk'te Hülya Hökenek'in hazırlayıp sunduğu Enine Boyuna programına katılan Kenan Alpay 52 kişinin ölümü, yüzlerce insanın yaralanmasıyla sonuçlanan 6-8 Ekim 2014 Kobani olayları soruşturması bağlamında 82 HDP'li hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından çıkarılan gözaltı kararını farklı yönleriyle değerlendirdi.

Sevilay Yılman, İsmail Saymaz, Metin Özkan ve Yaşar Hacısalihoğlu'nun da katıldığı programda Kenan Alpay özetle şu değerlendirmeleri yaptı:

Devletin olayı tüm yönleriyle tetkik etmemesi yeni provokasyonlara kapı aralar

6-8 Ekim Kobani olaylarının yol açtığı bir tahribat var. Esasen bu olay Yasin Börü’nün çok vahşice, barbarca katledilmesiyle birlikte anıldı. Ve o mahkeme görüldükten belli bir zaman sonra Selahattin Demirtaş’ın tutukluğu da söz konusu oldu.

Türkiye’nin tarihinde bu tür provokatif olaylar çok ve her sene o provokatif olayların yıldönümü geldiğinde biz şöyle yapıyoruz: Maraş olayları neden aydınlatılamadı? Çorum olayları neden aydınlatılamadı? 1977 Taksim olayları neden aydınlatılamadı? Biraz daha geriye sarıyoruz, Ermenilere, Rumlara karşı yapılan protestolar esnasında yaşananlar ve literatüre 6-7 Eylül 1955 olayları olarak geçen olaylar neden aydınlatılamadı? İşin içinde kim var/dı? Özel Harp Dairesi mi, Seferberlik Tetkik Kurulu mu? Gazi Mahallesi olayları da aynı şekilde… Benzeri çok olay var fakat şimdi bu kadar geniş çaplı bir olayı; sokakta suçüstü yakaladığımız 16-18, 20-25 yaşında militan diyelim, fanatik diyelim ya da duygusal diyelim, gaza gelmiş diyelim, provokasyona kapılmış bir takım gençlerin üzerinden değerlendirirsek ben meselenin künhüne vakıf olamayacağımızı ve dolayısıyla bu tür olayların tekrar edilmesinin de önünün açılacağını düşünüyorum. Bu olayın organizasyon, teşvik, kışkırtma ya da hedef gösterme noktasında kimlerin doğrudan sorumlu olduğu yönüyle tetkik edilmesi gerekiyor. Devletin 6 yıl sonra olsa bile bunların tetkikine ilişkin bu dosyayı açması lazım. Açmaması demek benzer bir Maraş olayını, benzer bir Sivas olayını, benzer 1 Mayıs Taksim provokasyonunun ileride tekrardan tekerrür etmesi manasına geliyor.

6-8 Ekim Olaylarını “HDP’ye sızmış FETÖ’cüler”e mal etmek doğru bir izah değil

O döneme baktığımızda işleyen bir Çözüm Süreci var fakat Çözüm Süreci’ni de raydan çıkarmaya ve treni devirmeye gayret eden birtakım girişimlerin de bölgede cereyan ettiğini düşünüyorum… Çözemediğimiz, işin içinden çıkamadığımız bir olay varsa bunda mutlaka bir FETÖ parmağı arıyoruz. Doğrudan PKK’nın kontrolü altında olan, provokasyonun her türlüsünü Kandil’den ya da İmralı’dan ya da şuradan buradan teşkilatlardan gelen emirlere göre tanzim eden bir HDP için FETÖ’nün kontrolü altına girdi veya FETÖ sızdı demek… Bunlar olayı izah edici mahiyette değil. Olay bu şekilde bir izahla anlaşılamaz ve aklanamaz.

Provokasyonun arkasında bizzat PKK ve HDP var

Olaylar Kurban bayramı ile birlikte başlıyor. İmralı’ya ağabeyini ziyarete giden Mehmet Öcalan bir bilgi notu aktarıyor. Notta “Bu süreç böyle götürülemez. Şayet böyle gidecek olursa…” diye tehditvari cümleler yer alıyor. Bu bilgi notu yayınlanır yayınlanmaz “Rojava devrimi” adı altında bir furya başlatıldı. Ve sonra Çözüm Süreci’ni zorlayan, olumsuz etkileyen birtakım eylem-etkinliklere girişildi. Bunun neticesinde Rojava hadisesinin Türkiye’deki yansıması okulların yakıldığı, marketlerin yağmalandığı, insanların öldürüldüğü kaotik bir ortamın oluşması oldu. Olaylar sadece Diyarbakır’da, Batman’da, Bingöl’de vd. olmadı; PKK’lılar mesela Adana’da mahalle basarak ve “burada IŞİD’çiler yaşıyor” diyerek oradaki insanların malını mülkünü yağmalamaya, evlerini yakmaya kalkıştılar. Dolayısıyla bu olay bir provokasyon mudur? Evet, bir provokasyondur ama provokasyonun bizzat merkezinde PKK ve HDP’nin olduğunu kesinlikle göz ardı edemeyiz.

“Yeni İtiraflar ve yeni itirafçılar var” yaklaşımı sıkıntılar doğurur

Bugüne gelecek olursak; mesela Ayhan Bilgen bu olayla ilgili daha önce gözaltına alındı ve yargılanıp tutuklandı. Fakat 7 ay tutuklu kaldıktan sonra bir dava açtı ve tahliye edildi. AYM yapılan işin usulsüz, haksız ve aşırı olduğuna hükmedip tazminat ödenmesine karar verdi. Ayhan Bilgen şuan Kars belediye başkanı. Seçilmiş bir belediye başkanının (yeni bir bilgi-belge olup olmadığı açıklanmaksızın) bu şekilde tutuklanması kabul edilemez. Konuyla ilgili ifadelerde “yeni itiraflar ve itirafçılar var” deniliyor. Ben bu “yeni itiraflar ve itirafçılar var” yaklaşımını sıkıntıların merkezinde görüyorum. Yeni “itiraflar” ve “itirafçılar” üzerinden eğer dosya götürülecek olursa burada çok ciddi sıkıntılar doğar. Bakınız biz “İtiraflar ve itirafçılar” meselesini Türkiye’de FETÖ, Ergenekon, Balyoz, Casusluk ve daha birçok davada gördük. Maalesef yargı ile siyasetin bir kısmı, “itiraflar ve itirafçılar” üzerinden yargıyı, yürütmeyi, mahkemeleri işletmeyi pek seviyorlar ama “İtiraflar ve itirafçılar” üzerinden işleyecek yargının belgeler ve açık şahitler kadar sağlam olmadığını ve bu sebeple de siyaseti, toplumu ağır birtakım gerilimlere maruz bıraktığını da unutmamak lazım.

Siyasal hesaplaşma görüntüsünün sadece hükümete değil, topluma ve ülkeye vereceği zarar çok büyük olur

Savcının, daha sonra Adalet Bakanlığı’nın sürecin nasıl yönetileceğine dair bilgisiyle belgesiyle şahidiyle kamuoyunu açık ve hızlı bir biçimde aydınlatmasını bekliyorum. Burada mesele kamuoyunu hızlı ve net bir biçimde bilgilendirmek ve yeni bilgiler, yeni belgeler, yeni şahitler neyse onu ortaya koymaktır. Ve asla meselenin siyasal bir hesaplaşmanın tezahürü gibi ortaya çıkmaması yani “HDP’yi sandıkta yenemedik böyle bir cevap verildi” görüntüsü vermemek lazım. Bunun sadece hükümete değil, bu topluma ve ülkeye vereceği zarar çok büyük olur. Karşı ittifakları dağıtmak, HDP’yi şeytanlaştırmak; bu tür söylemlere ima yoluyla bile olsa haklılık kazandırmayacak bir sürecin işletilmesi gerekiyor. 7 kişiyle ilgili dokunulmazlıkları da geçenlerde Enis Berberoğlu’yla ilgili Anayasa Mahkemesi’nden çıkan bilgi üzerinden değerlendirmek faydalı olur diye düşünüyorum.

Amaç Millet İttifakı’nı Dağıtmak ve İYİ Parti’yi sıkıştırmak mı?

İYİ Parti’yi sıkıştırma hamlesi mi onu bilmiyoruz ama 52 insan ölmüş, 200 tane okul yakılmış; şu kadar karakol, şu kadar market, şu kadar mobese direkleri yıkılmış; yollar kesilmiş, araçlar kundaklanmış; binlerce insan yaralanmış; 37 tane il, şu kadar ilçe bir hafta boyunca resmen terörle muhasara altına alınmış… Şimdi bunları görmeden ya da görmezlikten gelerek veya sonuçlandırmadan siyaset, hükümet ileri adım atabilir mi? Kaldı ki bugün de buna dönük tehditler sürüyor. (Ayhan Bilgen neden böyle gözaltına alındı? Altan Tan çağrıldığında geleceği bilindiği halde neden bu yapılmadı? Mesela ben Sırrı Süreyya Önder’in, Emine Ayna’nın, Ayla Akat vs. PKK üzerinde herhangi bir etkisi olabileceğini düşünmüyorum. Onlar açıkçası oraya milletvekili olarak seçilmesi için listeye yazılmıştır ama herhangi bir etkileri yoktur.) Örneğin Salih Müslim dedi ki ‘Son HDP operasyonlarıyla iç savaşın kapıları aralanmıştır.’ Şimdi Türkiye sürekli olarak ‘biz iç savaş başlatırız… Ankara’da yakar, yıkarız… İstanbul’da yağmalarız… İzmir’e giremezsiniz… Antalya’da ormanları yakarız… Egede dağlara çıkamazsınız’ gibi tehditlerle böyle sıkıştırılacak, boyun eğdirilecek bir ülke görüntüsü verebilir mi? İktidarda olan parti hangisi olursa olsun bir hükümet bu tür tehditlerle ülkeyi, toplumu yönetebilir mi? Yönetemez. Mesela bugün diyoruz ki; ‘Berkin Elvan’ın ölümü aydınlatılsın!’ Aydınlatılmalı. Evet, Ali İsmail Korkmaz’ın ölümü aydınlatılmalı. Şimdi biz Ali İsmail dosyasını veya Berkin dosyasını kapatabilir miyiz? Emine Bulut dosyasını kapatabiliyor muyuz? Ali İnanç Akın dosyasını kapatabiliyor muyuz? Kapatamıyoruz, kapatamayız. 1 gün içerisinde 52 insan barbarca öldürülmüş, şehirler yakılmış yıkılmış ve bunun müsebbipleri ısrarlı bir biçimde diyorlar ki ‘Sokaklara iniyoruz, şunu yapıyoruz, bunu yapıyoruz’…

Soruşturma 6 yıl sonra açılmadı, zaten açılan soruşturma devam ediyordu

‘Soruşturma 6 yıl sonra açıldı’ dedi bir arkadaşımız. Aslında soruşturma açılmıştı, devam ediyor. Mağduriyetler devam ediyor. Bir de "AK Parti şimdi böyle yaparsa, bu, Millet İttifakı’na ve bu İttifak’ın kritik bileşeni olan İYİ Parti’yi zayıflatmaya, açığa düşürmeye dönük bir hamle olarak algılanır. Dolayısıyla bu hamleyi durdurmak lazım” gibi bir teklif seziliyor. Toplumun bir kesiminde böyle bir algı oluşmuş olabilir. Oysa bence bundan bağımsız düşünmek lazım. Buna herhangi bir biçimde siyasetin gölgesinin düşmemesi, siyasetin birtakım kaygılarının bu davaya bulaşmaması için Adalet Bakanlığı’na, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na, hükümete çağrı yapabiliriz, yapmalıyız. Ya da mesela dosyanın mümkün mertebe çok hızlı bir biçimde kamuoyuna açıklanması yönünde çağrılar yapabiliriz. Veya en azından Ayhan Bilgen’e ilişkin AYM’nin daha önce verdiği kararın göz önünde tutulması gerektiğini belirtip onun neden gözaltına alındığına ilişkin soru sorabiliriz ama ortada önü ve arkası olan bir eylemler dizisi var. Ve bu eylemler dizisinde en nihayetinde Öz Yönetim’in ilan edildiği sürece kadar giden ve sadece Sur, Cizre, Kızıltepe vb. ilçelerde 900’e yakın asker, polis, jandarma resmen infaz edilmiş, katledilmiş, hayatları karartılmış... Yaralananların sayısı bilinmiyor… Şehirler yıkılmış… Ve bu insanlar bize “Bizim belediyelerimiz Öz Yönetim ilan etti arkadaş!” diyorlar! Nasıl ilan etti? Açtı belediyeler iş makinalarıyla hendekleri, bizim gerilla olan Asayiş birimlerimiz sağolsun onlar da ellerinde bulunan dinamitleri filan yerleştirmişler böyle oldu…

Şöyle bir husus da var: O dönemde neden bu kadar kapsamlı bir dosya açılmadı? Bence hükümet, siyasi irade Çözüm Süreci’ne olabildiğince şans vermenin yollarını aradı. Ve dedi ki; ben 40 yıldır devam eden; şu kadar bin insanın canına, hayatına, malına mülküne, yerinden yurdundan olmasına mal olan bu PKK sorununu halletmek için her şeyi yapacağım. Ve göze de aldı. Bunu halletmek için esnedi, esnedi, esnedi ama her esneme PKK veya HDP tarafından ‘Biz bu siyaseti, bu hükümeti rehin aldık ve biraz daha ileri gidersek burada biz maşallah Kürdistan’ı kurduk, kuracağız!’ diye anlaşıldı. O anlaşma da cürete, küstahlığa dönüşünce bir yerden sonra bıçak kemiğe dayandı ve ip orada kopmuş oldu.

Dolayısıyla İYİ Parti meselesinde, CHP meselesinde dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla ilgili bu kadar aceleci davranılmasının doğru bulunmamasını anlayışla karşılarım. Buna eyvallah ama şuanda milletvekili olmayan insanlarla ilgili soruşturmada da olabildiğince şeffaf, hızlı bir biçimde ve Kürt meselesine ilişkin Kürt toplumunu, Kürt dilini, Kürt kimliğini, Kürt tarihini, Kürt duyarlılığını en ince bir biçimde dahi olsa incitmeyecek bir tavra ihtiyaç duyulduğu kanaatindeyim.

*

Programda Kenan Alpay'ın değerlendirmelerini içeren kısımları aşağıdaki videoları tıklayarak izleyebilir, dinleyebilirsiniz:

 

 

HABERE YORUM KAT