“Kemalizmin Yeni Biçimi Olarak 12 Eylül Darbesi ve Vesayetin Kurumsallaşması”

“Kemalizmin Yeni Biçimi Olarak 12 Eylül Darbesi ve Vesayetin Kurumsallaşması”

Özgür-Der Başakşehir Şubesi’nin 2026-2027 faaliyet dönemi aylık seminer ve müzakere programlarının ilki gerçekleştirildi. 12 Eylül darbesinin Kemalist devlet aklını yeniden üretme biçimleri, yükselen Tevhidi uyanışa set çekmek için icat edilen devlet güdümlü din projesi, 1982 Anayasası ile tahkim edilen vesayet zırhı ve 28 Şubat’a uzanan ideolojik hat; Eğitimci-Yazar Adil Akkoyunlu’nun zindan şahitlikleriyle masaya yatırıldı.

HAKSÖZ-HABER

Özgür-Der Başakşehir Şubesi, 2026-2027 faaliyet döneminin açılışını Adil Akkoyunlu’nun “Kemalizmin Yeni Biçimi: 12 Eylül Darbesi” başlıklı programı ile yaptı. Moderatörlüğünü Hakan Sarıhan’ın üstlendiği seminerde, darbe sürecinde zindan ve işkence tezgâhlarından geçen eğitimci-yazar Adil Akkoyunlu şahitliklerini paylaşırken; Murat Yürükoğulları ve bazı katılımcılar darbenin anayasal, siyasal, eğitsel ve ideolojik boyutlarını tahlil etti.

basaksehir-4ekim2026-3

“12 Eylül, Kemalist Devlet Aklının Yeni Bir Formda Yeniden Üretilmesidir”

Oturum Yöneticisi Hakan Sarıhan’ın 12 Eylül darbesinin Türkiye’nin yakın tarihindeki en büyük kırılmalardan biri olduğunu; Darbe’nin yalnızca parlamentoyu kapatıp siyasi partileri lağvetmekle kalmadığını; devlet-toplum ilişkilerini, eğitim anlayışını, gençliği ve zihniyet dünyasını bütünüyle yeniden dizayn ettiğini belirtirken konuyla ilgili şunları vurguladı:

"12 Eylül 1980, Adil Akkoyunlu hocamızın ifadesiyle şiddetli bir depremle bütün Türkiye’yi sarstı. Bu müdahale, Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren şekillenen Kemalist devlet anlayışının yeni bir biçimde, yeniden üretilmesi operasyonuydu.

12 Eylül bir milattır; zira bir neslin tasfiyesini, bağımsız düşünce dünyasının baskılanmasını ve resmi ideolojiye ram olmuş yeni bir toplum tasavvurunun inşasını hedeflemiştir. Bunun en somut kurumsal belgesi de Atatürk milliyetçiliğini, inkılapları ve vesayeti dokunulmaz kılan 1982 Anayasası olmuştur."

Sarıhan, konuşmacı Adil Akkoyunlu’nun Ekin Yayınları tarafından gözden geçirilmiş yeni baskısı matbaada olan “Bir İslamcının 12 Eylül Hatıraları” kitabına atıfta bulunarak; Akkoyunlu’nun aktardığı gece yarısı açılan zincirli kapıların, hücrelerin, Kur’an’ın ayaklar altına alındığı sorguların soyut birer anı değil, bizzat resmi ideolojinin insanı ve toplumu dönüştürme şiddetinin canlı vesikaları olduğunu ifade etti.

Kurumsal Çerçevenin Zindandaki Yansıması: Adil Akkoyunlu’nun Şahitlikleri

basaksehir-4ekim2026-2“Kimin İzindesin? Atatürk’ün mü, Hz. Muhammed’in mi?”

Malatya Hasırcılar köyünde öğretmenlik yaparken hiçbir hukuki gerekçe olmaksızın gözaltına alınan, aylarca Filistin askısı dâhil ağır işkencelerden geçirilen Adil Akkoyunlu; darbenin asıl gayesinin şahsiyetleri kırmak ve Kemalist dogmaya biat ettirmek olduğunu şu tanıklıkla anlattı:

"Günlerce aç susuz askıda tuttuktan sonra işkencecilerden biri böğürerek dedi ki: 'Oğlum, elimizde geberip gideceksin. Atatürk’ün izindeyim de, seni bırakalım!' Durdum ve düşündüm. Ammar bin Yâsir hadisesinde olduğu gibi kalben inanmasam da dille söylemek için ruhsat vardı. Ama ben azimeti tercih ettim. 'Eğer onların istediğini söylersem hem kendi şahsiyetimi ayaklar altına alırım hem de Müslümanların izzetini çiğnetmiş olurum; bir iki dayak yedi, hemen pes etti dedirtmem' dedim. Ucunda ölüm de olsa şereflice olsun dedim ve haykırdım: ‘Ben Hazreti Muhammed’in izindeyim!’ Çıldırdılar ve beni komaya girene kadar dövdüler. Gözümü hastanede açtım; doktorlar 'Bu kurtulmaz, burada ölsün' diye sevk edildiğimi söylediler."

Fıtri Merhamet ve İslami Duruş

70 kişilik koğuşlarda solcu ve devrimci mahkûmlara İslam’ın adaletini, eşitliğini ve 'îsâr' (kardeşini nefsine tercih etme) ahlakını anlattığını belirten Akkoyunlu; zulüm kime yapılırsa yapılsın Müslüman’ın adalet ve fıtri merhameti elden bırakmaması gerektiğini ifade etti. Günlerce aç bırakıldıkları Elazığ 1800 Evler Cezaevi'nde, yan koğuştaki 14-15 yaşlarındaki komünist kızların kendi paylarına düşen kuru ekmekleri demir parmaklıklar arasından gizlice kendilerine uzattığını; kendisinin de elleri işkenceden felç olmuş solcu bir gencin yemeğini yedirip bakımını üstlendiğini anlatarak fıtrattaki vicdanın ideolojilerden büyük olduğunu dile getirdi.

“Düşünmeyen, Dünyevileşmiş Bir Toplum Tasarımı”

İşkencecilerin sürekli "Oğlum sağcılık, solculuk, şeriatçılık sizin neyinize lazım? Gidin eğlenin, müzik dinleyin, maça gidin" telkininde bulunduklarını hatırlatan Akkoyunlu, 12 Eylül’ün apolitik, sorgulamayan ve dünyevileşmiş bir toplum üretmeyi amaçladığını; darbe sonrası solun ve milliyetçilerin sistem içi savrulmalar yaşadığını, Müslümanlar arasında da birtakım çözülmeler görülse de Tevhidi uyanış bilincinin kısa sürede toparlanmayı başardığını söyledi.

Akkoyunlu’nun yaşadıklarından ve bildiklerinden sadece bir kısmını anlattığı dramatik tablolar ve uygulanan cürümlerle ilgili anlatılarının farklı boyutlarının yeniden yayınlanacak kitabından okunabileceğini belirtti.

“12 Eylül İşkencehanelerinden 28 Şubat MGK Kararlarına Uzanan Süreklilik”

Akkoyunlu’nun şahitliklerinin ardından söz alan Murat Yürükoğulları, 12 Eylül’e dair yıllardır kamuoyuna empoze edilen "Darbe sağ ve sol çatışmasını bitirdi, dindarlara ise dokunmadı" tezinin büyük bir ideolojik kurgu ve yalan olduğunu, bu şahitliklerin söz konusu manipülasyonu bütünüyle yerle bir ettiğini belirtti.

basaksehir-4ekim2026-112 Eylül sorgu odalarındaki polisin vesayetçi yaklaşımı ile 28 Şubat MGK kararlarını şekillendiren jakoben anlayış aynı ideolojik kaynaktan beslenmektedir. Darbeler arasında organik zihniyet bağı Türkiye'deki askeri ve bürokratik müdahalelerin birbirinden bağımsız olmadığını, aksine aynı vesayetçi zihniyetin farklı dönemlerdeki tezahürleri olarak kesintisiz bir ilişki oluşturduğunu vurguladı.

"Hocamızın kitabında geçen çok sarsıcı bir diyalog vardır: İşkenceciler birbirlerine 'İşkenceye devam et! Bunlar var ya bunlar, memleket için en tehlikelisidir!' diye bağırıyorlar. Bu cümle sıradan bir polis refleksi değildir. İşkencehanelerde Müslümanlar için kurulan o cümle, yıllar sonra 28 Şubat sürecinde Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ne girmiş ve 'İrtica 1 numaralı iç tehdittir' şeklinde devlet politikası haline getirilmiştir. 12 Eylül’ün ektiği Kemalist tohumlar, 28 Şubat’ta vesayetin zirvesi olarak meyve vermiştir."

Tevhidi Uyanışa Karşı “Devlet Güdümlü Din” Projesi

Darbeci 12 Eylül cuntası Müslümanlara karşı şiddetli şekilde baskı kurmasına rağmen dini alana yaklaşımındaki ikiyüzlü strateji kullandığını belirten Yörükoğlu, Kenan Evren’in miting meydanlarında ayet ve hadisler okuması, ilk ve ortaöğretimde din derslerinin anayasal zorunluluk haline getirilmesi gibi adımların "dine özgürlük" değil, tam aksine “Tevhidi uyanışı bastırma ve devlete sadık, uysal bir din üretme mühendisliği” olduğunu vurguladı.

Yürükoğulları’nın öne çıkan diğer vurguları şunlardı:

Tevhidi Uyanış ve Bölgesel Dinamikler Tehdit Görüldü: 1970’lerin ikinci yarısında Türkiye’de geleneksel ve sağcı refleksleri aşarak Kur'an ve Sünnet ekseninde gelişen bağımsız bir İslami bilinç filizleniyordu. Eş zamanlı olarak 1979 İran İslam Devrimi’nı etki rüzgârı vardı. Cunta yönetimi, bağımsız İslami kimliği sistem için en büyük tehlike olarak kodladı.

"Bizim İstediğimiz Gibi Dindar Olun": Darbeciler dini yasaklamak yerine devlet tekeline almayı hedefledi. 12 Eylül cuntacıları "Biz size dindar olmayın demiyoruz; dindar olun ama adaletten, siyasetten, itirazdan arındırılmış ve devlete kayıtsız şartsız itaat eden bizim istediğimiz türden bir dindar olun" diyerek dini resmi ideolojinin aparatı kılmak istedi.

Eğitimde ve Hukukta Kurumsallaşan Kemalizm

Oturum Başkanı, Müzakereci, izleyici katılımları ve Adil Akkoyunlu’nun katkılarıyla oturumun müzakere bölümünde şu vurgular dikkat çekti:

12 Eylül "Kemalizmin yeni biçimi" olarak toplumsal hayatı hukuki ve kurumsal araçlarla tahkim etmeye çalıştı:

Müfredatın Atatürkçülükle Kuşatılması: Yalnızca tarih kitapları değil; Türkçe, fen bilgisi, coğrafya ve zorunlu kılınan din kültürü kitaplarının dahil içine "Atatürkçülük" üniteleri ve metinleri yerleştirildi. Bütün ders kitaplarının ilk sayfalarına İstiklal Marşı, Gençliğe Hitabe ve Atatürk portresi konulması kurala bağlandı.

Okullarda Heykel/Büst Mecburiyeti: Okul bahçelerine Atatürk büstü dikilmesi, bunların korunması, temizlenmesi ve etrafında askeri nizam törenler yapılması kanuni zorunluluk haline getirildi.

Üniversitelerde İdeolojik İpotek: YÖK sistemi kurularak bütün üniversite öğrencilerine zorunlu "Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi" dersi dayatıldı.

1982 Anayasası ve Değiştirilemezlik Zırhı: 1961 Anayasası’nda bulunmayan "Atatürk Milliyetçiliği" kavramı, 1982 Anayasası ile devletin temel niteliği yapıldı. Darbeciler, ihdas ettikleri 4. madde ile ilk üç maddenin değiştirilmesini ve değiştirilmesinin teklif dahi edilmesini yasaklayarak vesayeti zırh içine aldı.

Bütün memur kadrolarındaki İslami kimlikli görevliler yoğun bir takibe uğradılar. Kiminin sicili bozuldu, kimi sürüldü, kimi tutuklandı.

Bugün yürüyen yeni anayasa tartışmalarında darbeciler yargılanmış olsa bile onların kurduğu vesayet kurumları, eğitim yasaları ve ideolojik dayatmaları halen yürürlüktedir. Türkiye ideoloji dayatmayan, vesayetçi mirası reddeden sivil ve adil bir anayasaya geçmelidir.

Müzakere bölümünde topluca ortaya çıkan bu ideolojik ve tarihsel çerçeve, Adil Akkoyunlu’nun anlattığı canlı şahitliklerle somutlaşmış da oldu.

Başakşehir Özgür-Der’in Ekim ayındaki bir müzakere programında “Barış ya da Terörsüz Türkiye Sürecinin Önündeki Engeller” başlığı Aydın Ünal ile işlenecek ve müzakereciler Mehmet Alagöz ve İhsan Deniz tarafından ele alınacak.

basaksehir-4ekim2026-5

basaksehir-4ekim2026-4

Haber: Mehmet Suyuti Dindar

Fotoğraf: Fatih Ak

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir