

Allah yolunda, Allah’a kulluk yolunda, Allah’a kulluğu icra yolunda zorlandıkları bir ortamdan, bir konumdan, bir vatandan hicret edenler. Mekke küfür ortamında Allah’ın istediği bir hayatı yaşamalarına engel olundukları için evlerini, barklarını, mallarını, mülklerini, kadınlarını, çocuklarını, her şeylerini terk ederek özgürce bir kulluk sergileyebilecekleri Medine özgürlük yurduna hicret edenler. Ve kıyâmete kadar kulluklarına engel gördükleri ülkelerini, makamlarını terk ederek Allah’a hicreti yaşayacak müslümanlar. Sonra da bu yolda, Allah yolunda ölenler, yahut öldürülenler kesinlikle bilsinler ki Allah onları kerîm bir rızıkla, güzel bir mükâfatla mükâfatlandıracaktır.
Ve işte bu konuda Rabbimiz en büyük garantiyi veriyor. Kim Allah için hicret eder, muhacir olarak evinden çıkarsa, Allah ve Resûlüne itaat kastıyla, Allah ve Resûlünün emirlerini icra maksadıyla, kulluk niyetiyle evinden, şehrinden, ülkesinden, işinden çıkarsa, sonra da kendisine ölüm ulaşırsa. Yâni hicret mahalline, hicret yurduna varmadan, hedefine ulaşmadan, bu hicretinin sonunda Allah’ın kendisine vaad ettiği dünya mülk ve saltanatına, dünya izzet ve şerefine nail olmadan yarı yolda ölüm ona ulaşırsa şüphesiz ki onun ecri Allah’a aittir. Hicretinde başarı sağlamış olarak Allah onun ecrini zayi etmeyecektir. Bu Allah’ın kesin vaadidir.
Sonra kitabımızın başka âyetlerinden öğreniyoruz ki, Allah yolunda hicrete çıkanlar yeryüzünde pek çok barınacak, yerleşecek yerler, bolluklar ve genişlik bulacaktır. Ayrılırken zorlandığı, zorluk çektiği o ülkesini, kavmini, konumunu, eşini dostunu terk edip giderken kendisini büyük bolluklar, bereketler, genişlikler beklemektedir. Gerçekten bakıyoruz ki, Hz.Adem (as) dan bu yana dünyanın hangi zaman ve mekânında olursa olsun, dünyanın hangi coğrafyasında olursa olsun Allah için hicret edenlerin çok büyük bolluklara, çok büyük bereket ve hayırlara, çok büyük mülk ve saltanatlara ulaştıklarını görüyoruz.
BASAİRUL KUR’AN
İbn-i Kesir’in bu ayetlere dair getirdiği açıklamalar ve tefsirinin temel vurguları şu başlıklar altında toplanabilir:
Hicret ve Cihadın Değeri: İbn-i Kesir, bu ayetin özellikle İslam ve tevhit uğruna evlerini, barklarını, mallarını ve memleketlerini terk ederek (hicret ederek) Allah yoluna çıkan, bu uğurda ister savaş meydanında şehit edilsinler (öldürülsünler) isterse yataklarında ecelleriyle normal bir şekilde ölsünler, müminlerin büyük bir mükafata hak kazandıklarını belirttiğini ifade eder. Hicret edip yola koyulduktan sonra ölümün nasıl geldiğinin (savaşla veya eceliyle) bir önemi yoktur; niyet halis olduğu sürece her iki grup da bu ilahi vaad kapsamındadır.
"Güzel Rızık" (Rızkan Hasenâ): Ayette geçen bu ifade, tefsir bilginlerince Cennet nimetleri olarak açıklanmıştır. İbn-i Kesir, Allah yolunda çile çeken, yurdunu terk eden kullara verilecek bu rızkın hem maddî hem manevî en kusursuz ve en üstün nimetler olacağını vurgular.
"Rızık Verenlerin En Hayırlısı": Allah’ın, rızkı en güzel şekilde takdir eden, veren ve karşılığını kat kat katlayan (en cömert ve muktedir) tek merci olduğu hatırlatılır. Dünyada Allah için her şeyi geride bırakanlara, ahirette en hayırlı ve ebedi rızkı yine O verecektir.
Hoşnut Olunacak Yer (Cennet): İbn-i Kesir, buradaki "giriş yeri / medhal" ifadesinin Cennet anlamına geldiğini belirtir. Allah Teâlâ, o mümin kullarını öyle bir yurda yerleştirecektir ki, oraya girdiklerinde gördükleri ikramlar, huzur ve ihtişam karşısında tamamen hoşnut olacaklar, kalpleri tam bir tatmin ve mutluluk duyacaktır.
Allah’ın İki İlahi İsmi (Alîm ve Halîm): Ayetin sonunda bu iki isme yer verilmesi tefsir açısından büyük bir hikmet taşır:
El-Alîm (Her şeyi en iyi bilen): Allah, kullarının çektikleri sıkıntıları, katlandıkları hicret zorluklarını, kalplerindeki ihlası ve niyetleri en ince detayına kadar bilir. Kimin ne kadar fedakarlık yaptığının ilmi O'ndadır.
El-Halîm (Cezalandırmada acele etmeyen, yumuşak davranan): Kullarına mühlet veren, onlara karşı hışımla hemen muamele etmeyen, ikramı bol olandır. İbn-i Kesir’e göre bu isim, Allah'ın inkârcıların zulümlerine hemen ceza vermeyip mühlet tanıdığını, ancak müminlerin hakkını da asla zayi etmeyip en kusursuz şekilde karşılığını vereceğini ifade eder.
Genel Değerlendirme
İbn-i Kesir’e göre bu iki ayet, özellikle Mekke döneminde veya hicretin zorlu yıllarında baskı ve zulme uğrayan, inançları uğruna yurtlarını terk etmek zorunda kalan Müslümanlar için büyük bir teselli ve motivasyon kaynağıdır. Dünya hayatında yaşanan geçici sıkıntıların ve kayıpların, ahirette cennet ve kusursuz bir rızıkla fazlasıyla telafi edileceği müjdelenmektedir.
İBNİ KESİR TEFSİRİ

