1. HABERLER

  2. HAKSÖZ-ÇEVİRİ

  3. Heykeller, Siyaset ve Geçmiş
Heykeller, Siyaset ve Geçmiş

Heykeller, Siyaset ve Geçmiş

”Belirli heykeller hakkındaki tartışmalar, spesifik bir tarih görüşü hakkındaki anlaşmazlıkların sonucudur. Rhodes’u veya Konfederasyon generallerini cani olarak görenler ile onları kahraman olarak görenler arasındaki keskin ayrım buna bir örnektir.”

12 Haziran 2020 Cuma 13:20A+A-

Simon John / The History Today
Çev: Melike Belkıs Türkmen / Haksöz Haber

Kamusal anıtlar geçmiş hakkındaki keskin yorum farklarından doğan tarihsel çatışmaları açıklayıcı bir mevkiye gelmiştir.

Heykeller neye hizmet ediyor? Bu soru eski İngiltere Başbakanı Theresa May Haziran 2019’da Londra’nın Waterloo istasyonunda  Windrush neslinin 1948’de İngiltere’ye ilk gelişini anmak için bir tören yapmaya dair planlarını açıkladığında gündeme geldi. Windrush Vakfı bu töreni düzenlemek için İngiltere’deki Karayip Topluluğu’na danışılmadığını belirterek bu planları eleştirdi.

Bu, heykellerin amacına dair küresel tartışmalara yol açan olaylardan sadece biriydi. 2015’te Cape Town Üniversitesi’nde başlayıp ertesi yıl Oxford Üniversitesi’ne sıçrayan “Rhodes Yıkılmalı” hareketi, sömürgeci Cecil Rhodes’un heykelini iki kampüste de protesto etti. Dahası, son birkaç yıldır ABD’de kamusal alanlardaki Amerikan İç Savaşını anmak için dikilen Konfederasyon heykellerin kaldırılmasına yönelik kampanyaların sürdüğü görülüyor. Buna karşı olanlar ise heykellerin yerlerinde kalması yönünde çalışmalar yapıyor. İki tarafın ortak olarak işaret ettiği nokta ise heykellerin farklı tarih görüşleri arasındaki geniş çaplı çatışmaya ışık tuttuğudur.

Tartışma konusu olan heykeller

Ulusların ve toplulukların tartışmalı heykeller ile baş etmek için çeşitli seçenekleri var. Bunlardan birisi bu heykelleri tamamen ortadan kaldırmak. Bazı dönemlerde, otoriteler tam olarak bunu yapmıştır. Örneğin, Hitler’in Almanya’da çöküşünün ardından eski Reich döneminde Nasyonal Sosyalizm hayaletini kovmak için Nazi heykelleri derhal yıkıldı.

Bu heykellere karşı olan diğer bir grup ise heykellerin tamamen yıkılmasını istemiyorlar çünkü bir heykelin tamamen kaldırılmasının geçmişteki travmatik bir olayın yaşanmamış gibi yapılmasına eş değer olduğunu savunuyorlar. Bunun yerine tartışmalı heykellerin kaldırılmasını ama heykelin kaidelerinin yaşanan olayları hatırlatması için korunması gerektiğini savunuyorlar. Buna göre, ABD’deki boş sütunlar bazı toplulukların zor geçmişleriyle nasıl yüzleştiklerini göstermektedir.

Tartışmalı heykellerin savunucuları bu heykelleri kaldırmanın tarihin bir parçasını unuturacağını öne sürüyor. Bu heykeller insanlara geçmiş hakkında bilgi verdiği için onların korunması gerektiğini savunuyorlar. Ancak bir heykel gerçekten geçmiş hakkında bilgi edinme hususunda etkili bir yol mu?

Heykel düşkünlüğü

behindthetimes-statues.jpgBu soruya aydınlatıcı bir cevap vermenin yolu eski toplumların anıtlara olan tutumunu incelemektir. Özellikle, 19. yüzyıl Avrupa’sındaki gelişmeler, devam eden bu soruna yeni bir bakış açısı getirme potansiyeline sahiptir. Bu dönemde, birçok siyasi topluluk tarihi günümüz çıkarlarına hizmet edecek  hale getiren devlet-inşası planları yürüttü. Uluslar kaynaklarını ve enerjilerini geçmişteki kahramanları anmak için heykeller yapmaya adadılar. Helke Rausch’un, 1848-1914 yılları arasında Avrupa başkentlerindeki heykellerin siyasi kullanımları üzerine yaptığı önemli çalışma büyük şehirlere düzinelerce yeni anıt yapıldığını gösteriyor: Paris’te 78, Berlin’de 59 ve Londra’da 61 yeni heykel yapıldı. Haklı olarak tarihçiler 19. yüzyılı genellikle “heykel düşkünlüğü” çağı olarak adlandırıyor.

Bu anıtlar Avrupa şehirlerinin dokusunu şekillendirmeye devam ediyor. Örneğin, 1874’te Paris’teki Place des Pyramides meydanına dikilen Jeanne d’Arc heykeli Fransa’nın başkentinde alışılmış bir görüntü olmaya devam ediyor. Her yaz, Fransa Bisiklet Turu’nun yarışçıları yarışın son aşamasında şehrin tarihi kalbi olarak gördükleri Jeanne d’Arc heykelini selamlıyorlar. 1860’ta Londra’daki Westminster Sarayı’nın önüne dikilen 1. Richard’ın heykeli hala gururla Parlamento Sarayı’nın girişinde duruyor. Richard’ın sert bronz bakışları 150 yıllık tarihe koruyuculuk yapıyor. 1839’da Berlin’in Unter den Linden bulvarına dikilen Büyük Friedrich’in devasa heykelinin kaderi şehrin tarihi ile iç içe geçiyor. 2. Dünya Savaşı sırasında anıt, koruyucu çimento ile kaplanmıştır. 1950’lerin başında, Doğu Almanya otoriteleri heykelin birkaç kez yerini değiştirdi. 1990’da Almanya’nın yeniden birleşmesinin hemen ardından 1839’da Friedrich normal yerine geri döndü.

Belçika ulusu

Anıtların 19. yüzyılda Belçika’daki kullanım şekilleri o dönemdeki Avrupa eğilimlerini ve tutumlarını göstermektedir. Belçika 1830-1831 devriminde kuruldu ve siyasi elitler ömürlerini kazanılan bağımsızlığı pekiştirmeye adadı. Yeni bir ulusal kimlik oluşturmaya çalışan çok yönlü bir programın parçası olarak siyasi otoriteler günümüzde Belçika ulusunu meşrulaştırmak amacıyla geçmişten büyük oranda faydalandı. İngiltere ve Fransa gibi daha saygıdeğer ulusların aksine, Belçika devlet-inşacıları sürekliliğin yüzyıllardır devam eden kurum ve yapılardan kaynaklandığına dikkat çekemediler. Bunun yerine, tarihin meşrulaştırıcı gücünü farklı bir şekilde kullanmak zorunda kaldılar. Sonuç olarak, çabalarını şekillendiren planları ve hedefleri diğer devletlerinkinden daha açık bir şekilde odak noktası olmuştur.

Elit Projesi

Brüksel, başkent ve ülke genelindeki diğer şehir ve kasabalar için yapılan çok sayıdaki anıtı göz önüne alarak toplumsal dayanışma ruhunu canlandırmak için Belçikalı siyasi elitler geçmişin kullanımını araştırmaları için görevlendirildi ve bu çalışmalar için önemli miktarda bir fon sağlandı. Bu yeni anıtların çoğu Belçika Devrimi’nden çok önce yaşamış kişileri onurlandırmak içindi. Bazıları Orta Çağ’ı hatırlatırken, 1866’da Tongeren’de ortaya çıkan Galya lideri Ambiorix heykeli gibi diğerleri çok daha uzak geçmişi ortaya çıkardı. 7 Ocak 1835’te çıkarılan bir kararnamede, Belçika hükümeti “ülkenin şanına katkıda bulunan Belçikalılar’ı onurlandırmak için” yeni heykellerin dikilmesini desteklemeyi “ulusal bir görev” olarak saydığını belirtti. Bunu takip eden yıllarda, daha eski çağlardan örnek olarak sunulan Şarlman, Peter Paul Rubens ve Andreas Vesalius gibi çeşitli Belçikalı figürler, ülke genelinde halka açık alanlarda bronz ve taş ile ölümsüzleştirildi.

Belçika heykelcilik dalgası sadece geçmişin yorumunu aktarmakla ilgili değildi. Geçmişle bugünün arasındaki ilişkiye aracılık etmeyi amaçlayan bir planın parçasıydı. 1859’da Brüksel, 1830'da Belçika Devrimi sırasında kurulan yasama meclisi olan Ulusal Kongre üyelerini onurlandıran devasa bir anıtın açılışına şahit oldu. Ertesi yıl Brüksel Kongre Sütunu’nu öven bir raporda Belçika heykelleri hakkında şunlar söylendi:

”Her insanın tarihi anıtlarında yazılmıştır. Bu anıtlar taraf tutmaksızın ve eksiltmeksizin bu insanların geleneklerini, inançlarını ve kurumlarını ortaya koyarlar. Bu gözlem tüm dönemler ve ülkeler için geçerlidir ve özellikle de Belçika’da bu durum kanıtlanmıştır.”

Belçika anıtlarının tarafsız olduğunu bilinçli bir şekilde iddia eden bu girişim, durumun tam olarak tersi olduğunun ortaya çıkmasına yol açıyor. 19. yüzyılda Belçika’da dikilen bu heykeller geçmiş hakkında tarafsız ve inkar edilemez bir malumat ortaya koymuyor. Daha ziyade, Belçika ulusu 1830-1831’de daha henüz bir siyasi varlık haline gelmişken, bu heykellerin yüzyıllarca bu bölgede oturanların kalplerini ve zihinlerini şekillendirmeye yönelik bir dürtü olduğuna dair belirli bir tarih görüşünü temsil ediyorlar. 19. yüzyılın ortalarında başkenti ziyaret edenler bu tarihin somut halini bronzdan yapılmış ve taşa oyulmuş figürlerde görebiliyordu. Bununla birlikte, Brüksel’in 19. yüzyıl heykelleri Vesalius gibi tarihi kahramanlarla, Belçika Devrimi’nin anıtlarıyla ve Kongre Sütunu’yla  bir çeşit açık hava panteonu oluşturuyor.

Geçmişi müzakere etmek

Belçika’da dikilen heykeller 19. yüzyılın ortalarında hüküm süren tarihin yorumlanmasına yardımcı oluyor. Flaman milliyetçiliğinin yükselişi ve Kongo’daki sömürge faliyetlerine karşı olan tepkiler gibi sonraki gelişmeler, ülkenin geçmişiyle ilgili yeni ve bazen de tutarsız kavramların ortaya çıkmasına neden oldu. Buna karşılık, ulusal heykeltıraşlık ve değerler karşı tutumlar somutlaştı. Yine de, 1830-1831 sonrasında dikilmiş heykeller hala duruyor. Belçika’nın bağımsızlığını güvence altına almak için dikilen heykeller hala siyasi varlığını sürdürüyor.

Peki, 19. yüzyıl heykelciliği bugünki tartışmalara nasıl ışık tutabilir? Heykeller bize tarih hakkında bilgi verebilir ancak geçmişe dair değişmez gerçekleri aktarmazlar. Bunun yerine, belirli bir toplumun geçmişine ait belirlenmiş fikirleri sembolize ederler. 19. yüzyıl Belçika’sındaki vaka çalışmamızın gösterdiği gibi, tarih değişen siyasi amaçlara göre yeniden şekillendirilmek için karmaşık ve hassastır. Bir bakıma heykeller bize geçmişi anlatıyor ama bu onların bize anlattıklarını eleştirmeden kabul edeceğimiz anlamına gelmiyor.

Belirli heykeller hakkındaki tartışmalar, spesifik bir tarih görüşü hakkındaki anlaşmazlıkların sonucudur. Rhodes’u veya Konfederasyon generallerini cani olarak görenler ile onları kahraman olarak görenler arasındaki keskin ayrım buna bir örnektir.

Anlaşmazlıklar insanların anıtları farklı şekillerde yorumlamasına da sebep olmuştur. Bir tarafta bu figürleri tarihin önemli ve unutulmaz parçaları olarak gören kişiler varken, diğer tarafta belirli bir heykelin ötesindeki daha karmaşık ve tartışılabilir geçmişi görebilen ve görmeye istekli kişiler var. İkinci görüş, herhangi bir anıtta yer alan modası geçmiş ve bölücü politik değerlerin sadece ve sadece geçmişte olduğunu kabul etmeye daha hazırdır.

 

*Simon John, Swansea Üniversitesi'nde Ortaçağ Tarihi Kıdemli Öğretim Görevlisidir.

HABERE YORUM KAT

4 Yorum