1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Hürmüz’deki jeopolitik satranç
Hürmüz’deki jeopolitik satranç

Hürmüz’deki jeopolitik satranç

“Hürmüz Boğazı etrafında büyüyen gerilim, yalnızca enerji piyasalarını değil küresel güç dengelerini de yeniden şekillendiriyor... Mesele artık boğazın açılıp açılmayacağı değil, hangi güç dengesiyle yeniden açılacağı.”

19 Mayıs 2026 Salı 01:22A+A-

Hürmüz’deki Jeopolitik Satranç

Sude Yıldırım / Fokus+


 

1980’lerden itibaren şekillenen neoliberal küreselleşme modeli; malların, hizmetlerin ve sermayenin mümkün olan en düşük maliyetle dünya geneline yayılmasını amaçlayan bir ekonomik düzen yarattı. Bu sistemde, devletler doğrudan üretici aktörler olmaktan çok piyasanın işleyişini düzenleyen kurumlara dönüştü. Ucuz taşımacılık ve gelişen teknolojiler sayesinde üretim süreçleri dünyanın farklı bölgelerine yayıldı; tedarik zincirleri genişledi, ekonomiler birbirine daha bağımlı hâle geldi. Bir güvenlik ikilemi olarak ortaya çıkan karşılıklı bağımlılık küresel bir kırılganlık yarattı: Küresel ekonomi, birkaç kritik boğaz ve lojistik noktasına aşırı bağımlı hâle geldi. Süveyş Kanalı, Panama Kanalı, Malakka Boğazı ve özellikle Hürmüz Boğazı, dünya ticaretinin ve enerji akışının stratejik düğüm noktalarına dönüştü. 

Denizlerin serbestisi ve realist siyasetin çatışması 

17. yüzyılda Hollandalı hukukçu Hugo Grotius tarafından geliştirilen “Mare Liberum” (Denizlerin Serbestisi) anlayışı, denizlerin hiçbir devletin tekeline bırakılmaması gerektiğini savunuyordu. Yüzyıllar içinde bu ilke, uluslararası deniz hukukunun temel normlarından biri hâline geldi.  

Ancak tarih, diğerleri gibi bu ilkenin de mutlak olmadığını gösterdi. Bugünlerde Hürmüz Boğazı’nın ‘İran’ın mülkü’ olduğunu savunan İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Muhammed Rıza Arif, bu gerçeği yeniden hatırlatıyor: Küresel ekonomi, hukuki normların değil, siyasi ve askerî dengelerin izin verdiği ölçüde işler. 

Dr. Sibel Bülbül Pehlivan konuyla alakalı görüşlerini Fokus+'a aktardı: 

John Mearsheimer’ın saldırgan realizm yaklaşımı, devletlerin anarşik uluslararası sistemde güvenliklerini yalnızca iyi niyetle değil, güç biriktirerek korumaya çalıştığını söyler. Bu mantıkla Hürmüz, İran için sadece bir coğrafya değil; bir caydırıcılık aracıdır. Bir ‘boğaz’ değil, bir kaldıraçtır.

Enerji koridoru Hürmüz 

Basra Körfezi’ni Umman Körfezi üzerinden Hint Okyanusu’na bağlayan bu dar su yolu, yalnızca İran ile Umman arasındaki bir geçit değil; dünya ekonomisinin en kritik enerji arteri. 28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan gerilim ile önemi daha net görünen Hürmüz Boğazı; yalnızca modern enerji çağının değil, tarih boyunca da büyük güç rekabetinin merkezinde kaldı.  

Bugün ise boğazdan günlük yaklaşık 20 milyon varil petrol ve önemli miktarda LNG (sıvılaştırılmış doğal gaz) taşınıyor. Boğazdan geçen enerji, küresel petrol tüketiminin yaklaşık %20'sine ve deniz yoluyla yapılan dünya petrol ticaretinin %30'una karşılık geliyor. 

Dr. Sibel Bülbül Pehlivan:

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre 2025'te deniz yoluyla taşınan petrol ticaretinin yaklaşık dörtte biri Hürmüz'den geçti. Alternatif güzergâh kapasitesi ise oldukça sınırlı: yalnızca Suudi Arabistan ve BAE'nin boğazı kısmen baypas edebilecek işleyen ham petrol boru hatları var. Bu kapasite de tüm bölgesel akışı karşılamaya yetmiyor. Bu nedenle İran, Irak, Kuveyt, Katar ve Bahreyn büyük ölçüde Hürmüz'e bağımlı durumda.

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV)’nın “Hürmüz Krizi Sonrası Enerji Mimarisi ve Türkiye” çalışmasıyla da Hürmüz’deki kesintinin yalnızca enerji piyasalarını değil, küresel ekonomik işleyişin tamamını etkileyen sistemik bir şok yarattığı vurgulanıyor. 

IEA Başkanı Fatih Birol ise küresel ekonomiyi saran enerji krizinin, İran’ın güney kıyısı açıklarındaki dar su yolu olan Hürmüz Boğazı yeniden trafiğe açılmadan sona ermeyeceğini, o noktadan sonra bile önümüzdeki yolun son derece belirsiz olmaya devam edeceğini ifade etti.  

Birol, “Önümüzdeki birkaç yılda enerji güvenliği öncelikleri, enerji politikalarına hâkim olacak” açıklamasıyla ülkelerin mümkün olduğunca yerli üretimi artıracağını vurguladı. Bunun yalnızca yenilenebilir enerjiyi değil, aynı zamanda nükleer ve kömür üretimini kapsayacağını da konuşmasına ekledi. 

Dr. Sibel Bülbül Pehlivan:

Boğazın tamamen eski anlamda açılacağını düşünmüyorum. Daha gerçekçi soru şu olmalı: Hürmüz eski statüsüyle mi açılacak, yoksa İran’ın denetim iddiasını fiilen kabul ettirdiği yeni bir rejime mi dönüşecek? Şimdilik ikinci ihtimal daha güçlü görünüyor.

Aynı boğaz, farklı hesaplar 

Hürmüz Boğazı büyük bir coğrafyayı etkiliyor olsa da ABD gibi küresel güçlerin konudaki tutumu dikkat çekiyor. Küresel petrol fiyatlarını kontrol altında tutmayı ve deniz ticaret yollarındaki askerî üstünlüğünü sürdürmeyi hedefleyen Amerika, coğrafyada otorite olarak kalabilmeyi amaçlıyor. 

Bölgedeki ısrarını sürdüren ABD ordusunun artan operasyon maliyetleri nedeniyle milyarlarca dolarlık bütçe açığıyla karşı karşıya kaldığı belirtilirken İran bağlantılı askerî operasyonlar ve sınır görevlerinin Pentagon üzerindeki mali baskıyı büyüttüğü ifade edildi. Tahran’dan ise Hürmüz Boğazı konusunda sert mesaj gecikmedi. Yapılan açıklamada, “Bedeli ne olursa olsun Hürmüz Boğazı’nı kaybetmeyeceğiz” ifadesi kullanıldı.

Geçtiğimiz günlerde Trump ile görüşme gerçekleştiren Xi Jinping açısından Hürmüz Boğazı, gittikçe büyüyen Çin sanayisinin ihtiyaç duyduğu enerji akışının güvence altına alınması demek. Bir diğer büyük enerji tedarikçisi olan Rusya için ise Körfez’deki her gerilim, kısa vadede yükselen petrol fiyatları sayesinde ekonomik fırsat yaratırken uzun vadede küresel durgunluk ve talep düşüşü, Rusya için de olumsuz sonuçlar doğurabilir. 

İsrail, İran’ın Hürmüz üzerindeki etkisini ekonomik bir araçtan çok bölgesel güç dengesini değiştirebilecek stratejik bir kaldıraç olarak değerlendiriyor. Türkiye ise hem enerji ithalatçısı bir ekonomi hem de Orta Koridor perspektifinde enerji zengini ülkelerin dünya pazarlarına ulaşmasını sağlayabilecek bir aktör olarak öne çıkıyor. Bu nedenle Hürmüz’de yaşanan her kriz, Ankara açısından bir yandan enerji maliyetlerini artıran bir risk taşırken diğer yandan Türkiye’nin diplomatik arabulucu rolünü ve jeopolitik konumunu güçlendiren bir fırsat anlamına geliyor. 

Modern dünyanın bir mesajı var 

Hürmüz krizi, dünyaya küreselleşmenin temelini sorgulattı. Devletler, verimlilik uğruna güvenliği ihmal etti ve en ucuz rotanın her zaman en güvenli rota olmadığını öğrendi. 

Bugünlerde yaşananlar ise enerji güvenliğinin yalnızca ekonomik değil, çok katmanlı bir mesele olduğunu ortaya koyuyor. 

Dr. Sibel Bülbül Pehlivan:

Hürmüz açıldığında kriz bitmiş olmayacak. Sadece yeni bir dengeye geçilmiş olacak. Bu yeni dengede enerji artık salt bir ticaret ürünü değil, doğrudan bir güvenlik meselesidir.

Uzun vadede ise beklenen senaryo, yeni bir enerji mimarisinin oluşması. Dünyanın, Hürmüz’e olan bağımlılığı azaltacak alternatif güzergâhlara ve enerji kaynaklarına yöneleceği bekleniyor. 

HABERE YORUM KAT