
Evet, Allah yolunda hicret edip de öldürülen veya ölenler için bu mükafatlar vardır. Bunun yanında Allah onlara ayrıca yardım edecektir. Zira onlar, müşrikler tarafından saldırıya uğramışlardır.
Taberi diyor ki: "Bu âyeti kerimenin, Muharrem ayının son iki gününde Müslümanlarla karşılaşan müşrikler hakkında nazil olduğu rivayet edilmektedir.
Müslümanlar, haram ayları içinde savaşmak istemiyorlardı. Bu sebeple Müslümanlar Muharrem ayının haram ay olması sebebiyle müşriklere, kendileriyle savaşmamalarını teklif ettiler. Müşrikler bunu reddederek, Müslümanlara savaş açtılar. Müslümanlar onların saldırılarına karşı koydular. Allah da müşriklere karşı Müslümanları galip getirdi.. İşte bu olay üzerine bu âyet nazil oldu.
Dehhak, bu âyet-i kerimenin kısas´ve yaralamalar hakkında olduğunu ve Medine´de nazil olduğunu söylemiştir.
Âyet-i kerimenin sonunda Allah Teala´nın affedici ve bağışlayıcı sıfatlarının zikredilmesinin ve âyetin diğer bölümüyle alakası şu şekilde izah edilmiştir. Burada, kısas hakkına sahib olan kişiyi, suçlu olanı affetmeye teşvik vardır. Ayrıca bu ifade, Allah Teala´nın suçluyu her zaman cezalandıracak güce sahib olduğunu gösterir. Zira affetmek ve bağışlamak, ancak ceza verme imkân ve gücüne sahib olan kimse için söz konusudur.
TABERİ TEFSİRİ
Zemahşerî bu ayet İle ilgili şu noktalar üzerinde durur:
1- Ayetin Başındaki İşaret Zamirinin Anlamı ("Zâlike")
Zemahşerî, ayetin başında yer alan "Zâlike" (işaret zamiri / "İşte böyledir") kelimesinin belâgat yönüne dikkat çeker. Ona göre bu ifade, önceki anlatılanlar ile sonraki hüküm arasında bir bağ kurar, dinleyenin veya okuyanın zihnini uyandırıp dikkatini gelecek olan hakikate çeker. Anlam olarak: "Durum, Allah'ın batılı yok edip hakkı üstün kılması, mazluma yardım etmesi ve hakkı savunması ibret verici bir şekilde işte böyledir" demek suretiyle ilâhî kanunun değişmezliğine vurgu yapar.
2- "Muâkabe" (Misilleme / Karşılık Verme) Kavramı
Ayet-i kerimedeki "Her kim kendisine yapılanın misliyle karşılık verirse" ifadesinde geçen muâkabe kelimesi, bir haksızlığa veya saldırıya, yapılan kötülüğe denk bir şekilde mukabele etmeyi ifade eder.
Zemahşerî, buradaki adalet dengesini vurgular; kişinin kendisine yöneltilen zulme ve saldırıya, hakkını koruyacak ölçüde aynı adalet ve dengede karşılık vermesinin meşru olduğunu belirtir.
3- "Sonrasında Tekrar Haksızlığa Uğrama)
Ayetin devamındaki "sonra yine kendisine haksızlık/tecavüz edilirse" ifadesi, kişinin kendisine yapılan ilk saldırıya meşru bir şekilde mukabele etmesine rağmen, karşı tarafın düşmanlıkta ısrar ederek ona tekrar haksız yere saldırmasını veya zulmetmesini ifade eder. Müslümanların ya da mazlumun hakkını savunmak için verdiği meşru yanıta rağmen karşı tarafın saldırganlığını sürdürmesi durumunu özetler.
4. İlâhî Yardım Vaadi ("Leynsurannehûllâh")
Zemahşerî, "Elbette Allah ona kesinlikle yardım edecektir" vaadini tefsir ederken; ilk başta kendisine zulmedilen ve haklı olarak karşı koyan kimse, saldırganların ikinci kez haksız saldırısına maruz kaldığında, Allah Teâlâ'nın o mazluma mutlak surette yardım edeceğini ve üstün kılacağını ifade eder. Bu, ilâhî adaletin ve zaferin mazlumun yanında olduğunun tescilidir.
5. Ayetin Sonundaki İlâhî İsimler: "İnnallâhe le-Afuwwun Gafûr"
Ayetin "Şüphesiz Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır" cümlesiyle bitmesi, tefsir bilginleri ve Zemahşerî açısından üzerinde derinçe durulan bir inceliktir:
Münasebet (Bağlantı): Hak sahibinin intikam alma ya da misliyle karşılık verme hakkı olmasına rağmen, bazen affetmesi ve bağışlaması (özelikle İslam'ın genel teşvik ettiği erdem olan sabır ve af) daha üstün bir makam (ula-i evlâ) olarak değerlendirilir.
Mümin kimse kendisine yapılan saldırıya misliyle karşılık verdiğinde, her ne kadar hakkını almış olsa da, affetme erdemini bir kenara bırakıp intikam yolunu seçmiş sayılabilir. İşte ayetin sonunda Allah’ın Afüvv (çok affeden) ve Gafûr (çok bağışlayan) sıfatlarının anılması; hem Allah'ın kullarına bu güzel ahlakı hatırlatması hem de kulun bazen affı terk edip kısas/intikam yolunu seçmesinden ötürü ilâhî rahmetin sığınağına ve bağışlamasına ne kadar muhtaç olduğunun incelikli bir hatırlatmasıdır.
EL KEŞŞAF TEFSİRİ

